<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Senail Özkan | İSAM Bülten</title>
	<atom:link href="https://bulten.isam.org.tr/author/senailozkan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bulten.isam.org.tr</link>
	<description>İslam Araştırmaları Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Jul 2026 22:53:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/04/Calisma-Yuzeyi-1.png</url>
	<title>Senail Özkan | İSAM Bülten</title>
	<link>https://bulten.isam.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>From Goethe to Rilke: The Conception of Prophethood and the Image of the Prophet Muhammad in Western Poetry</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/from-goethe-to-rilke-the-conception-of-prophethood-and-the-image-of-the-prophet-muhammad-in-western-poetry/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/from-goethe-to-rilke-the-conception-of-prophethood-and-the-image-of-the-prophet-muhammad-in-western-poetry/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Senail Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 14:45:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=7637</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="et_pb_section et_pb_section_0 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_0">
								<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_0  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_0  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				
			</div>
			</div>			
				
				
				
				
			</div>		
				
				
			</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/from-goethe-to-rilke-the-conception-of-prophethood-and-the-image-of-the-prophet-muhammad-in-western-poetry/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Goethe’den Rilke’ye: Batı şiirinde Hz. Muhammed ve Nübüvvet Tasavvuru</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/goetheden-rilkeye-bati-siirinde-hz-muhammed-ve-nubuvvet-tasavvuru/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/goetheden-rilkeye-bati-siirinde-hz-muhammed-ve-nubuvvet-tasavvuru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Senail Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 11:27:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=7587</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/goetheden-rilkeye-bati-siirinde-hz-muhammed-ve-nubuvvet-tasavvuru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tercüme Felsefesi</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/tercume-felsefesi/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/tercume-felsefesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Senail Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Nov 2024 11:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap-Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=5576</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="et_pb_section et_pb_section_1 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_1">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_1  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_1  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="text-align: right;"><span style="color: #333333;">“Hiçbir şey yazılı söz kadar yabancı ve dolayısıyla anlaşılması zor değildir<em>.</em>”</span><br /><span style="color: #333333;">Gadamer</span></p>
<p><span style="color: #333333;"> </span><span style="color: #333333; font-size: 14px; text-align: justify;">Hz. Mevlânâ, </span><em style="color: #333333; font-size: 14px; text-align: justify;">Mesnevî</em><span style="color: #333333; font-size: 14px; text-align: justify;">’nin ikinci cildinde birbirlerinin dediğini anlamayan dört kişinin üzüm için kavgaya tutuşmalarını şöyle anlatır:</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;">Adamın biri, dört kişiye bir dirhem verdi. Adamlardan biri, “Ben bu parayı ‘engûra’ vereceğim” dedi.<br /></span><span style="color: #333333;">Öbürü Arap’tı, “Lâ” dedi, “Ben ‘inep’ isterim herif, engûr istemem.”<br /></span><span style="color: #333333;">Üçüncü Türk’tü, “Bu para benim” dedi, “Ben inep istemem, ‘üzüm’ isterim.”<br /></span><span style="color: #333333;">Dördüncü ise Rum’du, dedi ki: “Bırak bu lafları, biz ‘istafil’ isteriz.”<br /></span><span style="color: #333333;">Derken savaşa başladılar. Çünkü adların sırrından gafildiler.<br /></span><span style="color: #333333;">Ahmaklıktan birbirlerini yumruklamaya koyuldular. Bilgisizlikle dolu, bilgiden boş adamlardı bunlar.<br /></span><span style="color: #333333;">Sır sahibi, yüzlerce dil bilir, kadri yüce birisi orada olsaydı, onları uzlaştırırdı.<br /></span><span style="color: #333333;">Onlara “Ben bu bir dirhemle hepinizin isteğini yerine getiririm.<br /></span><span style="color: #333333;">Gönlünüzü gıllügışsız bana teslim edin. Bu bir dirheminiz, sizin istediğiniz şeylerin hepsini yapar.”<br /></span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Görüldüğü üzere <em>ineb</em>, <em>engûr</em>, <em>üzüm</em> ve <em>istafil</em> isteyen ve bu yüzden aralarında kavga eden Arap, Fars, Türk ve Rum sonunda öğrenirler ki esasen her birinin istediği şey <em>üzüm</em>dür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"></span><span style="color: #333333;">Mevlânâ’nın tabiriyle, “Bize mâna gerek, dava değil.”</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Peki, ama mânayı bize kim getirecek? Kendi dilimizde yazılmayan bir metnin anlamını bize kim aktaracak? Bilmediğimiz dünyaların, medeniyetlerin ve kültürlerin kapılarını bize kim açacak? İşte tercümanlar tam da bunun için var; ancak yaptıkları iş çok muhataralı bir iş. Acaba onlar yabancı bir dilde kaleme alınmış bir metni tam ve eksiksiz bir şekilde anlıyor mu? Anlasalar bile yabancı dilde yazılmış bu metni, kendi dillerinde eksiksiz ifade edebilme kudretine sahipler mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/No54-6-1024x738.png" width="755" height="545" alt="" class="wp-image-5597 aligncenter size-large" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Burada tercüme faaliyetinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bir ülke eğer başarılı tercümanlara sahip değilse düşünce katarını kaçırmış demektir. Fakir bir düşünce pazarına sahip olan milletler; fikir, sanat, felsefe, edebiyat, hukuk ve bilumum bilim alanlarında önemli eserler ortaya koyamazlar. Koyamazlar, zira düşünce serbest pazarlara ancak önemli ölçüde tercüme faaliyetleriyle gelir. Medeniyet bir terkiptir ve esasen tercüme faaliyetinden doğar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Kendisi de yetkin bir tercüman olan Goethe, hayatı boyunca tercüme faaliyetlerini çok önemsemiş ve birçok önemli tercüme yapmıştır. Hatta bununla da kalmamış, kendi zamanında yapılan tercümelerle ilgili olarak önemli tenkitler yazmıştır. Sözgelimi Friedrich Megerlin’in 1774 yılında “Die türkische Bibel” başlığıyla neşrettiği ön yargılı ve yanlışlarla malul tercümesi hakkında Morgenbladet gazetesinde esaslı bir kritik kaleme almıştır. Ayrıca  mütercimlere yol göstermek maksadıyla umumi anlamda farklı tercüme tekniklerinden söz etmiş, bilhassa poetik tercümenin nasıl olması gerektiğini göstermiştir.</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"><em>Faust</em> tragedyasının dâhi şairi Goethe, <em>Faust</em>’un birinci bölümünde <em>Faust</em>’u ilmî çalışmalarına İncil tercümesiyle başlatır ve burada “Logos” sözcüğünün nasıl tercüme edilmesi gerektiğini tartışır. Keza dünya edebiyatının ancak tercüme faaliyetleriyle kabil olabileceğini vurgulayan Goethe, Alman mütercimlerin faaliyetlerinden övgüyle söz ederek şöyle demiştir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">“İftiharla söylüyorum ki Almanca bütün kültürlerin, sanatların, edebiyatların ve düşüncelerin buluştuğu büyük bir pazardır; çünkü dünyada yayınlanan en güzide eserler çok geçmeden Almancaya tercüme edilirler.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Tercüme esnasında insan yabancı dilin en uç muhitlerindeki zorlukları, karanlık ve muğlak alanları ve uçurumları keşfederken, diğer taraftan da kendi dilinin ifade kudretini, kelime zenginliğini, kelimelerin semantik alanlarını ve tedâilerini, kendi dilinin mimari yapısının ihtişamını ve dilin ifade kabiliyet ve seyyâliyetini fark eder. Dahasını söylemek gerekirse, kendi dilimizin bazı alanlardaki yetersizliğini, sığlığını ve söz dağarcığındaki eksiklikleri de tercüme esnasında görmüş oluruz. Goethe, bu konuda şöyle der:</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;">“Tercüme ederken insan sadece yabancı dille cebelleşmek mecburiyetinde kalmaz; bilakis tercümesi imkânsız olan yere kadar sokulur ve imkânsızı saygıyla kabullenmek durumunda kalır; zira her dilin değeri ve karakteri burada saklıdır.” (1)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Şu var ki insan tercüme ederken ufkunun açıldığını ve aydınlandığını müşahede eder; çünkü tercüme aynı zamanda bir dil kritiğidir. Tercüme sırasında ufkumuzu kalın bir sis tabakası gibi kaplayan sözcükler cürufunu temizleyerek, eleyerek bize lazım olan asıl sözcüğü bulmaya çalışırız. Tabii bu esnada aslında berrak bir düşünce ufku kazanmış oluruz. Heidegger, dilin insana düşünce ufku kazandırdığını vurgular ve şöyle der:</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;">“Tercüme etmek daha ziyade yabancı bir dille boğuşurken kendi dilinde yeniden bir uyanma, aydınlanma ve açılım yaşamaktır.” (2)<sup> </sup></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Demek oluyor ki dil bize sadece varlığı anlama imkânı vermiyor, bilakis varlığın zenginliğini keşfetme imkânı da sağlıyor. Bunun için yazarın olduğu kadar tercümanın da dili gerçek bir sanatkâr kudretiyle kullanma kuvvet ve kabiliyetine sahip olması gerekir. Mütercimin “şairin şairi olma[sı]” gerektiğine işaret eden Novalis’in dediği gibi:</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;">“Gerçek tercüman esasında bizzat sanatkâr olmak zorundadır ve şöyle ya da böyle bütüne dair fikri sınırsız bir çeşitlilikle verebilmelidir. Mütercim, şairin şairi olmalıdır.” (3)</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"><img decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/No54-3-1024x738.png" width="751" height="541" alt="" class="wp-image-5585 aligncenter size-large" />Gadamer, dili her türlü anlama faaliyetinin ön şartı olarak görür. Ona göre, “Anlaşılması mümkün olan varlığa dil diyoruz.” Dil olmadan varlığı anlamak ve kurmak mümkün değildir. O yüzden Ludwig Wittgenstein, “Bütün bir felsefe dil kritiğidir” der. Aslında bütün tercüme faaliyeti de bundan başka bir şey değildir. Mütercimin bütün mesaisi kendi dilini yeniden keşfetmek, karanlık alanları aydınlatmak, zaman içerisinde kaybolmuş yahut unutulmuş sözcükleri bulup aydınlığa çıkarmakla geçer. Mütercim sadece başka kültür ve medeniyetlerin düşünce ve sanat ürünlerini kendi hazinesine taşımakla kalmaz; o, aynı zamanda mistik bir adamın keşif için mütemadiyen metafizik alanlara açılması gibi kendi lisanının derinliklerine iner ve oradan elde ettiği malzemeyle varlığının evini yeniden inşa eder. Gadamer, “tercüme etmek” diyor, “Yabancıda kendini fark etmek, onda kendi evinde gibi olmak; varlığı başka olandan çıkarak bizzat kendi varlığına geri dönen zihnin temel hareketidir.” (4)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Bu bağlamda bilhassa vurgulamak isterim ki mütercim en az bir şair ve düşünür kadar dilin inceliklerine ve hilelerine hâkim olmalıdır; zira bunların hepsinin sermayesi dildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Gadamer, esas itibariyle dilin metaforik (mecazi) bir yapısı olduğu ve bu mecazi yapının anlamada, idrak etmekte önemli bir rol oynadığını belirtir. Gadamer, “Her okuma tercüme etmek anlamına gelir”  der; ancak tercüme etmek yalnız iki farklı lisan arasında vuku bulan bir taklit veya benzetme hareketi değildir, bilakis aynı dil içerisinde bir tercüme faaliyeti harekete geçirmek demektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Esasen insan daha okurken tercümeye başlar; zira okumak bir tür tercüme etmektir yani anlamı zihninde inşa etmektir. Esasen okurken zihnimiz anlamı inşa eder, yorumlar. Eğer zihin bunu başaramazsa, yani okuduğumuz metinden bir anlam üretemezse o metni hiç okumamış gibi oluruz. Bütün gayretimize rağmen anlayamadığımız, anlam üretemediğimiz metni terk ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Bir metni okurken müfekkiremiz, aynı anda arka planda onu mutlaka tercüme eder, düşünme ve anlama kapasitesine göre onu anlamlandırır. Müfekkiremiz metinde yazarın kastettiğinin çok ötesine de geçebilir; çünkü kelimelerin semantik alanı tahmin ettiğimizin fevkinde bir elastikiyete ve genişliğe sahiptir. Bu sebepten Ricoeur, “Her okuma yeni bir anlam yaratır” der. Evet, her okuma kendi tarzında eseri değiştirir; çünkü her okuyucu onu düşünce kapasitesine göre idrak eder ve aktüelleştirir. Heidegger, “Her tercüme bir yorumdur ve her yorum bir tercümedir”(5) derken tam da bunu kasteder. Bu durumu Gadamer şöyle dile getiriyor: “Okumak ve tercüme etmek zaten yorumdur. Her ikisi anlam ve sesten yeni ve tam bir metin ortaya koymak demektir.”(6) Şu kadarını da biz ilave edelim ki tercüme aynı zamanda kendi imkânlarıyla kendine bir meydan okuma ve kendiyle boğuşmadır; bu imkânlarla kendine yeni bir anlam alanı yaratmaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Tercüme, yalnızca bir dilin sınırlarını değil, insanın varoluş sınırlarını açar, genişletir, ona derinlik ve daha zengin bir muhteva kazandırır. Bu anlamda tercüme mâna arayışının en önemli araçlarından biridir ve bu arayış, yalnızca diller arasında değil, kültürler, düşünceler ve medeniyetler arasında kurulan en incelikli yoldur. İnsanlık tarihinin en köklü ve en yaratıcı faaliyetlerinden biri olarak gelecekte de öneminden hiçbir şey kaybetmeden anlam arayışında insanlığa refakat edecek, ufuk açacak ve bilumum düşünce faaliyetlerinde yol göstermeye devam edecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"> </span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #999999;">1 Goethes Gespräche. Zweiter Teil. Bd. 23 der Gedenkausgabe der Werke, Briefe und Gespräche. Hrsg. von Ernst Beutler. Zürich 1950, s. 514.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #999999;"><a href="#_ednref2" name="_edn2" style="color: #999999; text-decoration: underline;"><sup></sup></a>2 Martin Heidegger: <em>Gesamtausgabe: 2. Abteilung: Vorlesungen</em> 1923-1944, Frankfurt a. M. 1994, S. 80.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #999999;"><a href="#_ednref3" name="_edn3" style="color: #999999; text-decoration: underline;"></a>3 Novalis: <em>Novalis Werke</em>. Hrsg. Gerhard Schulz. München 1987, S. 337.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #999999;"><a href="#_ednref4" name="_edn4" style="color: #999999; text-decoration: underline;"><sup></sup></a>4 Hans-Georg. Gadamer: <em>Wahrheit und Methode</em>, S. 19.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #999999;"><a href="#_ednref5" name="_edn5" style="color: #999999; text-decoration: underline;"><sup></sup></a>5 Martin Heidegger: <em>Gesamtausgabe</em>: <em>2. Abteilung</em>: <em>Vorlesungen 1923-1944</em>, Frankfurt a. M. 1994, S. 79.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #999999;">6 Hans-Georg Gadamer: <em>Ästhetik und Poetik</em> I. Tübingen 1993, S. 284.</span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/tercume-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/

Page Caching using Disk: Enhanced 
Database Caching 18/186 queries in 0.101 seconds using Disk

Served from: bulten.isam.org.tr @ 2026-09-22 12:31:21 by W3 Total Cache
-->