<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bakış | İSAM Bülten</title>
	<atom:link href="https://bulten.isam.org.tr/kategori/isam-blog/bakis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bulten.isam.org.tr</link>
	<description>İslam Araştırmaları Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 May 2025 08:17:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/04/Calisma-Yuzeyi-1.png</url>
	<title>Bakış | İSAM Bülten</title>
	<link>https://bulten.isam.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Geleceğin Araştırmacılarına İlham Veren Bir Gelenek</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/gelecegin-arastirmacilarina-ilham-veren-bir-gelenek/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/gelecegin-arastirmacilarina-ilham-veren-bir-gelenek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yaşar Çolak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Nov 2024 15:13:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bakış]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Seçki Yatay 1]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=5540</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="et_pb_section et_pb_section_0 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_0">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_0  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_0">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1595" height="786" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/bulten-yazi-no53-_.png" alt="" title="bulten-yazi-no53-_" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/bulten-yazi-no53-_.png 1595w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/bulten-yazi-no53-_-1280x631.png 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/bulten-yazi-no53-_-980x483.png 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/bulten-yazi-no53-_-480x237.png 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1595px, 100vw" class="wp-image-5553" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_0  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Bu şehir, tarih boyunca Doğu ile Batı’nın birbirine bakıp sessizce anlaştığı bir yer. Burada ne tam bir uyum ne de bir çatışma vardır; bir araya gelen her şey, kendi kimliğinden bir şey kaybetmeden ötekine yaklaşır. İSAM ise bu karmaşık akışın içinde, bir şeyleri hem biriktiren hem de dönüştüren bir merkez. Her sabah buraya adım attığınızda, bahçede sizi karşılayan sessizlikte bir zaman duygusu belirir; bu, akıp giden bir zaman değil durup düşünen, etrafına bakıp kendi anlamını arayan bir zamandır. Bu sessizlikte çalışmanın, öğrenmenin ve bir şeyler inşa etmenin o kadar eski ve o kadar insana dair olduğunu fark edersiniz ki, oturduğunuz yerden kalkmadan dünyaya başka bir gözle bakmaya başlarsınız. İSAM, bu hislerin mekânıdır; burada üretilen her bilgi, kendi sınırlarını aşarak başka bir hikâyeye dokunur.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>İSAM 41 yıldır bu duyguları hissederek, müslüman toplumların meselelerine dair sağlam ve güvenilir bir bilgi temeli oluşturmak için titizlikle çalışıyor. Üniversiteler, araştırma merkezleri, finans kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle kurduğu güçlü iş birlikleriyle bilgiye dayalı bir toplum inşa etme gayreti sergiliyor. İSAM’ın bu başarısının ardında her daim ilmîliği düstur edinmesi, farklılığa açık olması, güçlü akademik bağlantıları ve mükemmeliyeti hedefleyen neşir anlayışı yatmaktadır. Bu karakteristikliği ile İSAM, global düzeyde benzer kuruluşlara örnek teşkil eden, müslüman dünyasında güvenilir bir bilgi üretim merkezi olarak öne çıkmaktadır.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>1983 yılında Dr. Tayyar Altıkulaç, Prof. Dr. Bekir Topaloğlu ve idealist yol arkadaşlarının çabalarıyla temelleri atılan merkezimiz, derleme, araştırma, uzmanlaşma ve uzman yetiştirmeyi tek çatı altında birleştiren yenilikçi bir yapının ilk adımı olmuştur. Nitekim, bu vizyon doğrultusunda 33 yıllık titiz bir emeğin sonucu 46 ciltlik orijinal <em>TDV</em> <em>İslâm Ansiklopedisi</em> tamamlanmış ve toplumumuzun entelektüel mirası engeller olmaksızın erişilebilir hale getirilmiştir. Şimdi ise, bu birikimi güncelleyerek daha da zenginleştirmek için yoğun bir şekilde çalışmaktayız.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>İSAM bünyesinde yetişen uzmanlar,  ansiklopedinin ve diğer çalışmaların hayata geçirilmesini yalnızca bir görev değil, nesiller arasında aktarılan bir kültürün devamlılığını sağlayan bir miras olarak görmüşlerdir. Bu anlayışla alanında kıdemli hocaların rehberliğinde projelere dahil edilen genç araştırmacılar, birer meslektaş olarak desteklenmiş ve zamanı geldiğinde bu bayrağı devralmanın gururunu taşımışlardır. Bu döngü kimi zaman kendi araştırmalarıyla birlikte <em>TDV</em> <em>İslâm Ansiklopedisi</em>’nin mutfağında yetişen hocalarımızla kimi zaman da İSAM ve Diyanet Vakfı’nın burs programlarıyla yurt dışında eğitim görerek İSAM’a dönmüş araştırmacılarımızla sürmüştür. Günümüzde de yurt içi ve yurt dışındaki prestijli üniversitelerde akademik kariyerlerini sürdüren bu uzmanlar, alanlarında bilimsel bilgi üretimini ileriye taşımakta; çeşitli disiplinlerde araştırmalar yaparak yeni bakış açıları ve çözümler geliştirmektedirler. Araştırmacılarımızın, bilim dünyasında ve kamu yönetiminde bilgiye dayalı kararların alınmasında üstlendiği etkili rol, kurumumuz için büyük bir gurur ve ilham kaynağıdır. Bu vesile ile İSAM’ın arkasındaki güç ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Diyanet İşleri Başkanlığı ile  Türkiye Diyanet Vakfı’nı anmadan geçemeyiz. İnsanlık için yüksek idealleri hedefleyen Başkanlık ve Vakfın kesintisiz desteği, ülkemizin entelektüel mirasına ve İslam düşüncesinin evrensel boyutta tanınmasına yönelik önemli katkılar olarak tarihe geçecektir. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Geçen yaklaşık 40 yıl içinde dünya, ansiklopedik bilgi üretimi ve araştırma alanlarında büyük dönüşümlere tanıklık etmiştir. Bugün, bilgi üretimi alanındaki rekabet, dünya çapında en önemli öncelik haline gelmiştir. Rekabet, sadece bilimsel bilgiye erişimle sınırlı kalmayıp yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle farklı alanlara taşınmış; veri analizine dayalı araştırmalar yeni bir mücadele zemini oluşturmuştur. Bu dinamik süreç akademik araştırma merkezleri ve bilgi üretiminde öncü kuruluşlar üzerinde ciddi baskılar oluşturmuş, yenilikçi stratejilere yönelimi neredeyse zorunlu hale getirmiştir. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Bu bağlamda, İSAM olarak bizler de hızla değişen bilgi dünyasına ayak uydurmak ve kurumumuzu geleceğe hazırlamak amacıyla, kadromuza 12 yeni araştırmacı asistanı dahil etmiş bulunuyoruz. Son derece şeffaf yürüttüğümüz başvuru sürecinde alan ve konu kısıtlaması olmaksızın İSAM’ın belirlediği çalışma gündemleriyle ilişkili çalışmalar yürütmek isteyen ve iki dil yeterliliğini taşıyan genç araştırmacıların başvuruları alınmıştır. Geçtiğimiz nisan ayında yapılan ilana gelen başvuruların yazılı sınavları belirlenen komisyonlarca adayların isimleri gizli tutularak değerlendirilmiş ve sonrasında yapılan sözlü mülâkat neticesinde temayüz eden 12 araştırmacı asistanı Kasım ayı itibariyle İSAM’daki görevlerine başlamışlardır. Asistanlarımız, güçlü bir akademik oryantasyon programı ve Doğu ile Batı’daki üniversitelerde planlanan eğitimlerle, yalnızca yerel düzeyde değil, aynı zamanda uluslararası alanda da başarılı işler yapabilecek donanıma sahip olacaklardır.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>İSAM’da pek çok kez gerçekleşen bayrak devrinin son halkasını oluşturan ve sadece İSAM’ın değil Türkiye akademisinin de yüz akı olacağına inandığımız genç araştırmacılarımızın kendilerinden beklenen misyonu yerine getirmek için hep yapageldiğimiz gibi kıdemli hocalarımızla kol kola gayret göstererek bayrağı devralacaklarına inancımız tam. Önümüzdeki senelerde de yeni giriştiğimiz projelerimizle bağlantılı olarak yine başka genç araştırmacılarımıza da aramızda yer açma gayreti içerisinde olacağız.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="font-size: large;"><strong>Araştırmacı Asistanlarımız</strong></span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div><div class="et_pb_row et_pb_row_1">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_1_2 et_pb_column_1  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_1">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img decoding="async" width="1442" height="1921" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-1.jpg" alt="" title="no53-arastirmaci-1" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-1.jpg 1442w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-1-1280x1705.jpg 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-1-980x1306.jpg 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-1-480x639.jpg 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1442px, 100vw" class="wp-image-5561" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_2">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="1921" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-3.jpg" alt="" title="no53-arastirmaci-3" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-3.jpg 1442w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-3-1280x1705.jpg 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-3-980x1306.jpg 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-3-480x639.jpg 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1442px, 100vw" class="wp-image-5563" /></span>
			</div>
			</div><div class="et_pb_column et_pb_column_1_2 et_pb_column_2  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_3">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="9524" height="12708" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/aaaa.jpg" alt="" title="aaaa" class="wp-image-5651" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_4">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="1921" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-4.jpg" alt="" title="no53-arastirmaci-4" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-4.jpg 1442w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-4-1280x1705.jpg 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-4-980x1306.jpg 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/no53-arastirmaci-4-480x639.jpg 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1442px, 100vw" class="wp-image-5564" /></span>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/gelecegin-arastirmacilarina-ilham-veren-bir-gelenek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayıp Zamanı Kütüphanede Aramak</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/kayip-zamani-kutuphanede-aramak/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/kayip-zamani-kutuphanede-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2024 09:19:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bakış]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=5117</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="et_pb_section et_pb_section_1 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_2">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_3  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_5">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1595" height="784" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-3.png" alt="" title="no46-3" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-3.png 1595w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-3-1280x629.png 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-3-980x482.png 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-3-480x236.png 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1595px, 100vw" class="wp-image-5138" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_1  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bütün kitaplarımın yayına hazırlanma süreci İSAM’da geçmiştir. Bu güzel mekân uzun süre neredeyse şehirdeki ikinci evim oldu. Fakat kütüphanelerle olan münasebetim bugünün değil, çocukluğumun Ankara’sına uzanan bir hikâyedir. Kavaklıdere’de, haftada bir gün alt sokağımıza gelen yarım gün konaklayan gezici kütüphane, hayatımın en sihirli macera dolu mekânlarından biriydi. O zamanlar çocuk kitapları diye bir bölüm yoktu sanırım her kitap çocuğa da büyüğe de aynı kapıdan açılırdı. Yaşımla alâkası olmayan sadece kapağından etkilenerek seçtiğim kitapları alır, ne okuduğumun tam mânasıyla farkında olmadan okurdum. Marie Antoinette’in giyotinde son bulan trajik hayatı, Rousseau’nun <em>Emile</em>’i ya da Dostoyevski’nin <em>Karamazov Kardeşler</em>’inin orta bire giden bir çocukla ne işi olurdu ki? Fakat bir otobüsün koltuklarının çıkarılıp raflar dolusu kitapla donatılması harika bir fikirdi. Her hafta iki ödünç kitap alır, hızla okur, yenileri için mahallemizin günü olan çarşambayı beklerdim.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Ankara Kız Lisesi’ne başladığımda da kitaplarla bağım hiç kopmadı, okulun kitaplık ve tiyatro kolunda görev almıştım. Hâlâ hafızamdadır, kütüphanenin o loş ve macera dolu havasında nice Avrupa klasiklerini okuyup içlerindeki önemli cümleleri defterime kaydederdim. Kendi klasiklerimize ulaşmak ise uzun zaman aldı; o da ayrı bir hikâye. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde geçirdiğim İngilizce hazırlık senesi, arkadaşlarımın deyimiyle ağır derslerle yüklü yılların öncesindeki altın çağımızdı. İngilizce metinlerin yanı sıra Türk edebiyatının ve düşünce dünyamızın köşe taşı eserlerini de okumaya çalıştığımız zamanlar. Öte yandan, gençlerin iki kutba ayrılarak birbirlerine pusu kurduğu, sert tartışmaların ölümcül çatışmalara sebep olduğu, 80 İhtilali’nin hemen öncesi son ağır ve büyülü günlerdi. Evde bana ait bir odam ve kütüphanem vardı ancak başkalarının da çalıştığını görmek, insana evin dar kuyusunda bulamadığı bir heves ve azim verirdi. Genç insanların sosyalleşmeye olan ihtiyacı da işin cabasıydı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Özellikle her sömestr sekiz-on ders aldığımız yıllarda sınav zamanı üniversitenin kitap kokan kütüphanesinde sabaha kadar çalıştığım olurdu. Cefakâr babam ezan vakti gelip alırdı beni. Münevver kız çocuk idealine bağlı bir cumhuriyet kişisi… Biraz da özellikle İngilizce kaynak kitaplarımız sadece bu kütüphanede bulunduğundan, bu nadide kitaplar, farmakopeler ödünç verilmediğinden, kütüphanede çalışmaya mahkumduk. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Sonra o zor günler çatışmalar, ölümler, yıkımlar… Üniversiteye giremez olmuştuk ve son sene mezun olmak uğruna kitaplarla dolu ağır sırt çantamı alıp Kızılay Kumrular Sokak’taki Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi’ne taşındım. Tavanın yüksekliği acılarımı dindirir, orijinal ahşap masalar onlarca yılın yaşanmışlığıyla ruhumu kuşatır, yumuşak sarımsı ışıklandırması sayfaları sevgiyle ışıldatırdı. Evimiz Ayrancı’da olduğundan dolmuşla birkaç durak sonra ulaşırdım. O zamanlar sırt ağrısı nedir bilmediğimden saatlerce oturur, ilaçların sayfalarca süren kimyasal formüllerini ezberler, şifalı bitkilerin bize ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışırdım. Bu kadar çok çalışmamın sebebi okul birincisi olmak değil, mezun olup kurtulmak ve daha çok istediğim öteki işlere yaklaşmaktı. Felsefi metinler okumak, hikâyeler yazmak, yolculuklara çıkmak.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Sonunda olanlar oldu; 12 Eylül 1980 İhtilali bıçak gibi hayatımızı ortadan biçti. O günlerin güzel haberi 1983’te Bahçelievler’de açılan Milli Kütüphane’ydi. Kıymetli el yazmalarının, önemli bazı eserlerin ilk kez dijitale aktarılacağını, içinde çok nadide kitaplar bulunduğunu duymuştuk. Sevinçle görmeye gittim fakat kapısından adım bile atamadım; başörtülü girilemiyordu. Ne kadar kırıldığımı anlatamam, hâlâ da o travmayla kapısından içeri girmiş değilim. Genç yaştaki acılar, kalp kırıklıkları ne unutuluyor ne de diniyor. Geçen yıl T.C. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ni ziyaret ettim ve her meşrepten, yaştan insanın özgürce gelip çalışmalarını, modern imkânlardan yararlanmalarını etkileyici ve dostane buldum. Zamanın çoğul ruhuna yakışan bir yer. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">1990’da Ankara’dan İstanbul’a taşındıktan birkaç yıl sonra Avrupa ve İslam dünyasındaki kadın zirvelerine dair izlenimlerimi bir kitapta toplamış ve ilk kitabım olan <em>Bir Dünyanın Kadınları</em>’nı çıkarmıştım. Beni bir konuşma için Nürnberg’e davet eden feminist örgütün adından almıştım kitabın ismini: “Frauen von rer Einen Welt” Bu arada annelik, evle yaşlılarla ilgilenme, gündelik hayatın aman vermez çevrimi, eczacılık mesleğinin icrası derken yazmak hayal oldu. Dergi ve kitap okumalarım sürse de yazmanın gerektirdiği kuytu sessizliğe ulaşmak neredeyse imkânsızdı. Durmadan sürüklenmemizi isteyen hayat, çoğu zaman durup düşünmeye yazmaya izin vermez. Hele ki bir kadın yazmak gibi tekinsiz gereksiz ve tuhaf bir işe kalkışacaksa hayat kördüğüm gibi yumak olup üzerine daha da sıkıca gelir. Bir kadın aşkın bir iş için ayrılan vakitlerinin, yakınlarının hayatından çalındığı iması yüzünden hep özür dilemek zorunda kalır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Sevgili arkadaşım Nevin Meriç İSAM Kütüphanesi’nden söz ettiğinde doksanlı yılların sonuydu sanırım. Fakat “İslam Araştırmaları Merkezi” olarak inşa edilen kütüphane, İslam dini, tarihi ve medeniyetini ilmî esaslar çerçevesinde araştırmak ve tanıtmak için kurulmuştu. İhtisas gerektiren bir kayıt sistemi vardı. Bu arada ilk hikâye kitabım olan <em>Derin Siyah</em> da yayınlanıp Yazarlar Birliği tarafından yılın hikâye kitabı seçilince(2002), iki kitabımla birlikte başvurdum ve kartıma kavuştum. Açık konuşmak gerekirse başvuruda hissetmiştim ki edebi metinlerin akademi dünyasında yeterince değeri yok. Daha ciddi şeyler yazmam bekleniyordu. Somut verilerin ve referans sisteminin yanında özellikle de kurgu eserlerin havada kaldığı gibi bir inancı fark etmemek mümkün değildi.<span>  </span><span>  </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-6.png" width="351" height="510" alt="" class="wp-image-5150 aligncenter size-full" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">İSAM Kütüphanesi bana muhtaç olduğum sessizliği sağlıyor üstüne bir de bahçe vaat ediyordu. Gönül isterdi ki çok daha büyük ulu ağaçlarla dolu bir bahçe olsun. Fakat buna da şükür; karda, kışta, yağmurda ve baharda bahçenin her hali köklenmemize yol açıyor. Rüzgârla düşen olgun incirler, baharlarda ekilen çuha çiçekleri, gencecik erguvanlar bilgece salınan sihirli salkım söğütlere kadar… Sonra öğle aralarında yemek için dışarıda dolaşıp arayışa girmeye de gerek kalmıyor, çünkü sağlıklı ve malzemesi helalinden uygun fiyata menü hazır. Çay ocağında durmadan hizmet veren kardeşler. Adını andığım bütün kütüphanelerde yanımızda çay taşırdık, bu da büyük bir eziyetti. İSAM’da dostlarla yapılan iftarlar da bir gelenek haline geldi ve daha sürmesini dilerim. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Dünyada görkemleriyle büyüleyen birçok kütüphaneyi görmek imkânım oldu. NYC’de Public Library bunlardan biri. Aynı zamanda müze olan ve kültürel etkinliklerin de gerçekleştiği bu kütüphanede dünya insanlarıyla birlikte o tarihî masalardaki derin sessizlikte çalışmak, herkesin okumak, düşünmek ve yazmaktan oluşan denizde yüzdüğünü görmek ilham verici. Fakat turistler büyük bir sessizlik içinde de olsa gezebildiklerinden, üniversite kütüphaneleri her zaman daha çekici ve elverişli geldi bana. Mesela New York State Üniversitesi’nin çok katlı devasa kütüphanesi&#8230; Yüzlerce insanla birlikte okumak ve yazmak varoluşumuzu derinleştirecek müşterek soruları da beraberinde getiriyor. Buralarda devletlerle halkları, insanlarla sistemleri ayırt etmek mümkün. Bugün, Filistin için yapılan eylemlerin ana dinamiği de bu; akleden, hisseden bireylerin kuşatmaları kırma yeteneği&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bir dönem de Connecticut eyaletindeki Sacred Heart Üniversitesi’nin kütüphanesinde çalışmıştım. Burası Katoliklerin kurduğu en köklü üniversitelerden biriydi. Kütüphanenin bazı köşelerine yerleştirilmiş kanepeler vardı, insanlar doğal bir akış içinde biraz dinlenip sonra kalkıp bir kahve alıyor ve çalışmaya devam edebiliyorlardı. O kadar naif ve doğal bir şekilde gerçekleşiyordu ki bu durum, rahatsız edici olmaktan uzaktı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Tarihî Kütüphane denince aklıma hemen İstanbul’daki Beyazıt Devlet Kütüphanesi gelir (Kütübhâne-i Umûmî-yi Osmânî). 1884 yılından beri hizmet veren nadide bir yer. Prof. Şeyma Güngör hocamızla birlikte el yazmalarının olduğu bölüme girdiğimiz ve müdürümüzün rehberliğinde dokunmadan bazı kitaplara bakabildiğimiz an benim için unutulmazdır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-5.png" width="697" height="502" alt="" class="wp-image-5149 aligncenter size-full" /></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Tarihî kütüphanelerden biri de İskenderiye’nin yüzlerce yıllık kütüphanesidir. Bu kütüphane 900.000 el yazması eserin derlenmesiyle antik çağın bir numaralı bilgi kaynağı olmuştu. Elbette ilk formunda değil ve defalarca yakılıp yıkılıp yağmalandıktan sonra modern üslupla yeniden inşa edilmiştir. 2002’deki açılışından sonra gidip görmek nasip oldu. Aynı yıllarda inşa edilen antik Bergama Kütüphanesi’nin Türkiye’de olması ise ayrı bir güzellik. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Birçok tarihî kütüphane sayabilirim ama Dublin’deki Trinity College Kütüphanesi’ni ayrıca anmak isterim. Orada gezerken Hz. Îsâ sevgisine yakinen tanık olmuştum. Ahşap yapısı, simetrik tasarımı, insanı gerçekten çağlar öncesinde yaşatan içli atmosferi ile insanlığın medeniyet mekânlarından biri. Sekiz yüz yıl önce Celtic rahipler tarafından kaleme alınan <em>Book of Kells</em>’in el yazmalarını barındırması İrlandalılar için büyük heyecan kaynağı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">İSAM’a dönersek, gezip dolaşıp uzaklardan eve gelmek gibi. Tarihî masaları, sandalyeleri olmayabilir çünkü o geçmişin değil, modern zamanların klasiği. Dijital çağın hızı içinde yüzlerce yerli ve misafir akademisyenin yetişmesine yuva oldu, üstelik kendi destanını pekiştirecek büyük bir esere imza attı. Burada yeşeren <em>TDV İslâm Ansiklopedisi</em>, İslam hakkında samimi arayış içinde olan her insanın yararlanabileceği büyük bir kaynak. Murat Pay’ın yönetmenliğinde çekilen “Hep Otuz Üç Yaşında” belgeselini (2023) izlerken bu eserin ne büyük fedakarlıklarla, aşkla ve azimle tamamlandığını görmemek mümkün değil. Her madde için dökülen göz nuru ve emeği hissedebiliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 400;">Zaman zaman tebdili mekân için Karaköy’de Salt’a, Üsküdar’da Sahil Nevmekan’a ya da <span> </span>Şemsi Paşa Kütüphanesi’ne gitsem de en verimli çalıştığım en çok güvende hissettiğim yer İSAM oldu. Masadaki her şeyi güvenle bırakabilmek büyük bir nimet. Buranın en kıymetli alamet-i farikası güven. Bu da artık az bulunur bir kimya. Nazar değmesin. </span></p></div>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_2  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: left;">Bütün kitaplarımın yayına hazırlanma süreci İSAM’da geçmiştir. Bu güzel mekân uzun süre neredeyse şehirdeki ikinci evim oldu. Fakat kütüphanelerle olan münasebetim bugünün değil, çocukluğumun Ankara’sına uzanan bir hikâyedir. Kavaklıdere’de, haftada bir gün alt sokağımıza gelen yarım gün konaklayan gezici kütüphane, hayatımın en sihirli macera dolu mekânlarından biriydi. O zamanlar çocuk kitapları diye bir bölüm yoktu sanırım her kitap çocuğa da büyüğe de aynı kapıdan açılırdı. Yaşımla alâkası olmayan sadece kapağından etkilenerek seçtiğim kitapları alır, ne okuduğumun tam mânasıyla farkında olmadan okurdum. Marie Antoinette’in giyotinde son bulan trajik hayatı, Rousseau’nun <em>Emile</em>’i ya da Dostoyevski’nin <em>Karamazov Kardeşler</em>’inin orta bire giden bir çocukla ne işi olurdu ki? Fakat bir otobüsün koltuklarının çıkarılıp raflar dolusu kitapla donatılması harika bir fikirdi. Her hafta iki ödünç kitap alır, hızla okur, yenileri için mahallemizin günü olan çarşambayı beklerdim.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Ankara Kız Lisesi’ne başladığımda da kitaplarla bağım hiç kopmadı, okulun kitaplık ve tiyatro kolunda görev almıştım. Hâlâ hafızamdadır, kütüphanenin o loş ve macera dolu havasında nice Avrupa klasiklerini okuyup içlerindeki önemli cümleleri defterime kaydederdim. Kendi klasiklerimize ulaşmak ise uzun zaman aldı; o da ayrı bir hikâye. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde geçirdiğim İngilizce hazırlık senesi, arkadaşlarımın deyimiyle ağır derslerle yüklü yılların öncesindeki altın çağımızdı. İngilizce metinlerin yanı sıra Türk edebiyatının ve düşünce dünyamızın köşe taşı eserlerini de okumaya çalıştığımız zamanlar. Öte yandan, gençlerin iki kutba ayrılarak birbirlerine pusu kurduğu, sert tartışmaların ölümcül çatışmalara sebep olduğu, 80 İhtilali’nin hemen öncesi son ağır ve büyülü günlerdi. Evde bana ait bir odam ve kütüphanem vardı ancak başkalarının da çalıştığını görmek, insana evin dar kuyusunda bulamadığı bir heves ve azim verirdi. Genç insanların sosyalleşmeye olan ihtiyacı da işin cabasıydı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Özellikle her sömestr sekiz-on ders aldığımız yıllarda sınav zamanı üniversitenin kitap kokan kütüphanesinde sabaha kadar çalıştığım olurdu. Cefakâr babam ezan vakti gelip alırdı beni. Münevver kız çocuk idealine bağlı bir cumhuriyet kişisi… Biraz da özellikle İngilizce kaynak kitaplarımız sadece bu kütüphanede bulunduğundan, bu nadide kitaplar, farmakopeler ödünç verilmediğinden, kütüphanede çalışmaya mahkumduk. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Sonra o zor günler çatışmalar, ölümler, yıkımlar… Üniversiteye giremez olmuştuk ve son sene mezun olmak uğruna kitaplarla dolu ağır sırt çantamı alıp Kızılay Kumrular Sokak’taki Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi’ne taşındım. Tavanın yüksekliği acılarımı dindirir, orijinal ahşap masalar onlarca yılın yaşanmışlığıyla ruhumu kuşatır, yumuşak sarımsı ışıklandırması sayfaları sevgiyle ışıldatırdı. Evimiz Ayrancı’da olduğundan dolmuşla birkaç durak sonra ulaşırdım. O zamanlar sırt ağrısı nedir bilmediğimden saatlerce oturur, ilaçların sayfalarca süren kimyasal formüllerini ezberler, şifalı bitkilerin bize ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışırdım. Bu kadar çok çalışmamın sebebi okul birincisi olmak değil, mezun olup kurtulmak ve daha çok istediğim öteki işlere yaklaşmaktı. Felsefi metinler okumak, hikâyeler yazmak, yolculuklara çıkmak.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Sonunda olanlar oldu; 12 Eylül 1980 İhtilali bıçak gibi hayatımızı ortadan biçti. O günlerin güzel haberi 1983’te Bahçelievler’de açılan Milli Kütüphane’ydi. Kıymetli el yazmalarının, önemli bazı eserlerin ilk kez dijitale aktarılacağını, içinde çok nadide kitaplar bulunduğunu duymuştuk. Sevinçle görmeye gittim fakat kapısından adım bile atamadım; başörtülü girilemiyordu. Ne kadar kırıldığımı anlatamam, hâlâ da o travmayla kapısından içeri girmiş değilim. Genç yaştaki acılar, kalp kırıklıkları ne unutuluyor ne de diniyor. Geçen yıl T.C. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ni ziyaret ettim ve her meşrepten, yaştan insanın özgürce gelip çalışmalarını, modern imkânlardan yararlanmalarını etkileyici ve dostane buldum. Zamanın çoğul ruhuna yakışan bir yer. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">1990’da Ankara’dan İstanbul’a taşındıktan birkaç yıl sonra Avrupa ve İslam dünyasındaki kadın zirvelerine dair izlenimlerimi bir kitapta toplamış ve ilk kitabım olan <em>Bir Dünyanın Kadınları</em>’nı çıkarmıştım. Beni bir konuşma için Nürnberg’e davet eden feminist örgütün adından almıştım kitabın ismini: “Frauen von rer Einen Welt” Bu arada annelik, evle yaşlılarla ilgilenme, gündelik hayatın aman vermez çevrimi, eczacılık mesleğinin icrası derken yazmak hayal oldu. Dergi ve kitap okumalarım sürse de yazmanın gerektirdiği kuytu sessizliğe ulaşmak neredeyse imkânsızdı. Durmadan sürüklenmemizi isteyen hayat, çoğu zaman durup düşünmeye yazmaya izin vermez. Hele ki bir kadın yazmak gibi tekinsiz gereksiz ve tuhaf bir işe kalkışacaksa hayat kördüğüm gibi yumak olup üzerine daha da sıkıca gelir. Bir kadın aşkın bir iş için ayrılan vakitlerinin, yakınlarının hayatından çalındığı iması yüzünden hep özür dilemek zorunda kalır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Sevgili arkadaşım Nevin Meriç İSAM Kütüphanesi’nden söz ettiğinde doksanlı yılların sonuydu sanırım. Fakat “İslam Araştırmaları Merkezi” olarak inşa edilen kütüphane, İslam dini, tarihi ve medeniyetini ilmî esaslar çerçevesinde araştırmak ve tanıtmak için kurulmuştu. İhtisas gerektiren bir kayıt sistemi vardı. Bu arada ilk hikâye kitabım olan <em>Derin Siyah</em> da yayınlanıp Yazarlar Birliği tarafından yılın hikâye kitabı seçilince(2002), iki kitabımla birlikte başvurdum ve kartıma kavuştum. Açık konuşmak gerekirse başvuruda hissetmiştim ki edebi metinlerin akademi dünyasında yeterince değeri yok. Daha ciddi şeyler yazmam bekleniyordu. Somut verilerin ve referans sisteminin yanında özellikle de kurgu eserlerin havada kaldığı gibi bir inancı fark etmemek mümkün değildi.<span>  </span><span>  </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-6.png" width="351" height="510" alt="" class="wp-image-5150 aligncenter size-full" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">İSAM Kütüphanesi bana muhtaç olduğum sessizliği sağlıyor üstüne bir de bahçe vaat ediyordu. Gönül isterdi ki çok daha büyük ulu ağaçlarla dolu bir bahçe olsun. Fakat buna da şükür; karda, kışta, yağmurda ve baharda bahçenin her hali köklenmemize yol açıyor. Rüzgârla düşen olgun incirler, baharlarda ekilen çuha çiçekleri, gencecik erguvanlar bilgece salınan sihirli salkım söğütlere kadar… Sonra öğle aralarında yemek için dışarıda dolaşıp arayışa girmeye de gerek kalmıyor, çünkü sağlıklı ve malzemesi helalinden uygun fiyata menü hazır. Çay ocağında durmadan hizmet veren kardeşler. Adını andığım bütün kütüphanelerde yanımızda çay taşırdık, bu da büyük bir eziyetti. İSAM’da dostlarla yapılan iftarlar da bir gelenek haline geldi ve daha sürmesini dilerim. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Dünyada görkemleriyle büyüleyen birçok kütüphaneyi görmek imkânım oldu. NYC’de Public Library bunlardan biri. Aynı zamanda müze olan ve kültürel etkinliklerin de gerçekleştiği bu kütüphanede dünya insanlarıyla birlikte o tarihî masalardaki derin sessizlikte çalışmak, herkesin okumak, düşünmek ve yazmaktan oluşan denizde yüzdüğünü görmek ilham verici. Fakat turistler büyük bir sessizlik içinde de olsa gezebildiklerinden, üniversite kütüphaneleri her zaman daha çekici ve elverişli geldi bana. Mesela New York State Üniversitesi’nin çok katlı devasa kütüphanesi&#8230; Yüzlerce insanla birlikte okumak ve yazmak varoluşumuzu derinleştirecek müşterek soruları da beraberinde getiriyor. Buralarda devletlerle halkları, insanlarla sistemleri ayırt etmek mümkün. Bugün, Filistin için yapılan eylemlerin ana dinamiği de bu; akleden, hisseden bireylerin kuşatmaları kırma yeteneği&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Bir dönem de Connecticut eyaletindeki Sacred Heart Üniversitesi’nin kütüphanesinde çalışmıştım. Burası Katoliklerin kurduğu en köklü üniversitelerden biriydi. Kütüphanenin bazı köşelerine yerleştirilmiş kanepeler vardı, insanlar doğal bir akış içinde biraz dinlenip sonra kalkıp bir kahve alıyor ve çalışmaya devam edebiliyorlardı. O kadar naif ve doğal bir şekilde gerçekleşiyordu ki bu durum, rahatsız edici olmaktan uzaktı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Tarihî Kütüphane denince aklıma hemen İstanbul’daki Beyazıt Devlet Kütüphanesi gelir (Kütübhâne-i Umûmî-yi Osmânî). 1884 yılından beri hizmet veren nadide bir yer. Prof. Şeyma Güngör hocamızla birlikte el yazmalarının olduğu bölüme girdiğimiz ve müdürümüzün rehberliğinde dokunmadan bazı kitaplara bakabildiğimiz an benim için unutulmazdır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/no46-5.png" width="697" height="502" alt="" class="wp-image-5149 aligncenter size-full" /></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Tarihî kütüphanelerden biri de İskenderiye’nin yüzlerce yıllık kütüphanesidir. Bu kütüphane 900.000 el yazması eserin derlenmesiyle antik çağın bir numaralı bilgi kaynağı olmuştu. Elbette ilk formunda değil ve defalarca yakılıp yıkılıp yağmalandıktan sonra modern üslupla yeniden inşa edilmiştir. 2002’deki açılışından sonra gidip görmek nasip oldu. Aynı yıllarda inşa edilen antik Bergama Kütüphanesi’nin Türkiye’de olması ise ayrı bir güzellik. <span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">Birçok tarihî kütüphane sayabilirim ama Dublin’deki Trinity College Kütüphanesi’ni ayrıca anmak isterim. Orada gezerken Hz. Îsâ sevgisine yakinen tanık olmuştum. Ahşap yapısı, simetrik tasarımı, insanı gerçekten çağlar öncesinde yaşatan içli atmosferi ile insanlığın medeniyet mekânlarından biri. Sekiz yüz yıl önce Celtic rahipler tarafından kaleme alınan <em>Book of Kells</em>’in el yazmalarını barındırması İrlandalılar için büyük heyecan kaynağı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">İSAM’a dönersek, gezip dolaşıp uzaklardan eve gelmek gibi. Tarihî masaları, sandalyeleri olmayabilir çünkü o geçmişin değil, modern zamanların klasiği. Dijital çağın hızı içinde yüzlerce yerli ve misafir akademisyenin yetişmesine yuva oldu, üstelik kendi destanını pekiştirecek büyük bir esere imza attı. Burada yeşeren <em>TDV İslâm Ansiklopedisi</em>, İslam hakkında samimi arayış içinde olan her insanın yararlanabileceği büyük bir kaynak. Murat Pay’ın yönetmenliğinde çekilen “Hep Otuz Üç Yaşında” belgeselini (2023) izlerken bu eserin ne büyük fedakarlıklarla, aşkla ve azimle tamamlandığını görmemek mümkün değil. Her madde için dökülen göz nuru ve emeği hissedebiliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-weight: 400;">Zaman zaman tebdili mekân için Karaköy’de Salt’a, Üsküdar’da Sahil Nevmekan’a ya da <span> </span>Şemsi Paşa Kütüphanesi’ne gitsem de en verimli çalıştığım en çok güvende hissettiğim yer İSAM oldu. Masadaki her şeyi güvenle bırakabilmek büyük bir nimet. Buranın en kıymetli alamet-i farikası güven. Bu da artık az bulunur bir kimya. Nazar değmesin. </span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/kayip-zamani-kutuphanede-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmez Kalem</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/tukenmez-kalem/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/tukenmez-kalem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Baha Aydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2024 09:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bakış]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=4589</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div class="et_pb_section et_pb_section_2 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_3">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_4  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_6">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1600" height="800" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic1.jpg" alt="" title="No34-ic1" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic1.jpg 1600w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic1-1280x640.jpg 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic1-980x490.jpg 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic1-480x240.jpg 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1600px, 100vw" class="wp-image-4594" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_3  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Sene 2003 olsa gerek. On üç yaşlarındayım. Bugün fotokopi servisi olan yerde o vakitler çay ocağı var. Tenekeden bir sebil, birkaç okur, fısıltılar. Sehpada sarı jelatin paketinden çıkmış tuzlu bisküviler var ve bugünün aksine bir anda bitmiyorlar; bayatlıyor, eskiyorlar&#8230; Lise sınavlarına hazırlanıyordum. Mehmed Niyazi Hoca ve dostları oturmuşlar. Beni görüyor. Baklava ikram edip kim olduğumu soruyor; söylüyorum. Ben adını sormadım. Sonra babam söyledi. Ve ekledi “<em>Çanakkale Mahşeri</em>’nin yazarı.” Roman bizim muhitlerde çok konuşuluyordu o zaman. Ben ilk defa bir romancı görüyorum. Senin benim gibi bir adam. Yavaş yürüyor biraz. Gözlerinde dikkat mayası var. Onun haricinde herkes gibi. <em>Çanakkale Mahşeri</em>’ni sormak istiyorum ama konuyu açmaya çekiniyorum. Yine çay ocağında otururken ben <em>Çanakkale Mahşeri</em>’ni zikrediyorum. Sanki başkasının kitabıymış gibi. Sanki konu buraya rastgele gelmiş gibi.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic4.png" width="334" height="485" alt="" class="wp-image-4602 alignnone size-full" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>“<em>Çanakkale Mahşeri</em>’nin yazarı kim?” </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>“Sizsiniz galiba.”</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Gülüyor. Birilerinin bana sufle verdiğini anlıyor. “Kim dedi sana?” Türkçe öğretmenim demişti muhakkak oku, diye. Kitabın ismi aklımda kalmış ama Mehmed Niyazi ismini unutmuştum. Hikâyemi şöyle bitiriyorum. “Sonra öğretmenim sizin adınızı söyledi.” Hoca içten gülüyor. Çünkü adını bilmediğimi ya da unuttuğumu anlıyor. Ben de onun anladığını anlıyorum. İçimden “İnşallah adım ne diye sormaz” diye yalvarıyorum Allah’a. Ama hoca beni rencide etmiyor. Sormadı. Sormamıştı. Sormuyor. Yıllar içerisinde şahit olacağım nezaketinin ilk emaresi. Sonra arkadaşız. Gerçekten arkadaş.   </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Kütüphanenin en yaşlı insanıyla en genci. Yan yana çaya iniyoruz sürekli. Bana bir sürü isim takıyor. Bir tanesi Hurşit, Farsça güneş. Büyük adam diyor bazan. “Büyük adam olmazsan eşekliğindendir” diye de üstüne basa basa tekrar ediyor. Asansör beklerken (O zamanlar da bekleniyordu) insanlar bize bakıyor. Dedim ya, en yaşlıyla en genci. Babamın arkadaşları bana “Mehmed Niyazi’nin müridi” diyor. “Mürşidin nasıl?” diye sorular geliyor amcalardan.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Hep havalı. Herkes konuşuyor ama en güzel sözler onda. Akyazı’daki bir deliyle başlıyor, Bismarck’a geliyor. Teşbih, belagat, mübalağa, mecaz… Okulda öğrendiğim tüm anlatım sanatları onda cisimleşmiş gibi. Mecliste en son o konuşuyor. İki şekerli çayı. Artık ezbere biliyorum. Herkesi güldürüyor. Hikâye anlatırken izlediği yolların nereye varacağını kestirmek güç. Ama çok şakacı. &#8220;Büyük adam olacaksın&#8221; diyor sürekli. Büyüyorum. “Ben senin yaşındayken böyle yazamıyordum” diyor. “Sizin hocanız Mehmed Niyazi değildi” diyorum. Tebessüm ediyor. Hep kibar. Onun gibi olmak istiyorum. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Bir gün iki kâğıt veriyor elime. “Oku bakalım hangisi güzel?” Okuyorum. “Şu” diyorum, çok da düşünmeden. Diğerini yırtıp atıyor. Sonra <em>Yemen Ah Yemen</em> romanı çıkıyor. Epigrafa bakıyorum: Benim seçtiğim. Yaşım on dört. Güveniyor. On dört yaşında bir çocuğa güveniyor. Güvenin kazanılması gereken bir şey olmadığını, o yaşta öğretiyor.  </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Ben de şımarıyorum bazan. Kan üzümü ve tükenmez kalem alıyorum ona. “Hocam” diyorum, “Sizin romanlarınızda benim de çok katkım var değil mi? Üzümü ben alıyorum size.” Gülüyor ve başını sallıyor. “Sen benim evladım gibisin” diyor bazan. Hastanede ziyarete gittikçe bilhassa. İlk defa trene biniyorum. Yedikule’ye gidiyorum. Kolonya almışım. Teşekkür ediyor. Kolonyayı benim akıl edemeyeceğimi biliyor. Belli ki anne ya da baba söylemiş. Sormuyor. Ben yine anlıyorum gözlerinden. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Yirmi yaşlarımın başı. Bir öykü yazıyorum. Ama utanıyorum okutmaya. Masasına bırakıyorum. On sayfa bir şey. Birkaç gün sonra yemekte karşılaşıyoruz. “Hocam okudunuz mu öykümü?” Donup kalıyor. “Sen mi yazdın?” Elimi sıkıyor. Hayret etmiş kalemime. Hayretine şaşıyorum. Hani ben büyük adam olacaktım? Şimdi anlıyorum ki o bende belki de hiç cevher görmemiş. Sevdiği için görmek istemiş. O bana inandığı için ben de kendime inanıyorum. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Onun gibi yazmıyorum ama onun gibi konuşuyorum. Ders anlatırken hep bir mübalağa. Ben Akyazı’yı bilmem. Ama konudan konuya atlıyorum. Küçük misallerle büyük meseleleri bağlamaya çalışıyorum. Onun gibi olamıyorum. Bazı yazdıklarımı çok beğenmiyor. “İlk yazdığın çok güzeldi.” Bir ayçiçeğinin sahibesine aşkı. Yapış yapış gençlik kokuyor. Hoca en çok onu seviyor. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Yaşlanıyor. Çay ocağı şimdiki yerinde. Merdiveni çıkarken birisi bir şey anlatıyor. Yarı yolda nefeslenmek için duruyor. Çok yorgun. Adam hâlâ konuşuyor. Niyazi Hoca bastonuna dayanıp adamın yüzüne bakıyor, tebessüm ediyor.  En yorgun halindeyken bile ince. Yarım yamalak nefeslerin arasında göz teması kurma ihtiyacı hissediyor. Kalemim yetmiyor, o bakışı tarif edemiyorum.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Benden kitap istiyor. Kitapları hemen bulup getiriyorum. Yirmi yıl önce de köşe masada oturuyorum. Arkamdan sessizce geliyor. Bir kâğıda yazmış. T813, T811, Tbilmemkaç… <em>Frankfurt Seyahatnamesi</em>’ni oku, diyor okuyorum. Refik Halid Karay’dan <em>Sürgün</em>’ünü oku. “Tamam hocam.” Ve tabii Peyami Safa. Her kitabını tavsiye ediyor. Döne döne okuduğum bütün yazarları ilk ondan duymuşum. <em>Tutunamayanlar</em>’ı okuyor. “Seksen sayfadır hiçbir noktalama işareti yok.” Yüzünü ekşitiyor.</span><span></span></p>
<p style="font-weight: 400;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic2.png" width="335" height="486" alt="" class="wp-image-4595 alignnone size-full" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><em><span>İki Dünya Arasında</span></em><span> romanında Hildegard var. Bir de Ayhan. Almanya’da tanışıp kavuşamayan iki gencin hikâyesi. Romanın epigrafı muazzam: </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Dünyamızda Hildegard, Margaret, Ayhan</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>gibi pek çok genç yaşamaktadır. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Aşkları onları güzelleştirirken </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Yalnızlıkları acılarını arttırır.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Kimsesiz gecelerinde sırdaş olsunlar diye </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>bu talihsiz üç gencin hikayesini anlattım.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Kelimelerin, hikâyelerin ve Ayhanların arkasına gizleniyor hoca. Sürekli. Ayhan’ın kavuşamadığı kız Hildegard İstanbul’a geliyor. Romanda değil, gerçekte. “Hildegard’ın kızı var. Ata biniyor. Çok güzel bir kız. Sizin onunla ne güzel çocuklarınız olur” diyor. Ayhan’ın yaşanmamışlıklarına ben de karışıyorum… </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Son yıllarında ibadetin tadına varıyor. Dostları azalmış değil. Çay ocağına yine iniyorum. Bazan durup kendini savunur gibi, “Beni ırkçı sanıyorlar” diyor. Çay ocağında eski dostları. Beni de çok seviyorlar. Hak etmediğim kadar çok. Sessizce gidiyor mescide. Masasından kalkıp, bir hayalet gibi. O hâlâ en yaşlı ama ben artık en genç değilim. Bazan kızdırıyorum onu. Menderes’e laf atmış bir köşe yazarını ispiyonluyorum. Küfrediyor. Çok güzel ve içten küfrediyor. Küfür nedir bilmeyen en mutaassıp dostları bile onun küfretmesinden sonsuz haz alıyor. Hoyratlık bir tek kibar ruhlarda güzel duruyor.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/No34-ic3-1024x748.png" width="544" height="397" alt="" class="wp-image-4600 alignnone size-large" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Eskisi kadar kan üzümü yemiyor. Eli yorgun. Bileklik takıyor. Bir şiir yazmış. Bana okutuyor. “Güzel değil” deyip atmam için bana veriyor. Üzeri karalanmış bir yığın satırın arasında bir tanesi okunaklı: “Yıllar yüzüme çizgiler sermiş.” Kâğıdı atmıyorum. Kafka’nın uğradığı hainliğin bir benzerini Mehmed Niyazi Hocama ben yaşatıyorum. Sadece Max Brod anlıyor beni.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Geride gözü yaşlı çok insan bırakarak ayrılıyor. Ve iz bırakıyor. Yaşarken bırakıyor. Öldükten sonra da. Ölümünün belki beşinci senesi. Birisi ayaklarını hafif sürüyerek arkamdan geçiyor. İstem dışı arkama dönüyorum. Halime ürperiyorum.       </span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/tukenmez-kalem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Çığır Açmak” Üzerine İz Bırakan Anılar</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/cigir-acmak-uzerine-iz-birakan-anilar/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/cigir-acmak-uzerine-iz-birakan-anilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vahdettin İnce]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2024 12:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bakış]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=4450</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div class="et_pb_section et_pb_section_3 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_4">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_5  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_7">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1600" height="800" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-ic2.jpg" alt="" title="No33-ic2" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-ic2.jpg 1600w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-ic2-1280x640.jpg 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-ic2-980x490.jpg 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-ic2-480x240.jpg 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1600px, 100vw" class="wp-image-4535" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_4  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Geçen yüzyılın doksanlı yıllarının başlarıydı. “Dünya Yayıncılık” için Salih Uçan ile birlikte, Seyyid Kutub’un İslam dünyasında çığır açan <em>Fî Zılâl’il-Kur’ân</em> adlı tefsirini tercüme ediyorduk. Haftada bir, bazan yayınevinde bazan da Salih abinin evinde yaptığımız tercümeyi birbirimize okur, hatalarımızı düzeltmeye çalışırdık. Daha doğrusu, Salih abi, henüz acemi bir mütercim olarak beni düzeltir, bana taktikler verir, tercüme tekniklerini öğretirken âdeta bir ders havası estirirdi.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bir gün “ülü’l-azm” peygamberlerden bahseden âyet üzerinde konuşurken bu kavramın Türkçe’deki karşılığı üzerine fikir teatisinde bulunduk. Ben kelimeye “azimet sahibi, kararlı” gibi öteden beri verilen karşılıkların yetersiz kaldığını, istenilen anlamı tam yansıtmadığını düşünüyordum. Ayrıca sadece “ülü’l-azm” diye nitelendirilen beş peygamber değil, bütün peygamberler bu niteliğe sahiptiler. Şu halde bu niteleme ile başka bir şey kastedilmeliydi. Bu konudaki düşüncelerimi hararetle anlatırken Salih abi birden, “çığır açıcı” diyerek noktayı koydu. Çünkü adı geçen peygamberler, diğer peygamberlerden farklı olarak, toplumların her bakımdan tıkandıkları, inanç olarak nefes alamayacak hale geldikleri, şirkin, hayatın bütün gözeneklerini işgal ettiği, tevhidin kokusunun dahi gelmediği, insanlığın sükût ettiği, hiçbir insani değerin, erdemin kalmadığı, zifiri karanlığın bütün çıkış yollarını tuttuğu dönemlerde gönderilmişlerdi. Onlar yol gösterici ışık olmuşlar, insanlığı şirkin, Cahiliye’nin, zulmün, erdemsizliğin işgalinden kurtarmışlar, dolayısıyla çığır açmışlar, diye ekledi. Salih abinin bu tespitiyle, çevirinin sadece diller arasında bir kelime oyunu değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel bağlamların incelikli bir analizi olduğunu öğrendiğim bir ders oldu.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Ülü’l-azm diye nitelendirilen peygamberleri, Nûh’u, İbrâhim’i, Mûsâ’yı, Îsâ’yı ve son peygamber Hz. Muhammed’i (salat ve selam üzerlerine olsun) düşündüm. İnsanlığı hangi tufanlardan sahil-i selamete ulaştırdıklarını, hangi ateşleri gül bahçelerine dönüştürdüklerini, hangi engin denizleri yardıklarını, hangi taşlaşmış inatları dirilttiklerini ve hangi Cahiliye’yi yerle bir ettiklerini hatırladım. Salih abiye yerden göğe kadar hak verdim. Zihnimde bir çığır açmıştı.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Sonra bireysel ve toplumsal hayatın, periyodik olarak açılan çığırlarla yoluna devam ettiğini, hatta varlık bütününün bazan yeni çığırlarla boyut kazandığını düşündüm. En uygun zamanda karşına çıkan bir insan; şöyle bir uğrayayım, sonra da geçip giderim, dediğin bir kurum; beklenmedik anda vuku bulan bir hadise; önüne yepyeni ufuklar açabiliyor, maddi ve manevi tıkanmışlığını, tükenmişliğini giderebiliyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-2.1.png" width="611" height="446" alt="" class="wp-image-4541 alignnone size-full" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong>Kütüphaneye Gidemeyen Adam<br /></strong>İki binli yılların başlarıydı. Zor bir kitabı tercüme ediyordum. Bir gün resmen tıkandım. Kelime dağarcığım, bilgi müktesebatım, elimdeki sözlükler önüme çıkan engeli aşmaya yetmiyordu. Bilgisine, kelime hazinesine güvendiğim dostlarımı aradım, onlardan da sadra şifa bir cevap alamadım. Kitabı yayınevine iade etmeyi düşünürken, gazeteci bir dostumla karşılaştım ve içinde bulunduğum açmazı, darboğazı anlattım. İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) kütüphanesine gitsene, dedi, orada istediğin kadar kaynak ve ayrıca uzman bulursun. Hayatımda yeni bir çığır açıldığını nereden bilecektim!</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Gidiş o gidiş. Yirmi küsur senedir de ayrılamıyorum. Aslında İSAM’ı biliyordum ama kütüphanelerin bende hiç de olumlu bir imajı yoktu. Soğuk mekânlardı benim için. Erzurum Üniversitesi’nde öğrenciyken bir hocamızın teşvikiyle kütüphane kartını çıkartmıştım. Bir gün üniversitenin kütüphanesine gittim ve görevliden Millî Eğitim Bakanlığı’nın bastığı <em>İslam Ansiklopedisi</em>’nin altıncı cildini istedim. “Ne yapacaksın, Kürt maddesine mi bakacaksın?!!” dedi soğuk bir ifadeyle. 12 Eylül’ün üzerinden bir ya da iki yıl geçmişti. Hafakanlar bastı. Şehrin havası ile birlikte kütüphanenin buz kesen atmosferini iliklerime kadar hissettim. Bu sorgu odasından bir an önce kurtulmalıydım. O anda karar verdim, kütüphaneler tekin yerler değil. Ayrıca kütüphaneye gideceksin, bazan bir konuya bakmak için bir kitap talep edeceksin, görevli kalkacak, kitabı bulup sana getirecek veya bulamayıp yarın öbür gün gelebilir, diyecek yahut kitabı sakıncalı bulup sana vermemek için bizde yok diyecek, diyelim ki bulup sana teslim etti, bunun da bir süresi var ve o süre dolunca gelip senden alacak…zahmetli iş. Kütüphane deyince, sıkıyönetim şartlarının uygulandığı bir vasat aklıma geliyor ve resmen boğuluyordum. Bütün bunların tesiriyle İSAM’a gitme konusunda tereddütlerimi aşabilmiş değildim ve bu yüzden evden çalışmayı yeğliyordum. İnsan, içinde taşıdığı meselelerle çevresindeki dünyayı muhayyilesinde bir araya getirir ya; işte ben de öylece, kendi iç dünyamdan gelen hissiyata teslim olmuştum.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/No33-ic4.png" width="610" height="445" alt="" class="wp-image-4537 alignnone size-full" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Son çare, arkadaşın telkiniyle gittim. Müthiş bir atmosfer. Kütüphanelere dair olumsuz algımın tamamı ilk adımda tuzla buz oldu. İstediğin kitabı kendin alıyorsun raftan. İşin bitince de masanın üzerinde bırakıyorsun, görevliler akşamın belli bir saatinde alıp tekrar yerine koyuyorlar. Ne kitap için sıraya girmek ne kitabı belli bir saate kadar kullanmak gibi insana sıkı bir takip altındaymış hissini uyandıran bir muamele. Ne de “Ne yapacaksın bu kitabı, hangi (sakıncalı) konuya bakacaksın?!!” diyen bir görevli. Özgürlük iklimine girdiğini hissettiren bir ortam.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Gide gele kütüphanenin ve muhteşem bahçesinin müdavimi oldum. Bahçenin yürüyüş parkurlarını andıran taş döşeli yollarında ağaçlar altında dolaşırken her an, şurada burada öbek öbek oturan veya Meşşâî filozoflar gibi yürüyerek felsefe yapan insanlarla karşılaşacağını sanırsın. Çay ocağından bir demli çay alıp çınar altındaki masalara oturmuş hocaların, etrafında kümelenmiş öğrencilere bir şeyler anlattıklarını görüp kendini Kûfe, Basra, Bağdat mescitlerindeki ders halkaları arasında geziniyormuş gibi hissedebilirsin.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Sabah güneşinin vurduğu vakitlerde banklara oturmuş, aralarında filolojinin en kadim meselelerini, edebî sanatlarını tartışan uzmanları, Sîbeveyhi, Kisâî, Cerîr, Ferezdak… gibi hayal edebilirsin. Az ötede Hasan-ı Basrî, Vâsıl b. Atâ, Eş‘arî kelamının terminolojisini hallaç pamuğu gibi atıyorlar gibi gelir insana.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bir grup Afganlı burada, bir grup Cezayirli Arap az ötede, üç beş Bengaldeşli olanca sempatiklikleriyle şurada oturuyor, Farsça, Arapça, Bengalce konuşuyorlardır. Kendini Buhara, Semerkant, Bağdat, Kalküta, Delhi, Meşhed, İsfahan, Bağdat, Diyarbekir… gibi kadim bir İslam ilim merkezinde düşünürsün.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Türkiye ölçeğinde “Kütüphane” kavramında bir çığır açtığı muhakkak olan İSAM mektebinin, İslam düşüncesinde çığır açıcı bir potansiyelinin olduğunun kanıtı da hazırladıkları muhteşem Ansiklopedi’dir.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Abbâsîlerin “Dârü’l-Hikme”sinde olduğu gibi, bazan bir kütüphane, bir milletin hayatında çığır açabilir, insanın ruhunu derinlemesine besleyen müstesna bir yere dönüşebilir. Burada kurulu tezgâhta yazılan her bir yazı, her bir eser kalplerin ve ruhların dokuduğu kumaşın ince işçiliğiyle şekillenir, böyle bir iklimde hayat bulur, hiç durmaksızın gelecek nesillere aktarılmış olur.</p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/cigir-acmak-uzerine-iz-birakan-anilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/

Page Caching using Disk: Enhanced 
Database Caching using Disk

Served from: bulten.isam.org.tr @ 2026-09-22 12:02:05 by W3 Total Cache
-->