<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gündem | İSAM Bülten</title>
	<atom:link href="https://bulten.isam.org.tr/kategori/isam-blog/gundem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bulten.isam.org.tr</link>
	<description>İslam Araştırmaları Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Jul 2025 08:59:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/04/Calisma-Yuzeyi-1.png</url>
	<title>Gündem | İSAM Bülten</title>
	<link>https://bulten.isam.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Hep Otuz Üç Yaşında” Filminin Yönetmeni Murat Pay ile Söyleşi</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/hep-otuz-uc-yasinda-filminin-yonetmeni-murat-pay-ile-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Dec 2024 07:15:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=5654</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="et_pb_section et_pb_section_0 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_0">
								<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_0  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_0  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				
			</div>
			</div>			
				
				
				
				
			</div>		
				
				
			</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merkezî İslam Coğrafyası’nın Yok Olan Kültürel Mirası</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/merkezi-islam-cografyasinin-yok-olan-kulturel-mirasi/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/merkezi-islam-cografyasinin-yok-olan-kulturel-mirasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengiz Tomar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Nov 2024 18:08:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=5610</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div class="et_pb_section et_pb_section_1 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_1">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_1  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_1  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Asya, Afrika ve Avrupa’nın kesiştiği, “Eski Dünya” olarak adlandırılan Merkezî İslam Coğrafyası (Ortadoğu), insanlık tarihinin en köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır.  Sümerler, Hititler, Asurlular, Bâbilliler, Grekler ve Romalılar gibi büyük uygarlıkların izlerini taşıyan bu bereketli topraklar; Akdeniz havzasının, Mezopotamya’nın, Bereketli Hilal’in ve Nil Vadisi’nin bir parçasıdır. Tarih boyunca sayısız medeniyetin doğuşuna ve gelişimine tanıklık eden bu bölge, İslam medeniyetinin filizlenmesiyle birlikte daha derin bir anlam kazanmıştır. Bölgenin önemi yalnızca kadim uygarlıkların beşiği olmasından ileri gelmez. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde altmışının mensubu olduğu İbrâhimî dinlerin doğum yeri olması, bu topraklara ayrı bir manevi kutsiyet kazandırmaktadır. Ayrıca tarihî İpek ve Baharat yollarının kesişim noktası olması nedeniyle bölge ticaret ve kültürel etkileşim açısından da benzersiz bir rol üstlenmiştir. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Bu zengin tarihî miras, özellikle 19. yüzyıldan itibaren Batılı araştırmacıların ve arkeologların ilgisinin çekmiş ancak bu ilgi zamanla tarihî eserlerin yağmalanmasıyla sonuçlanmıştır. Nitekim günümüzde New York, Londra, Paris ve Berlin gibi şehirlerdeki dünyaca ünlü müzelerin koleksiyonları Merkezî İslam Coğrafyası’ndan kaçırılan sayısız eserle doludur. Ayrıca özel koleksiyonlarda on binlerce çalıntı eser bulunmaktadır.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>1990’lardan itibaren Merkezî İslam Coğrafyası’ndaki son tarihî eserler ve elyazmaları da yağmalanmakla kalmamış aynı zamanda sistematik bir yıkıma maruz kalmıştır. Bu süreç savaşlar ve işgallerin gölgesinde büyüyerek, gözlerimizin önünde devam etmektedir. Irak, Suriye, Yemen ve Filistin gibi kültürel mirasın kalbi olan bölgeler halen bu tahribatın hedefindedir. Merkezî İslam Coğrafyası’nda İslam ve Türk tarihinin yadigârları, nişâneleri ve tapuları olan bu eserlerin tahrip olması aynı zamanda bölgedeki tarih ve kültürümüzün de yok olması anlamına gelmektedir.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong><span>Yağmalanan Coğrafyamız</span></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong><span>Irak:</span></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Kronolojik olarak Irak’la başlayalım. 10.000’in üzerinde kültürel miras sahası bulunan Irak; Sümer, Akkad, Babil, Asur, Partlar’a ait arkeolojik eserlerin yanı sıra Bağdat, Basra, Kûfe, Kerkük ve Musul gibi Ortaçağ İslam tarihinin en önemli medeniyet merkezlerinden biri olmuştur.  Ancak bu köklü tarih 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte ağır bir darbe almıştır. İşgalle birlikte nadir elyazmaları barındıran kütüphaneler sistematik bir şekilde yağmalanmıştır. Ortaçağ’da Moğolların gerçekleştirdiği yıkımın ardından ikinci defa 21. yüzyıl başlarında onlarca yazma eser kütüphanesi yağmalandı. Bağdat kütüphanelerinden yalnızca biri, fedakâr müdürü ve çalışanları tarafından istilacı-yağmacılardan kurtarılabildi. Bu kütüphanede bulunan 85.000 civarındaki nadir eser arasında Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan tarafından kütüphaneye bağışlanan çok değerli müzehhep tarihî mushaflardan biri de bulunmaktaydı.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/No55-3-1024x738.png" width="701" height="506" alt="" class="wp-image-5623 aligncenter size-large" /></span><strong>Irak, Sâmerrâ, el-Askerî Camii</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Irak’taki yağmalamalar sadece Bağdat’la sınırlı kalmadı. 2006 yılında el-Kâide, Sâmerrrâ’da Şiîler tarafından kutsal kabul edilen <strong>el-Askerî Camii</strong>’ni bombaladı. 2014 yılında DEAŞ Tikrit’te haziresinde sahabe kabirlerinin de bulunduğu <strong>el-Erbaîn Camii</strong>’ni ve 700 yılında inşa edilen <strong>Yeşil Kilise</strong>’yi havaya uçurdu. Aynı yıl Musul’da Hz. Yunus’a ait olduğuna inanılan tarihî türbe yer ile yeksan edildi.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>2015 yılı Irak’ın kültürel mirası açısından tam bir felaket yılı oldu. Irak’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan dört bölgesinden biri olan <strong>Hatra Antik Kenti</strong> tahrip edildi. 2300 yıllık bir geçmişi olan; tapınak ve hamamlarıyla meşhur şehir buldozerlerle yıkıldı. Mezopotamya medeniyetinin en seçkin örneklerinden olan ve Musul’a 30 kilometre mesafedeki <strong>Nemrut (Kalhu)</strong> DEAŞ tarafından yerle bir edildi. Çok önemli eserlerin yer aldığı <strong>Musul Müzesi</strong>’nde pek çok nadide eser tahrip edildi. İslam öncesi ve sonrasına ait binlerce yazma eser barındıran <strong>Musul Kütüphanesi</strong> de bundan nasibini aldı ve pek çok elyazması DEAŞ tarafından yakılarak imha edildi. Musul’un batısındaki tarihî <strong>Telafer kalesi</strong>, tamiri imkânsız bir tahribata uğradı. Bu örnekler Irak’ta tahrip olan veya kaçırılan tarihî mirasın çok küçük bir kısmı. Ancak bu tahribatın gerçek boyutlarını tam olarak tespit etmek hâlâ mümkün değildir.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Irak_info-1024x1020.png" width="701" height="698" alt="" class="wp-image-5618 aligncenter size-large" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong><span></span></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong><span>Suriye:</span></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>2011’den bu yana büyük bir iç savaşın yaşandığı, ülkenin yarısının göç ettiği Suriye’de durum (Verimli Hilal) daha da vahimdir. Tahrip edilen ve kaçırılan eserler arasında bize en çok tanıdık gelen hepimizin Hz. Peygamber’in hayatından bildiği, <em>Çağrı</em> filmindeki sahneyle gözlerimizde canlanan, Rahip Bahira hadisesinin yaşandığı Suriye’nin güneyindeki küçük kent <strong>Busra</strong>’dan başlayalım. Efendimizin bir ticaret kervanıyla daha çocukken geldiği Busra’da, Rahip Bahira tarafından peygamber olacağı keşfedilmişti. Peygamberimizin devesinin ayak izinin korunduğu ve üzerine bir cami yapıldığı (Mebrekü’n-Nâka) ve ayrıca Rahip Bahira’nın kilisesinin bulunduğu Busra, aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun eyalet başkentiydi. 1980 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren Busra, II. yüzyıldan kalma amfi tiyatrosu ve 13. yüzyılda yapılmış Eyyûb Kalesi ile de tanınır. Savaş öncesinde oldukça iyi korunmuş olan Busra, savaş süresince çok büyük tahribata uğramıştır.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/No55-1-1024x738.png" width="700" height="505" alt="" class="wp-image-5625 aligncenter size-large" /></span><span><strong>Suriye, Halep, Emevî Camii</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Altı bin yıldır kesintisiz yerleşim yeri olan dünyadaki ender şehirlerden Şam (Dımaşk), Emevîlerin (661-750) başkenti olarak tarihte önemli bir yere sahiptir. Eyyûbîler, Memlükler ve ardından Osmanlılar döneminde de <strong>Şam-ı Şerif</strong> olarak adlandırılan şehir, eyalet başkenti olarak yönetim merkezi vasfını korumuştur. Merkezinde Yavuz Sultan Selim’in yaptırdığı Selimiye Külliyesi ile Muhyiddin İbnü’l-Arabî Türbesi; Kanûnî Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a tasarlattığı ve haziresinde son Osmanlı Sultanı VI. Mehmed Vahdeddin ile son dönem Osmanlı hanedanı üyelerinin yattığı Süleymaniye Külliyesi (Tekiyye Süleymaniye); Osmanlı tipi camileri, mezarlıkları, tıbbiye ve hukuk mektepleri ile tipik bir Memlük-Osmanlı şehridir. Şam’ın tarihî şehir merkezi ve kaleleri nispeten korunmuş olsa da sur içi ve banliyöleri hava saldırılarından dolayı büyük hasar görmüştür. Osmanlılar döneminde İstanbul ve Kahire’den sonra bölgenin üçüncü büyük şehri olan Halep, maalesef Suriye’de en çok yıkıma uğrayan tarihî şehirlerin başında gelmektedir. <strong>Halep Kalesi, sur içi, </strong>özellikle<strong> Halep Kapalı Çarşısı </strong>ve<strong> Emevî Camii</strong>, büyük ölçüde tahrip edilmiş şehrin tarihî dokusu zarar görmüştür.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>1980 gibi erken bir dönemde UNESCO Dünya Kültür Listesi’ne giren Palmira (Arapça adıyla Tedmür), Suriye’nin en önemli antik kentlerinden biridir. MÖ 2000’lerden itibaren çöl ortasında ticaret kervanlarının uğrak yeri olan şehir, Romalılar, Bizanslılar ve müslümanlar tarafından kullanılmış, ancak 16. yüzyılda terk edilmiştir. Kalıntıları oldukça iyi korunan <strong>Palmira</strong>, DEAŞ hâkimiyeti sırasında büyük zarar görmüş ve Suriye rejimi ordusu tarafından ele geçirilerek, kalesi karargâh olarak kullanılmaya başlanmıştır. DEAŞ Palmira’da mozoleleri, sütunları ve kemerleri yağmalamış, tapınakları tahrip etmiştir.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Suriye aynı zamanda bir “kaleler ülkesi” olarak bilinir ve Ortaçağ’dan kalma onlarca kaleye ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaleler arasında Haçlılar dönemine ait <strong>Hısn Kalesi</strong> <strong>(Crac des Chevaliers)</strong> ve Eyyûbîler dönemine ait <strong>Selahaddin Kalesi</strong> en dikkat çekici olanlardır. Her ikisi de 2006 yılında Ortaçağ’dan kalma iyi korunmuş kaleler olarak UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne girmiştir. Humus şehri yakınlarındaki, orijinali Arap kalesi olan ve Haçlı Hospitalier (İsbitâriyye) Şövalyeleri tarafından yenilenerek karargâh olarak kullanılan Crac des Chevaliers, dünyada en iyi korunmuş Haçlı kalesi unvanını taşımaktaydı. Arslan Yürekli Richard ile özdeşleşmiş Crac des Chevaliers, iç savaşta ağır hasar gördü; kalenin camisi de yıkıldı. Lazkiye yakınlarındaki Selahaddin (Sahyun) Kalesi ise Bizans, Haçlı, Eyyûbî ve Memlük dönemlerine ait özellikleri barındıran bölgedeki en zarif kaleydi. O da yoğun tahribata uğradı ve yağmalandı.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Suriye_info1-1024x1020.png" width="700" height="697" alt="" class="wp-image-5646 aligncenter size-large" /></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong>Gazze:</strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Merkezî İslam Coğrafyası’ndaki yıkımın en son örneği ise bugünlerde Filistin’de, özelikle Gazze’de yaşanmaktadır. İsrail tarafın katledilen on binlerce masum insanın yanı sıra Gazze’deki kültürel miras da acımasız ve sistematik bir saldırı altında. </span><strong>MÖ 1500</strong><span>’lere kadar uzanan tarihiyle Filistin bütün insanlık tarihi açısından çok kıymetlidir. İslam’dan önce Eski Mısır, Asur, Roma, Ken‘ânîler, Grekler, Yahudiler, Persler ve Nabatîler gibi kadim medeniyetlerin izlerini taşıyan bu bölge; İslam’ın ardından Abbâsîler, Selçuklular, Memlükler ve Osmanlılar gibi İslam medeniyetinin zirve dönemlerine ev sahipliği yapmıştır. Uluslararası hukukun 1972 tarihli Dünya Miras Sözleşmesi ile </span><strong>UNESCO’</strong><span>nun</span><strong> </strong><span>2003 tarihli Kültürel Mirasın Kasti Tahribatına Dair Bildirgesi gibi düzenlemelere rağmen maalesef bu kıymetli miras İsrail’in bombardımanı altında yok olmaktadır. Tarihe bir not düşmek babında, Irak ve Suriye’den sonra Gazze’de yok olan kültürel mirasımıza bir göz atmak gerekirse, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 200’den fazla kültürel miras eseri ya tamamen yıkılmış ya da ağır bir şekilde tahrip edilmiştir. Bunlar arasında tarihi</span><strong> </strong><strong>MÖ 8.</strong><span> yüzyıla uzanan antik bir limandan, içerisinde binlerce elyazması ve arşiv belgesi barındıran kütüphaneler ve arşivlere, en eski camilerden kadim manastırlara kadar pek çok kültürel miras eseri mevcuttur. </span><span> </span><span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Bunların en önemlilerinden, Filistin’in en büyük camisi Gazze’de İslam kültür mirasının sembolik eseri, <strong>“Büyük Ömerî Camii”</strong> bombalanarak tahrip edildiği bütün haber sitelerinde yazıldı. Kudüs’teki </span><strong>Mescid-i Aksâ</strong><span> ile Akkâ’daki Cezzar Ahmed Paşa camisinin ardından Küçük Mescid-i Aksâ olarak da anılan yaklaşık 1400 yıllık bir geçmişe sahip bu cami, bölgeye uzun asırlar boyunca hükmeden Türk devletleri Memlükler ve Osmanlılardan önemli izler taşıyordu. Merkezî İslam Coğrafyası’ndaki bütün Ömerî camileri gibi o da müslümanların tarihsel hoşgörü hikâyesinin bir numunesiydi. Rivayete göre </span><strong>Kudüs</strong><span>’ü anlaşma ile (sulhen) fetheden Hz. Ömer Kıyâme Kilisesi’ni (Kutsal Kabir) gezerken namaz vakti gelmesi nedeniyle namaz kılmak için kendisine bir yer gösterilmesini talep etmiş, Kudüs Patriği Sophronius “burada kılabilirsiniz” deyince Hz. Ömer ona şöyle cevap vermiştir: “Şayet ben burada namaz kılarsam, benden sonra müslümanlar Ömer namaz kıldı diye burayı camiye çevirirler” diyerek Patriğin bu önerisini reddetmiştir. Bunun yerine kilisenin karşısındaki alanda günümüzde Hz. Ömer Camii’nin bulunduğu yerde namazını edâ etmiştir. Bundan sonra kilise etrafından yapılan bütün camilere Hz. Ömer’in bu rivayette anlatılan vizyoner kişiliğine atıfla Ömer camisi adı verilmesi gelenek haline gelmiştir. İşte Hz. Ömer’in bu hoşgörülü davranışına nispetle yıkılmış bir kilise civarına inşa edilen Büyük Ömer Camii maalesef acımasızca tahrip edildi. İşin daha da vahimi caminin kütüphanesi de pek çok değerli el yazmasını barındırmaktaydı.</span><span> </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/No55-2-1024x738.png" width="700" height="505" alt="" class="wp-image-5624 aligncenter size-large" /><strong>Filistin, Gazze, Osman bin Kaşkar Camii</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Tabii bunların dışında sayısız tarihî cami ve kilise işgalci İsrail ordusu tarafından tahrip edildi. Bunlar arasında dünyanın en eski üçüncü kilisesi olarak nitelenen ve MÖ 4. yüzyılda inşa edilen <strong>Aziz Porphyrius Rum-Ortodoks Kilisesi</strong>, Memlükler döneminde 1360 yılında inşa edilen <strong>Zafer ed-Demrî Camii</strong>, Bilâd-ı Şam bölgesinin (Levant)  en eski kiliselerinden Cibaliye’deki Bizans’tan kalma kilise, Filistin’de inşa edilen ilk hıristiyan manastırı olan ve <strong>Hızır Türbesi</strong> olarak da adlandırılan <strong>Aziz Hilarius Manastırı</strong> işgal ordusu tarafından tamamen veya kısmen tahrip edilen ibadet mekânlarından bazılarıdır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>İnsanların en kutsalları olan ibadethanelerin yanı sıra kültürel mirasın önemli bir parçası olan üniversiteler, okullar, kütüphaneler, müzeler ve el yazmaları da bu tahribattan payını aldı. Şüphesi bunlar arasında en acı kayıplar bir daha geri getirilemeyecek olan elyazması ve arşiv belgeleridir. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi işgalcilerin ilk tahrip ettikleri mekânlar toplumun hafızası niteliğindeki arşivler olmuştur. Şehrin son 150 yıllık tarihi ile ilgili çok değerli binlerce belgeyi bünyesinde barındıran <strong>Gazze Şehir Arşivi</strong> de bundan nasibini aldı. Gazze’deki arkeolojik ve tarihî değeri olan binaların planlarının yanı sıra çok sayıda elyazması arşiv binasıyla birlikte kül oldu. Bu açıdan sicilleri hayli kabarık İsrail askerleri 1948’den bu yana pek çok defa Filistinlilere ait kitap ve elyazmalarını yağmalamışlardı. Gazze’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan veya tahrip edilen kütüphaneler arasında <strong>Tamari Sabbağ Kütüphanesi, Atâ Çocuk Kütüphanesi, Enaim Kütüphanesi, Gazze Belediye Kütüphanesi, en-Nahda Kütüphanesi, eş-Şuruk Kütüphanesi, Gazze İslam Üniversitesi Kütüphanesi </strong>ile<strong> İsra Üniversitesi Kütüphanesi </strong>sayılabilir. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Tahrip edilen mekânlar arasında iki önemli müze de bulunmaktadır. Koleksiyonunda antik para ve sikkeler ile tarihî takıların bulunduğu <strong>Refah Müzesi</strong> ile Ken‘ânîler dönemine kadar uzanan 3000 civarında tarihî eser barındıran <strong>el-Karara Müzesi</strong> ilk bombalanan yerlerden olmuştur. Ayrıca 13. yüzyıl Memlükler döneminden kalma Memlük Sultanı Baybars tarafından yaptırılan <strong>Kasru’l-Bâşa (Paşa Kasrı) Müzesi</strong> de zarar gören önemli eserler arasındadır. Bu eser Osmanlılar tarafından kullanıldığı gibi, Napolyon Bonapart’ın 1799’da Mısır’ı işgaline de şahit olmuştur. Filistin’in farklı dönemlerine ait arkeolojik eserler barındıran ve son şekline 17. yüzyılda Osmanlı döneminde kavuşan yapı bu bölgede türünün son örneğiydi ve maalesef o da bu saldırılarda büyük hasar gördü.  </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Şehirde İsrail’in saldırıları sonucu pek çok tarihî bina da yıkılmıştır. Bunların en güzellerinden biri 1904 tarihli <strong>belediye binası</strong>, bir diğeri ise tarihî Derrâc semtindeki 400 yıllık bir geçmişe sahip olan <strong>Sibat el-Alemî</strong>’dir. Bina, altında koridor bulunan yüksek eyvanları, üst kata çıkışı sağlayan çifte merdiveni ve Sibat Sokağı’nın altından karşıya geçişe imkân veren mahzeniyle tipik bir Akdeniz yapısıydı. Maalesef geleneksel yapı malzemeleriyle Gazze konut mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu bina da İsrail saldırılarında yıkıldı. Yine Memlükler ve Osmanlı döneminin bergüzârlarından ez-Zeytûn semtinde 10 asırlık bir geçmişe sahip <strong>es-Samrâ Hamamı</strong> İsrail bombardımanı sonucunda yer ile yeksan olmuş durumdadır. Üstelik su dağıtım ve ısıtma sistemleriyle büyük bir arkeolojik değere sahip nadir örneklerden biriydi. Daha acı olan Şucâiyye bölgesinde bizzat kültürel mirasın korunması için çalışan bir kuruluş tarafından kullanılmakta olan <strong>Sakka Kültür Mirası Evi</strong>’nin saldırılar sonucunda yıkılmasıydı. Osmanlılar döneminde 1661 yılında inşa edilen bina, orta kısmında eyvanlı avlusu bulunan iki katlı yapısıyla Gazze’nin geleneksel konut mimarisinin en önemli temsilcilerinden biriydi. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Filistin_info-1024x1020.png" width="701" height="698" alt="" class="wp-image-5620 aligncenter size-large" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>Yukarıdaki tüm bu örnekler bölgemizde son dönemlerde yapılan ve halen devam etmekte olan tahribatın sadece bir kısmını yansıtmaktadır. Savaşlar ve saldırılar devam ettikçe, İslam medeniyetinin bu coğrafyadaki izlerinin tamamen silinmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu durum yalnızca bölge halkı için değil tüm insanlık tarihi açısından büyük bir kayıp olacaktır. </span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span>            </span><span> </span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/merkezi-islam-cografyasinin-yok-olan-kulturel-mirasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazze&#8217;de Akademik Hayat ve Direniş</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/gazzede-akademik-hayat-ve-direnis/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/gazzede-akademik-hayat-ve-direnis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nour Alhila]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Sep 2024 11:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=5170</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div class="et_pb_section et_pb_section_2 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_2">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_2  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_0">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1595" height="784" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-1.png" alt="" title="No47-1" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-1.png 1595w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-1-1280x629.png 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-1-980x482.png 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-1-480x236.png 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1595px, 100vw" class="wp-image-5176" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_2  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="font-size: x-large; color: #004d71;"><strong>Gazze İslam Üniversitesi Eski Rektörü Dr. Kamalain Shaath ile Röportaj</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left; padding-left: 40px;">Gazze&#8230; Bir sabah uyanıp, gökyüzüne bakıyorsun; kuşlar var mı acaba?<br />Belki birkaç tanesi hâlâ uçuyordur, ama öyle sessiz, öyle gölgeli ki gökyüzü.<br />Ne kuş ne bulut ne de çocuk… Burası Gazze.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Her medeniyet, kendi içindeki yangınlardan doğar; Filistin de toprağını, halkını ve varlığını koruma mücadelesiyle, insanlık tarihinin en ağır yüklerinden birini taşıyor. Bu topraklar, dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüşmüş olabilir; fakat aynı zamanda direnişin, kararlılığın ve bilimsel gayretin de sembolü haline geldi.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Gazzeli akademisyenler, yıllardır süregelen abluka, savaş ve kısıtlamalar karşısında bilimsel gayretlerini sürdürerek, her gün tazelenen bir umutla dünyaya sesleniyorlar. Onlar için ilim, bir aydınlanma meselesi olduğu kadar bir direniş, bir varoluş ve Kur’ân-ı Kerim’de geçen anlamıyla bir “ribat” meselesidir. “Gazze’de akademisyen olmak”, yalnızca bir meslek değil; kalemle, fikirle, ilimle hayatı yeniden inşa etme çabasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bu bağlamda Gazze İslam Üniversitesi eski rektörü Dr. Kamalain Shaath ile yaptığımız bu röportaj, Gazze’nin akademik alandaki direnişini ve uluslararası dayanışmanın önemini bir kez daha bizlere hatırlatıyor.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Gazze İslam Üniversitesi, 1978 yılında 25 öğrenci ile biri doktora, dördü yüksek lisans derecesine sahip toplamda 5 öğretim görevlisinden oluşan mütevazi bir kadro ile faaliyetlerine başlar. 1985 yılına kadar çeşitli fakülteler ilave edilerek geçici derslik olarak kullanılan çadırlarda eğitime devam eder. Bu kapsamda, 1985 yılında üniversite bünyesine İslam İlimleri, Eğitim, Ticaret ve Fen Fakülteleri dahil edilir. Daha sonraları Mühendislik, Hemşirelik ve Tıp Fakültesi kurulur.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Dr. Kamalain Shaath*, 2005-2015 yılları arasında Gazze İslam Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmış ve bugün Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı olarak üniversiteye hizmet etmeye devam etmektedir. Gazze’deki mevcut koşullar, şiddetle artan saldırılar, akademik hayatı etkilerken, Dr. Shaath bu süreçte akademik hayatın devamını sağlamaya çalışmakta ve karşılaştığı önemli zorluklarla mücadele etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-7.png" width="701" height="505" alt="" class="wp-image-5187 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi mezuniyet töreni</span></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Sayın Dr. Kamalain Shaath, hoş geldiniz. Türkiye’de çalışan Gazzeli bir akademisyen olarak sizinle röportaj yapabilmek benim için büyük bir anlam taşıyor. Gazze’deki akademisyenlerin verdiği bu eşsiz mücadelenin farkındayız ve onların yanında olduğumuzu bir kez daha duyurmak istiyoruz.</strong><strong> Çünkü </strong><strong>Gazze’de atılan her adım, söylenen her söz, yazılan her makale, bir gün Filistin topraklarında özgürlüğün ve adaletin hüküm süreceği o umudu hep diri tutuyor. Şimdi size bazı sorularım olacak, ilk olarak Gazze’deki akademisyenleri diğer akademisyenlerden ayıran en önemli özellik/husus nedir?</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Hoş bulduk Nur Hanım. Bu güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Sorunuza gelirsek, abartıya kaçmaktan sakınırım ama aynı zamanda objektif olmayı da elden bırakmamak gerek. Gazze’de bazı avantajlarımız <span> </span>olabilir; evet ancak dünyanın diğer bölgelerinde de bizimle aynı mücadeleyi veren pek çok akademisyen var, tek örnek biz değiliz. En nihayetinde her insan, insandır ve her akademisyen de akademisyendir. Fakat Gazze’deki akademisyenlerin en büyük farkı üzerlerindeki ağır baskılardır.<span>  </span>Bu baskılar eğer şiddetliyse iradeyi ya kırar ya da güçlendirir. Bütün bunlara rağmen Allah’a şükürler olsun. Zannımca ister akademide olsun ister başka bir alanda baskı ne kadar güçlüyse, irade de ve kararlılıklar da o derecede güçlü oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bunun en güzel örneklerinden <span> </span>biri savaştan sadece bir ay sonra şehit olan Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sufyan Tayeh’tir. O, Arap dünyasında ve belki de dünyada kendi alanında sayılı bilim adamlarından birisi olarak kabul ediliyordu. Diğer bir meslektaşımız da -savaş esnasında dört makalesi yayımlanmıştı- <span> </span>iki gün önce beni aradığında bu dört makale dışında iki makaleyi de bitirdiğini belirtti. Bunlar sadece birkaç örnek; ancak hiçbir şey yapma imkânı olmayan akademisyenler de var. Bu tablonun tüm akademisyenler için geçerli olduğunu iddia etmemekle beraber anlattığım şeyleri destekleyen örnekler de vardır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Yukarıda sözü edilen baskılara ilaveten Gazze’deki akademisyenleri diğerlerinden ayıran bir diğer özellik ise onların bilimsel faaliyetlerinde inanç, din ve vatanseverliği hiçbir zaman göz ardı etmemeleridir. Çünkü burada her akademik çaba yalnızca bir meslek değil aynı zamanda <span> </span>bir ibadet bir direniş biçimi olarak görülür.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Peki, Gazze’deki üniversiteleri diğer üniversitelerden ayıran temel özellik nedir?</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Genel olarak Filistin üniversiteleri, özellikle devlet üniversiteleri, çevre ülkeler ya da gelişmekte olan diğer üniversitelerle kıyaslandığında oldukça iyi bir konumda bulunmaktadır. en-Necah Üniversitesi, Gazze İslam Üniversitesi, Birzeyt Üniversitesi ve Kudüs Üniversitesi dünya sıralamalarında iyi yerlerde. Özellikle Batı ülkelerinden gelen birçok misafir üniversitelerimizi ziyaretlerinde, Filistin üniversitelerindeki eğitim ve eğitim hizmetlerinin ne kadar ileri seviyede olduğunu sıklıkla dile getiriyor. Örneğin, Gazze İslam Üniversitesi, Avrupa ülkelerindeki üniversitelerle birçok ortak proje yürütüyor.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Bazı üniversite temsilcileri bizi ziyaret ettiklerinde, bu kadar zorlu ve sıkıntılı koşullar altında nasıl çalıştığımızı gördüklerinde şaşırıyorlar. İslam Üniversitesi’nin Rektörü olduğum dönemde bir Fransız eğitim temsilcisi, üniversitemizin temizlik açısından Fransa’daki üniversitelerden daha temiz olduğunu söylemişti. Bu kesinlikle abartı değil, çünkü ben de birçok Avrupa üniversitesini ziyaret ettim ve üniversitemizin, en-Necah Üniversitesi’nin veya Birzeyt Üniversitesi’nin temizlik ve düzen açısından bu üniversitelerle eşit düzeyde olduğunu gördüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, dört önemli üniversite, buna İslam Üniversitesi de dahil olmak üzere, çoğu Arap ülkesindeki 1200 üniversite arasından <span> </span>ilk 100’e girmektedir. Dünya genelinde ise, yaklaşık 33.000 üniversite arasında en başarılı ilk %10’luk <span> </span>dilimde yer almaktadırlar.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de akademisyenin rolü nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Entelektüeller ve eğitimli insanlar toplumda her zaman birden fazla role sahiptir ve bu akademinin bir gerekliliğidir.<span>  </span>Gazze’deki akademisyenler de üniversite çalışmalarında üç temel görevi yerine getiriyorlar: Eğitim vermek, bilimsel araştırmalar yapmak ve topluma hizmet etmek. Bunun yanı sıra kültürel, eğitimsel, sendikal ve ekonomik faaliyetlerde de aktif rol alıyorlar.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-3.png" width="701" height="505" alt="" class="wp-image-5184 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sufyan Tayeh, savaşın ilk ayında şehit oldu</span></strong></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Şahsen, Gazze’de şehit olan akademisyenlerin biyografilerini yazarken, biyografilerinde “sosyal sorunlar komiteleri” olarak adlandırabileceğimiz reform komitelerine katılımları dikkatimi çekti</strong><strong>.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, çok önemli bir noktaya değindiniz. Hocalar, üniversite dışındaki kurum ve kuruluşlarda aktif rol alıyorlar. Farklı şehir, köy ve mahallelerdeki arabuluculuk komiteleri, pek çok akademisyenden oluşuyor, hatta kimi zaman bu akademisyenler bazı kurumlarda idarî pozisyonlarda inisiyatif alabiliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Cihat ve direniş bağlamında akademik çalışmanın felsefesine dair neler söylersiniz?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Mâlûm, üniversitenin biri araştırma diğeri de toplumla etkileşim içinde olma gibi iki fonksiyonu vardır. Dünyadaki her üniversitede olduğu gibi eğitim ve bilimsel araştırma Gazze’deki üniversitelerde de birbirinden ayrılmaz. Bu kurumlarda verilen dersler yalnızca teorik bilgi aktarımından ibaret değildir. En nihayetinde bahsimize konu olan da makinalar değil; insan dediğimiz, koşullarla etkileşim halinde olan bir varlıktır. Bu nedenle herhangi bir konuda ister edebî ister beşerî ister ilmî olsun, insanın, topluma ve birbirine yansımaları vardır. Pek tabii olarak bu etkileşimin öğrenci ve öğretmen arasında da gerçekleşmesi kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu alandaki yönelim hem ilmî bakımdan hem de araştırmaya konu olacak şekilde Gazze’de zaten mevcut. Öte yandan, kamusal alanda yapılan faaliyetler, düzenlenen sempozyumlar ve konferanslar direnişi, kararlılığı, kimliği ve sosyal uyumu güçlendirmektedir. Üniversitenin tüm bu konularda önemli bir rolü vardır ve bir akademisyen de bu mevcut faaliyetlerde yer almak, düzenlenen etkinliklere katılmak, oturma eylemlerine destek vermek ve diğer toplumsal kurumlarla etkileşimde bulunmak konusunda büyük bir sorumluluk taşır. Zaman zaman siyasî parti ve gruplar da üniversiteyi ziyaret ederdi. Ayrıca üniversitede öğrenci konseylerinin yanı sıra sendikalar tarafından temsil edilen sendikal faaliyetler de yürütülmektedir. Akademinin içinde bazı yönelimlerin olduğu mahza bir ilmî tarafı olduğu kabul edilebilir; ancak çalıştığı başka bir açık alan daha vardır ve bu gerçekten üniversitenin asıl misyonudur. Üniversitenin misyonu yalnızca öğrencilere eğitim vermekle sınırlı kalmayıp toplumun her kesimini kapsayan çok yönlü bir etkileşim ağı kurarak toplumsal gelişimi hedefler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de akademisyenlerin karşılaştığı zorluklar nelerdir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gazze, âdeta büyük bir hapishanedir ve bu nedenle Gazze’ye giriş çıkış yapmak<span>  </span>çok zordur. Bir akademisyenin yaşamının, akademik üretkenliğinin ve başarılarının önemli bir kısmı, fikir alışverişi, entelektüel ufukların genişlemesi ve seminerler ile konferanslara katılım gibi bilimsel etkinliklerle doğrudan ilişkilidir. Ancak burada akademisyenler bu tür sempozyum ve konferanslara katılmak için Gazze’den çıkış yapmalarında ciddi zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Öte yandan, Gazze’de farklı disiplinlerden seçkin akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen bazı konferanslar gerçekleştirilmişse de dış dünyayla olan bağlantıların sınırlı oluşu bu süreçleri sekteye uğratmıştır. Akademisyenlerin bazıları bu etkinliklere katılmak için yurtdışına çıkabilse de genel olarak bu akademik buluşmalara katılım çok zor ve <span> </span>kısıtlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer bir zorluk ise ülkedeki ekonomik problemler ve işsizliktir. Araştırma kaynaklarının yetersizliği ve <span> </span>bilimsel çalışmalara yönelik gerekli malzemelere erişim kısıtlamaları, akademik üretkenliği olumsuz yönde etkilemektedir. Konferansların yapılması için gereken alet edavat, bazı materyallerin ve bazı cihazların Gazze’ye girişi yasaktı. Yukarıda bahsi geçen tüm bu imkânsızlıklar gibi daha başka zorluklar da mevcuttu. İnternetin ve iletişimin varlığı bilgi edinmeyi bir ölçüde kolaylaştırsa da Gazze dışındaki meslektaşlarımıza nispeten işlerin bizim için ne kadar zor olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu durum Gazze’deki akademik çalışmaların önünde büyük bir engel teşkil ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Tasvir ettiğiniz bu krizi aşmak için Gazzeli akademisyenler hangi yollara başvuruyorlar?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu malzemeler ve cihazlar temin edilebilirse bu bir başarı sayılırdı. Bazıları bu amaçla yurtdışına seyahat edip gerekli deneyleri orada yapabiliyor ya da meslektaşlarından yardım talep ediyordu. <span> </span>Ancak bunlar mümkün olmazsa özellikle teorik konularda sunumlarla yetiniyorlardı. Tabii bunlar şartlara ve zamana göre değişiklik gösteriyordu. Zira Refah sınır kapısı bazen günlerce hatta aylarca kapalı kaldığı durumlar olmuştu ve açıkçası bu durum bazılarının çalışmalarını olumsuz yönde etkiledi. Refah sınır kapısı açıldığında da geçiş prosedürlerinde ve diğer ülkelere gitmek için vize temin etmede zorluklar yaşanıyordu. Hasılı işaret ettiğim bu durum, bir zorluklar bütününü temsil etmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-4.png" width="702" height="506" alt="" class="wp-image-5185 aligncenter size-full" /><strong style="font-size: 14px;"><span style="color: #808080;">İsrail işgal uçakları bölgenin önemli akademik kurumlarından Gazze İslam Üniversitesi’ni hedef aldı</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #004d71;"><strong>Küçük bir bölge olmasına rağmen Gazze’deki üniversite sayısı insanları şaşırtıyor, sizce bunun sebebi nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Şunu söylemeliyim ki Filistinliler, özellikle Gazze halkı, eğitime büyük bir ilgi ve değer atfetmektedir. Ancak son derece sınırlı kaynaklara sahip Gazze’nin eğitim alanındaki ihtiyaçları oldukça büyüktür. Eğer bir kişi iyi bir eğitim almazsa, iyi bir hayat yaşama şansı çok azdır. Bu durum insanları eğitime teşvik etmektedir. Bu nedenle Gazze’de eğitim oranının çok yüksek olduğunu ve okuma yazma bilmeyenlerin oranının çok düşük olduğunu görüyoruz. Bu Gazze için yeni bir durum değildir. Bugün okuma yazma bilmeyenlerin oranı %2 civarında. Altmışlı yıllarda, Gazze’de okuma yazma bilmeyenlerin oranının o zamanki tüm Arap ülkelerinden daha düşük olduğunu hatırlıyorum, yani bu konu için bir temel oluşturuyor. Daha önce üniversite ya da enstitü yoktu ve üniversite eğitimini tamamlamak isteyenler yurtdışına gitmek zorundaydı. Dolayısıyla Gazze’de bir üniversite kurma fikri ortaya çıktı. Bu, dünyada var olan doğal gelişime paralel olarak gerçekleşmiştir. 1960 yılında Ürdün’de üniversite yoktu ve Suudi Arabistan’da sadece bir ya da iki üniversite vardı. Dolayısıyla üniversite eğitimi çok sınırlıydı. 1960’larda Arap dünyasında toplamda 100 üniversite yoktu, şimdi ise yaklaşık 1.200 üniversite var. Yani bu alandaki gelişme tarihsel olarak tutarlı ve insanların ihtiyaçlarına göredir. Açıklamaya çalıştığım bu durum, sadece Gazze’ye özgü değildir, Arap dünyası hatta bütün dünya için geçerli bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şekilde Gazze’de üniversiteler inşa edildi. Gazze’deki ilk üniversite İslam Üniversitesi’ydi. Daha sonra ihtiyaç artmaya başladı. Başlangıçta bir öğretmen enstitüsü olan ve daha sonra üniversiteye dönüşen el-Aksa Üniversitesi ve İslam Üniversitesi’nden ortaya çıkan el-Ezher Üniversitesi, Gazze’deki üç büyük üniversite oldular. Daha sonra, lise ortalamaları açısından yeterliliğe sahip olmayanlara üniversite eğitim fırsatı oluşturmak için özel üniversiteler açıldı. Filistin Üniversitesi, Gazze Üniversitesi, el-İsra Üniversitesi ve aynı zamanda birkaç şubesi olan Kudüs Açık Üniversitesi de bu süreçte inşa edildi. Bu üniversitelerin koşulları ve öğrencileri kabul şartları daha esnektir. Ayrıca enstitülerden kolejlere dönüşen devlet kolejleri de kuruldu. Böylece yavaş yavaş bu alandaki kurumsal gelişmeler, genişlemeye başladı. Kısacası, eğitime ihtiyaç ve güçlü talep sebebiyle bu eğitim kurumları kuruldu.<span> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Filistin’de çok özel bir durum var; diğer ülkelerde üniversiteyi hükümet kurar ama Filistin işgal altında ve hükümet Filistin’de üniversitelerin varlığıyla ilgilenemiyor. Üniversiteler toplumun içinden çıkmıştır ve şu ana kadar toplum temelli üniversiteler Filistin’de yükseköğretimin bel kemiğini oluşturuyor. el-Halil Üniversitesi, el-Halil Politeknik, Beytülahm Üniversitesi, Kudüs Üniversitesi, Birzeyt Üniversitesi, en-Nejah Üniversitesi, İslam Üniversitesi veya el-Ezher Üniversitesi önemli örneklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>İşgalin neden olduğu yıpranmanın akademik kişilikler üzerindeki etkisi nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları işgal güçlerinin akademisyenleri ve üniversiteleri hedef aldıklarını söylüyor. Bunun doğru olduğunu kabul etmekle birlikte diğer taraftan işgalin çeşitli alanlardaki tüm etkili kişileri hedef aldığı da göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Örneğin işgal güçleri, gazetecileri ve hastanelerdeki doktorları da hedef alıyor; onların toplumsal destekte büyük bir rolü var, aksi takdirde hastanesi olmayan bir mahalle ya da şehirde yaralılar nerede tedavi edilecek?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda akademisyenler de etkili kişiler arasında yer alıyor ve bu nedenle hedef alınıyorlar. İslam Üniversitesi’nde ve diğer üniversitelerde ve kolejlerde de birçok akademisyeni kaybettik. Direnişin, el-Aksa’nın ve Filistin’in özgürleştirilmesinin bedeli bu kayıplardır. Kolay değil ama burada hayat böyle devam ediyor ve Filistin halkı da her seferinde yeniden dirilen bir nesle sahiptir. Allah’ın izniyle bu kayıplar da telafi edilebilir. Hayatın doğası bu, ama yine de kolay değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben, tıp fakültesinde yarı zamanlı bir şekilde eğitim alan bir meslektaşımızdan örnek vermek istiyorum. Sekiz yıl boyunca Gazze’den tıbbın belirli bir alanında uzmanlaşmak için ayrıldığını ve bu alanda uzmanlaştıktan sonra Gazze’ye hizmet vermek için döndüğünü ve bir buçuk yıl Gazze’de kaldıktan sonra şehit edildiğini biliyorum, bu nasıl telafi edilebilir? Bu sekiz yıl boyunca hem genel eğitimini alıp hem de ihtisasını tamamladı. Bu kolay değil ama inşallah telafi edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Bunun uzun vadede bir etkisi olacak mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Elbette etkisi olacaktır, ancak fedakârlık başta olmak üzere  insanların çalışma motivasyonunda daha büyük bir etkiye sahip olacak. Tabiri caizse manevi yön maddi yöne galebe çalacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-2.png" width="706" height="509" alt="" class="wp-image-5183 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">İşgal güçleri tarafından bombalanan el-Aksa Üniversitesi’nin kütüphanesinden bir görüntü</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de akademik desteğin yokluğunun etkisi nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Savaştan önce dış akademik desteğin yokluğu, akademik sektörde çalışanlar üzerinde apaçık bir etkisi oldu ve birçoğu başka geçim kaynakları bulmak zorunda kaldı. Üniversiteler çalışanlarına tam maaş ödeyemez hale geldi ve bu desteğin yokluğundan kaynaklanan zorluklar ve sonuçlar ortaya çıktı. Ancak bu şartlar altında yaşamak zorundaydık; çünkü bu Gazze’deki genel durumun ayrılmaz bir parçasıydı. Sadece akademisyenler değil,<span>  </span>devlet çalışanları bile maaşlarını alamaz hale geldi. Evet, zorluklar vardı ama yine de idare edilebilir bir seviyedeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak savaştan sonra durum çok daha ağırlaştı ve akademik bir çalışanın eskiden aldığı maaşın bir kısmı bile artık temin edilemez hale geldi. Bu nedenle zaman zaman birçok insanın ihtiyacını karşılamayan sınırlı avanslar verildi. Özellikle de kötüleşen ekonomik durum ve yüksek fiyatlar nedeniyle bu daha da zorlaştı. Ne var ki bu genel durumun bir parçası ve bu koşulları iyileştirmek için mümkün olduğunca çok çalışıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes savaşın bir, iki veya üç ay sonra bitmesini ve Gazze’de yapılan tahribatın telafi edilmesini bekliyordu. 2014 savaşı elli günden fazla sürdü ve öğrencilerin kaçırdıklarını telafi etmesi mümkündü. Bu yüzden başlangıçtaki fikir beklemekti ancak işler uzayınca, savaşın devam etmesine rağmen bazı şeyleri nasıl idare edeceğimizi düşünmeye başladık ve işler yavaş yavaş netleşti. Böylece elimizden geldiğince çok hizmet verip eğitimi devam ettirmeye çalışıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam Üniversitesi’nde görev yapan bizler ve diğer üniversitelerdeki meslektaşlarımız imkânı olanlar için online eğitim vermeye başladı. Gazze’de elektrik, internet, bilgisayarların mevcudiyeti ve dersler için uygun bir ortamın bulunması açısından oldukça büyük bir sorun var. Örneğin bazı öğrencilerin oturup derslere katılabileceği bir yerleri bile yok ama yine de eğitimi sürdürmeyi başarabildik.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi geçen senenin akademik döneminin ilk yarısını bitirmek üzereyiz ve ikinci dönem için de kayıtlar açıldı. Önceki gün yüksek lisans ve doktora programlarına öğrenci kabul edileceğine dair bir duyuru yapıldı ve durumu müsait olan birçok yüksek lisans ve doktora öğrencisi tezini savunabildi. Aynı zamanda durumları müsait olan başka öğrenciler için de tez önerisi sunuldu. Böylece işler normal -sınırlı da olsa- seyrine dönmeye başladı çünkü hem bizim akademik imkânlarımız hem de öğrencilerimizin imkânları sınırlı. Ancak eğitim sürecinin devam edebilmesi için elimizden ne geliyorsa ve yapabiliyorsak onları yapmaya çalışıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün Ürdün’deki Maarif platformuyla temas kurduk ve bize sitelerindeki tüm bilimsel kaynakları açma teklifinde bulundular. Bu platformda kayıtlar, kitaplar, süreli yayınlar, makale özetleri, dersler ve video dersleri de dahil olmak üzere Arapça büyük miktarda kaynak var. Gazzeli öğrencilerin ve araştırmacıların bu platformdan yararlanabilmesi adına bu konuda onlarla iletişim kurmak üzere oradaki merkez kütüphanenin bir çalışanını görevlendirmek için üniversiteyle iletişime geçtim.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-5.png" width="702" height="506" alt="" class="wp-image-5186 aligncenter size-full" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Gazzeli bir akademisyen bu koşullar altında Gazze’de kalmayı mı yoksa Gazze dışına yerleşmeyi mi tercih eder? Gözlemleriniz hangi doğrultuda?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Genel olarak, Gazzeli akademisyenler, mevcut koşullara rağmen Gazze’de kalmayı tercih ediyorlar. Bunu bizzat deneyimledim; Mısır, Amerika, İngiltere ve İspanya’da eğitim gördüm. Filistin üniversitelerinden mezun olan ve yurtdışına gönderilen Filistinlilerin % 90’ından fazlası geri dönüyor, oysa Çinliler için bu oran %15’tir. Genel olarak, akademisyenlerin Gazze’ye geri dönme konusunda güçlü bir arzusu var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumun birçok faktörden kaynaklandığı söylenebilir. İlk olarak, akademisyenlerin geri dönüş tercihinde dinî ve vatanseverlik duyguları önemli bir rol oynamaktadır; kutsal topraklara olan bağlılık ve “ribat” anlayışı, bu bağlamda öne çıkan unsurlardandır. Aynı şekilde, ailevî sorumluluklar ve özellikle ebeveyn haklarına riayet etme isteği de bu tercih üzerinde etkili bir unsurdur. Bir başka önemli neden ise, çocuklarını daha uygun bir kültürel ve toplumsal ortamda yetiştirme arzusudur. Ayrıca sosyal statü de geri dönüş kararını etkileyen bir başka faktördür. Bir akademisyen kendi ülkesinde tanınmış ve saygın bir pozisyonda olabilirken, yurtdışında hangi akademik mertebeye ulaşırsa ulaşsın, aynı toplumsal değeri ve itibarı elde etmesi her zaman mümkün olmayabilir. Ekonomik koşullar bakımından ise Gazze dışındaki yaşam standartları genellikle daha iyi olmasına rağmen, ekonomik avantajlar bu kararın temel belirleyicisi olarak görülmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’nin desteklenmesi konusunda akademisyenin vazifesi nedir? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce belirttiğim gibi, akademisyen bir eğitimcidir ve duygularını öğrencileriyle paylaşabilir, araştırmalar yapar ve akademik veya diğer türden konferanslara katılabilir. Ayrıca araştırmalarda iş birliği yapabilir. Daha önce bahsettiğim ve dört makale yazan meslektaşımız, bunu Arap ülkelerinden birindeki bir meslektaşından destek alarak gerçekleştirdi. Dolayısıyla, akademisyenin akademik ağ kurma ve ilişkiler geliştirme imkânı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın meslektaşlarımızdan biri, Gazze’de eğitim verme onurunu kazanmak için çevrimiçi eğitim programında ders verme talebinde çok ısrarcı oldu ve<span>  </span>taahhüdünü de yerine getirdi. Öğrencilerle olan etkileşimi de oldukça iyiydi. İnsaflı olmak gerekirse, Gazze’deki zorlu yaşam koşulları insanların kendilerini tam anlamıyla ifade etmelerine fırsat vermemektedir. Söz konusu durum, bu alanda hocaların kusuru olduğu anlamına gelmez, aksine durumun ne kadar zor olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin 2012-2013’te Gazze’nin sınırları açıldığında, Gazze’yi ziyarete gelen bilimsel, akademik ve diğer alanlardan bir insan akını vardı. Gazze’ye karşı yoğun bir ilgi söz konusuydu.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #004d71;"><strong>Sizce akademisyenler Gazze konusunda kendilerinden beklenen sorumluluğu yerine getirebildiler mi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Daha geniş bir perspektiften bakacak olursak, Arap ve müslüman halklara ve onların konuyla etkileşimine, Batı halklarına ve onların konuyla etkileşimine kıyasla bakarsak, Batı Avrupa tarafının Arap ve İslam halklarına göre daha etkileşim içinde olduğunu görürüz. Bu biraz da Batılı vatandaşın düşünce tarzıyla alakalıdır; çünkü o şu şekilde düşünür: Ben bir vatandaşım, hükümet üzerinde etkili olabilirim ve hükümetin yaptığı işlere müdahale edebilirim. Yasaları değiştirebilirim ve bunun için elimden geleni yapabilirim. Dolayısıyla, bir şeyi istediğinde bu konuda ifade etmeye ve ısrara devam eder ve bu eylemin sonunda bir karşılık bulduğunu görür. Ancak Arap dünyasında bunu göremiyoruz ve bu tablo karşısında umutsuzluk hemen beliriveriyor; çünkü daha önce de farklı deneyimler yaşandı. Yüzlerce gösteri de yapılsa bu hiçbir şeyi değiştirmedi. İstatistikler yurtdışında gerçekleşen binlerce gösterinin büyük ölçüde akademisyenler tarafından organize edildiğini ve akademisyenlerin öğrencilerin arkasında durarak onları desteklediğini gösteriyor. Batı dünyasındaki öğrencilerin yaptıkları, Arap ve İslam dünyasındaki öğrencilerin yaptıklarından çok daha fazladır ve benim tahminime göre bunun nedeni Arap ve İslam toplumlarının çalışmak, sebat etmek ve bir etki yaratmak üzere yetiştirilmemiş olmalarıdır: Ne kadar çok çalışırsanız çalışın, onlara göre bir anlamı yok!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle, Arap ülkelerinde genel bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Ancak bu, örneğin Ürdün ve Fas gibi ülkelerde eylemler ve çalışmalar yapılmadığı anlamına gelmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı ülkelerde protestolar yasaklanmış veya haram kılınmış ya da geçerli sayılmamaktadır! Genel olarak, akademik ve akademik olmayan etkileşim beklenenden daha az ve bunun nedenleri var. Zaman geçtikçe <span> </span>atâlete düşülüyor, umutsuzluk yayılıyor fakat biz yine de umutsuzluğa kapılmadan çalışmaya ve sebat etmeye devam ediyoruz. Herkes kendi tarafında bu çabaya katkıda bulunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazze’deki akademisyenlerin bu olaylar karşısındaki tepkileriyle ilgili olarak, Gazze’den ya da dışarıdan, Arap veya müslüman akademisyenlerden ya da müslüman olmayan akademisyenlerden yardım etmek isteyen çok sayıda mesaj aldık. Birçoğundan özür diledik; çünkü onlardan yararlanmak çok zor. Uzaktalar ve Gazze’de hizmet etmek istedikleri bölge neredeyse tamamen çöküş içinde, kan, göz yaşı ve<span>  </span>ölümler dolu. Dolayısıyla, orada bulunan kişiler hazır değil ve onları bu şartlar altında hazır hale getirmek ya da onlara akademik alanda yardım etmek pek mümkün gözükmüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes yardım etmek istiyor ve bazıları da bunu başarıyor. Ancak tüm bunlar da manevi destek çerçevesinde kalıyor. Buna, Maarif platformunu kuran ve bu platformu Filistinli öğrencilere ücretsiz olarak açmayı kendine görev bilmiş olan Filistinli kurucusunu örnek olarak verebiliriz.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-8.png" width="711" height="512" alt="" class="wp-image-5190 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi akademik kadrosu</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de yükseköğretimi sürdürmek için şu anda neler yapıyorsunuz?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yükseköğretime ilişkin fikrimiz kısaca şu üç aşamadan oluşuyor: savaş sırasında, sıcak savaştan hemen sonra ve savaş tamamen bittikten sonra. Savaş esnasındaki şu aşamada elimizden geldiğince hizmet vermeye aynı zamanda eğitimi sürdürmeye çalışıyoruz ve bununla beraber başka faaliyetlerimize de devam ediyoruz. Yeni öğrenciler için kayıt sürecini başlattık ve bu ayın sonunda geçen akademik yılın ilk dönem sınavları yapılacak ve ardından doğrudan ikinci döneme geçeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada Ramallah’taki Eğitim ve Yüksek Öğretim Bakanlığı Gazze’deki eğitim çalışmalarını hem okullar hem de üniversiteler için mümkün olduğunca destekliyor. Şu anda öğrencilerin üniversitede eğitim almasını sağlamak için çalışıyoruz ve onlardan üniversite ücreti talep etmiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazze’ye destek verme çalışmalarımızın önceliklerinden biri, öğrencileri desteklemek ve onların eğitim ücretlerini ödemektir. Şu anda öğrencilerimizin %50’si eğitim alabiliyor; diğer yarısı ise zor şartlar nedeniyle çevrimiçi eğitim imkânlarına katılamıyor. Bu sadece iki aylık bir uygulama, zira bahsettiğim gibi daha önce bunu yapamıyorduk. Ancak şu anda önceliğimiz budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaştan hemen sonra, İslam Üniversitesi’nde ve diğer üniversitelerde bir ay içinde yüz çadır kurmak ve mevcut imkânlar dahilinde öğretime başlamak için makul koşullar altında bir plan yaptık. Daha önce olduğu gibi yeniden İslam Üniversitesi’nde çadırlarda ders vermeye başladık ve çadırlara geri döndük. Bundan sonraki üçüncü süreçte yeniden binaları inşa edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum hizmetimizin bir parçası olarak İslam Üniversitesi’nde Gazze’deki öğrenciler için bir okul kurduk ve şu anda 600 öğrenci barınma merkezlerinde eğitim görüyor. Gazze’de başka okullar da var, el-Cezire’nin haberine göre Gazze’de çok sayıda öğrencisi olan bir okul daha var. Bunların hepsi birer örnek teşkil ediyor. Gazze’de 600.000 öğrencimiz var, dolayısıyla bunların 50.000 ya da 100.000’ine hizmet verdiğimizde bu oldukça iyi bir başarı. Umuyoruz ki yararlanan öğrenci sayısını arttırabileceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu anda Gazze’deki üniversite öğrencileri için burslara ve bu tür okullar için malî desteğe acil olmak üzere, ayrıca çadırlarda öğretime geri dönüşün ikinci aşamasına ve yeniden inşanın üçüncü aşamasına geçmeye ihtiyacımız var.</p>
<p style="text-align: justify;">Saldırı sırasında Refah sınır kapısı kapatılmadan önce Mısır’a giden tıp öğrencilerine hizmet etmek için girişimlerde bulunuldu. Çoğunun farklı üniversitelerde eğitimlerini tamamlaması için gerekli şartlar sağlandı. Bazıları Gazze’de ara vermek zorunda kaldıkları eğitimlerini tamamlamak için İstanbul’daki Marmara Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi’ne kabul edildi ve bu Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yardımıyla yapıldı. Bazıları Güney Afrika’ya gitti ve bazılarının ise Pakistan’a gönderilme süreci devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin Bilgi Teknolojileri Fakültesi dekanlığı bazı dersler için öğretmen ihtiyacı olduğunu bildirdi ve iki gün içinde bu boş kadrolar Gazze dışından gelen gönüllü hocalar tarafından dolduruldu. Boş kadrolar çok fazla olmamasına rağmen birçok insan yardım etmek istiyor, ancak bütün bunlar arasında maddi ihtiyacın ilk sırada geldiğini belirtmem gerekiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-6.png" width="546" height="793" alt="" class="wp-image-5189 aligncenter size-full" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-6.png 546w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-6-480x697.png 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) 546px, 100vw" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi’nin savaştan önceki görüntüsü</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #004d71;"><strong>Savaştan önceki akademisyen ile, savaştan sonraki akademisyen aynı mı olacak?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Elbette hayır, çünkü olaylar bizi bazen olumsuz bazen de olumlu etkiler. Bu olaylar araştırmacının ruhunda olumsuz etkiler bırakabilir ya da gücünü, iradesini ve kararlılığını güçlendirebilir ki bu daha muhtemeldir. Dolayısıyla savaş hali akademisyenlerimizin çalışma azmini ve iradesini olumlu yönde etkileyecektir inşallah.</p>
<p style="text-align: justify;">Umarım çok uzun olmayacak bir süre içerisinde çalışma komiteleri gerekli ihtiyaçların bir listesini çıkarır, biz de bunları eş zamanlı olarak tasnif etmeye çalışır ve katkı sağlamak isteyenlerin katkıda bulunabilmesi için yayınlarız inşallah.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Çok teşekkür ederim, Dr. Kamalain Shaath. Gazze’deki akademik direnişin, halkımızın ve tüm dünyanın bilincini yükselten gayretlerinizin daim olmasını diliyorum.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ben de size teşekkür ederim, Nur Hanım. Gazze’deki akademisyenlerin ve halkımızın yanında olduğunuzu bilmek bize güç veriyor. Allah’ın izniyle, bir gün bu topraklarda barış ve adalet hüküm sürecek.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"><span style="color: #808080;">* Lisans eğitimini Kahire Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği üzerine tamamlamış, doktora derecesini ise İngiltere’de Leeds Üniversitesi’nde İnşaat Yönetimi alanında almıştır. Uluslararası akademik ve mesleki kuruluşlarda aktif faaliyetleri bulunmaktadır. Bu çerçevede ABD’deki İnşaat Mühendisleri Derneği üyesidir. Gazze İslam Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı. İstanbul’da bulunan Umut Eğitim Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanıdır. Akademik kariyeri boyunca önemli akademik ve idari görevlerde bulunmuştur. Gazze İslam Üniversitesi’nin 2005-2015 yılları arasında Rektörlüğünü yapmış, üniversitenin stratejik gelişimine katkıda bulunmuş, ayrıca Nablus’taki An-Najah Ulusal Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. kshaath@iugaza.edu.ps</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span> </span></p></div>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_3  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400;"><span style="font-size: x-large; color: #004d71;"><strong>Gazze İslam Üniversitesi Eski Rektörü Dr. Kamalain Shaath ile Röportaj</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; padding-left: 40px;">Gazze&#8230; Bir sabah uyanıp, gökyüzüne bakıyorsun; kuşlar var mı acaba?<br />Belki birkaç tanesi hâlâ uçuyordur, ama öyle sessiz, öyle gölgeli ki gökyüzü.<br />Ne kuş ne bulut ne de çocuk… Burası Gazze.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her medeniyet, kendi içindeki yangınlardan doğar; Filistin de toprağını, halkını ve varlığını koruma mücadelesiyle, insanlık tarihinin en ağır yüklerinden birini taşıyor. Bu topraklar, dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüşmüş olabilir; fakat aynı zamanda direnişin, kararlılığın ve bilimsel gayretin de sembolü haline geldi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gazzeli akademisyenler, yıllardır süregelen abluka, savaş ve kısıtlamalar karşısında bilimsel gayretlerini sürdürerek, her gün tazelenen bir umutla dünyaya sesleniyorlar. Onlar için ilim, bir aydınlanma meselesi olduğu kadar bir direniş, bir varoluş ve Kur’ân-ı Kerim’de geçen anlamıyla bir “ribat” meselesidir. “Gazze’de akademisyen olmak”, yalnızca bir meslek değil; kalemle, fikirle, ilimle hayatı yeniden inşa etme çabasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu bağlamda Gazze İslam Üniversitesi eski rektörü Dr. Kamalain Shaath ile yaptığımız bu röportaj, Gazze’nin akademik alandaki direnişini ve uluslararası dayanışmanın önemini bir kez daha bizlere hatırlatıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gazze İslam Üniversitesi, 1978 yılında 25 öğrenci ile biri doktora, dördü yüksek lisans derecesine sahip toplamda 5 öğretim görevlisinden oluşan mütevazi bir kadro ile faaliyetlerine başlar. 1985 yılına kadar çeşitli fakülteler ilave edilerek geçici derslik olarak kullanılan çadırlarda eğitime devam eder. Bu kapsamda, 1985 yılında üniversite bünyesine İslam İlimleri, Eğitim, Ticaret ve Fen Fakülteleri dahil edilir. Daha sonraları Mühendislik, Hemşirelik ve Tıp Fakültesi kurulur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dr. Kamalain Shaath*, 2005-2015 yılları arasında Gazze İslam Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmış ve bugün Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı olarak üniversiteye hizmet etmeye devam etmektedir. Gazze’deki mevcut koşullar, şiddetle artan saldırılar, akademik hayatı etkilerken, Dr. Shaath bu süreçte akademik hayatın devamını sağlamaya çalışmakta ve karşılaştığı önemli zorluklarla mücadele etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-7.png" width="701" height="505" alt="" class="wp-image-5187 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi mezuniyet töreni</span></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><span style="color: #004d71;"><strong>Sayın Dr. Kamalain Shaath, hoş geldiniz. Türkiye’de çalışan Gazzeli bir akademisyen olarak sizinle röportaj yapabilmek benim için büyük bir anlam taşıyor. Gazze’deki akademisyenlerin verdiği bu eşsiz mücadelenin farkındayız ve onların yanında olduğumuzu bir kez daha duyurmak istiyoruz.</strong><strong> Çünkü </strong><strong>Gazze’de atılan her adım, söylenen her söz, yazılan her makale, bir gün Filistin topraklarında özgürlüğün ve adaletin hüküm süreceği o umudu hep diri tutuyor. Şimdi size bazı sorularım olacak, ilk olarak Gazze’deki akademisyenleri diğer akademisyenlerden ayıran en önemli özellik/husus nedir?</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400;">Hoş bulduk Nur Hanım. Bu güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Sorunuza gelirsek, abartıya kaçmaktan sakınırım ama aynı zamanda objektif olmayı da elden bırakmamak gerek. Gazze’de bazı avantajlarımız <span> </span>olabilir; evet ancak dünyanın diğer bölgelerinde de bizimle aynı mücadeleyi veren pek çok akademisyen var, tek örnek biz değiliz. En nihayetinde her insan, insandır ve her akademisyen de akademisyendir. Fakat Gazze’deki akademisyenlerin en büyük farkı üzerlerindeki ağır baskılardır.<span>  </span>Bu baskılar eğer şiddetliyse iradeyi ya kırar ya da güçlendirir. Bütün bunlara rağmen Allah’a şükürler olsun. Zannımca ister akademide olsun ister başka bir alanda baskı ne kadar güçlüyse, irade de ve kararlılıklar da o derecede güçlü oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun en güzel örneklerinden <span> </span>biri savaştan sadece bir ay sonra şehit olan Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sufyan Tayeh’tir. O, Arap dünyasında ve belki de dünyada kendi alanında sayılı bilim adamlarından birisi olarak kabul ediliyordu. Diğer bir meslektaşımız da -savaş esnasında dört makalesi yayımlanmıştı- <span> </span>iki gün önce beni aradığında bu dört makale dışında iki makaleyi de bitirdiğini belirtti. Bunlar sadece birkaç örnek; ancak hiçbir şey yapma imkânı olmayan akademisyenler de var. Bu tablonun tüm akademisyenler için geçerli olduğunu iddia etmemekle beraber anlattığım şeyleri destekleyen örnekler de vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yukarıda sözü edilen baskılara ilaveten Gazze’deki akademisyenleri diğerlerinden ayıran bir diğer özellik ise onların bilimsel faaliyetlerinde inanç, din ve vatanseverliği hiçbir zaman göz ardı etmemeleridir. Çünkü burada her akademik çaba yalnızca bir meslek değil aynı zamanda <span> </span>bir ibadet bir direniş biçimi olarak görülür.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Peki, Gazze’deki üniversiteleri diğer üniversitelerden ayıran temel özellik nedir?</strong></span></p>
<p style="font-weight: 400;">Genel olarak Filistin üniversiteleri, özellikle devlet üniversiteleri, çevre ülkeler ya da gelişmekte olan diğer üniversitelerle kıyaslandığında oldukça iyi bir konumda bulunmaktadır. en-Necah Üniversitesi, Gazze İslam Üniversitesi, Birzeyt Üniversitesi ve Kudüs Üniversitesi dünya sıralamalarında iyi yerlerde. Özellikle Batı ülkelerinden gelen birçok misafir üniversitelerimizi ziyaretlerinde, Filistin üniversitelerindeki eğitim ve eğitim hizmetlerinin ne kadar ileri seviyede olduğunu sıklıkla dile getiriyor. Örneğin, Gazze İslam Üniversitesi, Avrupa ülkelerindeki üniversitelerle birçok ortak proje yürütüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı üniversite temsilcileri bizi ziyaret ettiklerinde, bu kadar zorlu ve sıkıntılı koşullar altında nasıl çalıştığımızı gördüklerinde şaşırıyorlar. İslam Üniversitesi’nin Rektörü olduğum dönemde bir Fransız eğitim temsilcisi, üniversitemizin temizlik açısından Fransa’daki üniversitelerden daha temiz olduğunu söylemişti. Bu kesinlikle abartı değil, çünkü ben de birçok Avrupa üniversitesini ziyaret ettim ve üniversitemizin, en-Necah Üniversitesi’nin veya Birzeyt Üniversitesi’nin temizlik ve düzen açısından bu üniversitelerle eşit düzeyde olduğunu gördüm.</p>
<p>Ayrıca, dört önemli üniversite, buna İslam Üniversitesi de dahil olmak üzere, çoğu Arap ülkesindeki 1200 üniversite arasından <span> </span>ilk 100’e girmektedir. Dünya genelinde ise, yaklaşık 33.000 üniversite arasında en başarılı ilk %10’luk <span> </span>dilimde yer almaktadırlar.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de akademisyenin rolü nedir?</strong></span></p>
<p>Entelektüeller ve eğitimli insanlar toplumda her zaman birden fazla role sahiptir ve bu akademinin bir gerekliliğidir.<span>  </span>Gazze’deki akademisyenler de üniversite çalışmalarında üç temel görevi yerine getiriyorlar: Eğitim vermek, bilimsel araştırmalar yapmak ve topluma hizmet etmek. Bunun yanı sıra kültürel, eğitimsel, sendikal ve ekonomik faaliyetlerde de aktif rol alıyorlar.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-3.png" width="701" height="505" alt="" class="wp-image-5184 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sufyan Tayeh, savaşın ilk ayında şehit oldu</span></strong></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Şahsen, Gazze’de şehit olan akademisyenlerin biyografilerini yazarken, biyografilerinde “sosyal sorunlar komiteleri” olarak adlandırabileceğimiz reform komitelerine katılımları dikkatimi çekti</strong><strong>.</strong></span></p>
<p>Evet, çok önemli bir noktaya değindiniz. Hocalar, üniversite dışındaki kurum ve kuruluşlarda aktif rol alıyorlar. Farklı şehir, köy ve mahallelerdeki arabuluculuk komiteleri, pek çok akademisyenden oluşuyor, hatta kimi zaman bu akademisyenler bazı kurumlarda idarî pozisyonlarda inisiyatif alabiliyorlar.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Cihat ve direniş bağlamında akademik çalışmanın felsefesine dair neler söylersiniz?</strong></span></p>
<p>Mâlûm, üniversitenin biri araştırma diğeri de toplumla etkileşim içinde olma gibi iki fonksiyonu vardır. Dünyadaki her üniversitede olduğu gibi eğitim ve bilimsel araştırma Gazze’deki üniversitelerde de birbirinden ayrılmaz. Bu kurumlarda verilen dersler yalnızca teorik bilgi aktarımından ibaret değildir. En nihayetinde bahsimize konu olan da makinalar değil; insan dediğimiz, koşullarla etkileşim halinde olan bir varlıktır. Bu nedenle herhangi bir konuda ister edebî ister beşerî ister ilmî olsun, insanın, topluma ve birbirine yansımaları vardır. Pek tabii olarak bu etkileşimin öğrenci ve öğretmen arasında da gerçekleşmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu alandaki yönelim hem ilmî bakımdan hem de araştırmaya konu olacak şekilde Gazze’de zaten mevcut. Öte yandan, kamusal alanda yapılan faaliyetler, düzenlenen sempozyumlar ve konferanslar direnişi, kararlılığı, kimliği ve sosyal uyumu güçlendirmektedir. Üniversitenin tüm bu konularda önemli bir rolü vardır ve bir akademisyen de bu mevcut faaliyetlerde yer almak, düzenlenen etkinliklere katılmak, oturma eylemlerine destek vermek ve diğer toplumsal kurumlarla etkileşimde bulunmak konusunda büyük bir sorumluluk taşır. Zaman zaman siyasî parti ve gruplar da üniversiteyi ziyaret ederdi. Ayrıca üniversitede öğrenci konseylerinin yanı sıra sendikalar tarafından temsil edilen sendikal faaliyetler de yürütülmektedir. Akademinin içinde bazı yönelimlerin olduğu mahza bir ilmî tarafı olduğu kabul edilebilir; ancak çalıştığı başka bir açık alan daha vardır ve bu gerçekten üniversitenin asıl misyonudur. Üniversitenin misyonu yalnızca öğrencilere eğitim vermekle sınırlı kalmayıp toplumun her kesimini kapsayan çok yönlü bir etkileşim ağı kurarak toplumsal gelişimi hedefler.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de akademisyenlerin karşılaştığı zorluklar nelerdir?</strong></span></p>
<p>Gazze, âdeta büyük bir hapishanedir ve bu nedenle Gazze’ye giriş çıkış yapmak<span>  </span>çok zordur. Bir akademisyenin yaşamının, akademik üretkenliğinin ve başarılarının önemli bir kısmı, fikir alışverişi, entelektüel ufukların genişlemesi ve seminerler ile konferanslara katılım gibi bilimsel etkinliklerle doğrudan ilişkilidir. Ancak burada akademisyenler bu tür sempozyum ve konferanslara katılmak için Gazze’den çıkış yapmalarında ciddi zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Öte yandan, Gazze’de farklı disiplinlerden seçkin akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen bazı konferanslar gerçekleştirilmişse de dış dünyayla olan bağlantıların sınırlı oluşu bu süreçleri sekteye uğratmıştır. Akademisyenlerin bazıları bu etkinliklere katılmak için yurtdışına çıkabilse de genel olarak bu akademik buluşmalara katılım çok zor ve <span> </span>kısıtlıdır.</p>
<p>Diğer bir zorluk ise ülkedeki ekonomik problemler ve işsizliktir. Araştırma kaynaklarının yetersizliği ve <span> </span>bilimsel çalışmalara yönelik gerekli malzemelere erişim kısıtlamaları, akademik üretkenliği olumsuz yönde etkilemektedir. Konferansların yapılması için gereken alet edavat, bazı materyallerin ve bazı cihazların Gazze’ye girişi yasaktı. Yukarıda bahsi geçen tüm bu imkânsızlıklar gibi daha başka zorluklar da mevcuttu. İnternetin ve iletişimin varlığı bilgi edinmeyi bir ölçüde kolaylaştırsa da Gazze dışındaki meslektaşlarımıza nispeten işlerin bizim için ne kadar zor olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu durum Gazze’deki akademik çalışmaların önünde büyük bir engel teşkil ediyor.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Tasvir ettiğiniz bu krizi aşmak için Gazzeli akademisyenler hangi yollara başvuruyorlar?</strong></span></p>
<p>Bu malzemeler ve cihazlar temin edilebilirse bu bir başarı sayılırdı. Bazıları bu amaçla yurtdışına seyahat edip gerekli deneyleri orada yapabiliyor ya da meslektaşlarından yardım talep ediyordu. <span> </span>Ancak bunlar mümkün olmazsa özellikle teorik konularda sunumlarla yetiniyorlardı. Tabii bunlar şartlara ve zamana göre değişiklik gösteriyordu. Zira Refah sınır kapısı bazen günlerce hatta aylarca kapalı kaldığı durumlar olmuştu ve açıkçası bu durum bazılarının çalışmalarını olumsuz yönde etkiledi. Refah sınır kapısı açıldığında da geçiş prosedürlerinde ve diğer ülkelere gitmek için vize temin etmede zorluklar yaşanıyordu. Hasılı işaret ettiğim bu durum, bir zorluklar bütününü temsil etmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-4.png" width="702" height="506" alt="" class="wp-image-5185 aligncenter size-full" /><strong style="font-size: 14px;"><span style="color: #808080;">İsrail işgal uçakları bölgenin önemli akademik kurumlarından Gazze İslam Üniversitesi’ni hedef aldı</span></strong></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Küçük bir bölge olmasına rağmen Gazze’deki üniversite sayısı insanları şaşırtıyor, sizce bunun sebebi nedir?</strong></span></p>
<p>Şunu söylemeliyim ki Filistinliler, özellikle Gazze halkı, eğitime büyük bir ilgi ve değer atfetmektedir. Ancak son derece sınırlı kaynaklara sahip Gazze’nin eğitim alanındaki ihtiyaçları oldukça büyüktür. Eğer bir kişi iyi bir eğitim almazsa, iyi bir hayat yaşama şansı çok azdır. Bu durum insanları eğitime teşvik etmektedir. Bu nedenle Gazze’de eğitim oranının çok yüksek olduğunu ve okuma yazma bilmeyenlerin oranının çok düşük olduğunu görüyoruz. Bu Gazze için yeni bir durum değildir. Bugün okuma yazma bilmeyenlerin oranı %2 civarında. Altmışlı yıllarda, Gazze’de okuma yazma bilmeyenlerin oranının o zamanki tüm Arap ülkelerinden daha düşük olduğunu hatırlıyorum, yani bu konu için bir temel oluşturuyor. Daha önce üniversite ya da enstitü yoktu ve üniversite eğitimini tamamlamak isteyenler yurtdışına gitmek zorundaydı. Dolayısıyla Gazze’de bir üniversite kurma fikri ortaya çıktı. Bu, dünyada var olan doğal gelişime paralel olarak gerçekleşmiştir. 1960 yılında Ürdün’de üniversite yoktu ve Suudi Arabistan’da sadece bir ya da iki üniversite vardı. Dolayısıyla üniversite eğitimi çok sınırlıydı. 1960’larda Arap dünyasında toplamda 100 üniversite yoktu, şimdi ise yaklaşık 1.200 üniversite var. Yani bu alandaki gelişme tarihsel olarak tutarlı ve insanların ihtiyaçlarına göredir. Açıklamaya çalıştığım bu durum, sadece Gazze’ye özgü değildir, Arap dünyası hatta bütün dünya için geçerli bir durumdur.</p>
<p>Bu şekilde Gazze’de üniversiteler inşa edildi. Gazze’deki ilk üniversite İslam Üniversitesi’ydi. Daha sonra ihtiyaç artmaya başladı. Başlangıçta bir öğretmen enstitüsü olan ve daha sonra üniversiteye dönüşen el-Aksa Üniversitesi ve İslam Üniversitesi’nden ortaya çıkan el-Ezher Üniversitesi, Gazze’deki üç büyük üniversite oldular. Daha sonra, lise ortalamaları açısından yeterliliğe sahip olmayanlara üniversite eğitim fırsatı oluşturmak için özel üniversiteler açıldı. Filistin Üniversitesi, Gazze Üniversitesi, el-İsra Üniversitesi ve aynı zamanda birkaç şubesi olan Kudüs Açık Üniversitesi de bu süreçte inşa edildi. Bu üniversitelerin koşulları ve öğrencileri kabul şartları daha esnektir. Ayrıca enstitülerden kolejlere dönüşen devlet kolejleri de kuruldu. Böylece yavaş yavaş bu alandaki kurumsal gelişmeler, genişlemeye başladı. Kısacası, eğitime ihtiyaç ve güçlü talep sebebiyle bu eğitim kurumları kuruldu.<span> </span></p>
<p>Filistin’de çok özel bir durum var; diğer ülkelerde üniversiteyi hükümet kurar ama Filistin işgal altında ve hükümet Filistin’de üniversitelerin varlığıyla ilgilenemiyor. Üniversiteler toplumun içinden çıkmıştır ve şu ana kadar toplum temelli üniversiteler Filistin’de yükseköğretimin bel kemiğini oluşturuyor. el-Halil Üniversitesi, el-Halil Politeknik, Beytülahm Üniversitesi, Kudüs Üniversitesi, Birzeyt Üniversitesi, en-Nejah Üniversitesi, İslam Üniversitesi veya el-Ezher Üniversitesi önemli örneklerdir.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>İşgalin neden olduğu yıpranmanın akademik kişilikler üzerindeki etkisi nedir?</strong></span></p>
<p>Bazıları işgal güçlerinin akademisyenleri ve üniversiteleri hedef aldıklarını söylüyor. Bunun doğru olduğunu kabul etmekle birlikte diğer taraftan işgalin çeşitli alanlardaki tüm etkili kişileri hedef aldığı da göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Örneğin işgal güçleri, gazetecileri ve hastanelerdeki doktorları da hedef alıyor; onların toplumsal destekte büyük bir rolü var, aksi takdirde hastanesi olmayan bir mahalle ya da şehirde yaralılar nerede tedavi edilecek?</p>
<p>Bu bağlamda akademisyenler de etkili kişiler arasında yer alıyor ve bu nedenle hedef alınıyorlar. İslam Üniversitesi’nde ve diğer üniversitelerde ve kolejlerde de birçok akademisyeni kaybettik. Direnişin, el-Aksa’nın ve Filistin’in özgürleştirilmesinin bedeli bu kayıplardır. Kolay değil ama burada hayat böyle devam ediyor ve Filistin halkı da her seferinde yeniden dirilen bir nesle sahiptir. Allah’ın izniyle bu kayıplar da telafi edilebilir. Hayatın doğası bu, ama yine de kolay değil.</p>
<p>Ben, tıp fakültesinde yarı zamanlı bir şekilde eğitim alan bir meslektaşımızdan örnek vermek istiyorum. Sekiz yıl boyunca Gazze’den tıbbın belirli bir alanında uzmanlaşmak için ayrıldığını ve bu alanda uzmanlaştıktan sonra Gazze’ye hizmet vermek için döndüğünü ve bir buçuk yıl Gazze’de kaldıktan sonra şehit edildiğini biliyorum, bu nasıl telafi edilebilir? Bu sekiz yıl boyunca hem genel eğitimini alıp hem de ihtisasını tamamladı. Bu kolay değil ama inşallah telafi edilebilir.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Bunun uzun vadede bir etkisi olacak mı?</strong></span></p>
<p>Elbette etkisi olacaktır, ancak fedakârlık başta olmak üzere  insanların çalışma motivasyonunda daha büyük bir etkiye sahip olacak. Tabiri caizse manevi yön maddi yöne galebe çalacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-2.png" width="706" height="509" alt="" class="wp-image-5183 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">İşgal güçleri tarafından bombalanan el-Aksa Üniversitesi’nin kütüphanesinden bir görüntü</span></strong></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de akademik desteğin yokluğunun etkisi nedir?</strong></span></p>
<p>Savaştan önce dış akademik desteğin yokluğu, akademik sektörde çalışanlar üzerinde apaçık bir etkisi oldu ve birçoğu başka geçim kaynakları bulmak zorunda kaldı. Üniversiteler çalışanlarına tam maaş ödeyemez hale geldi ve bu desteğin yokluğundan kaynaklanan zorluklar ve sonuçlar ortaya çıktı. Ancak bu şartlar altında yaşamak zorundaydık; çünkü bu Gazze’deki genel durumun ayrılmaz bir parçasıydı. Sadece akademisyenler değil,<span>  </span>devlet çalışanları bile maaşlarını alamaz hale geldi. Evet, zorluklar vardı ama yine de idare edilebilir bir seviyedeydi.</p>
<p>Ancak savaştan sonra durum çok daha ağırlaştı ve akademik bir çalışanın eskiden aldığı maaşın bir kısmı bile artık temin edilemez hale geldi. Bu nedenle zaman zaman birçok insanın ihtiyacını karşılamayan sınırlı avanslar verildi. Özellikle de kötüleşen ekonomik durum ve yüksek fiyatlar nedeniyle bu daha da zorlaştı. Ne var ki bu genel durumun bir parçası ve bu koşulları iyileştirmek için mümkün olduğunca çok çalışıyoruz.</p>
<p>Herkes savaşın bir, iki veya üç ay sonra bitmesini ve Gazze’de yapılan tahribatın telafi edilmesini bekliyordu. 2014 savaşı elli günden fazla sürdü ve öğrencilerin kaçırdıklarını telafi etmesi mümkündü. Bu yüzden başlangıçtaki fikir beklemekti ancak işler uzayınca, savaşın devam etmesine rağmen bazı şeyleri nasıl idare edeceğimizi düşünmeye başladık ve işler yavaş yavaş netleşti. Böylece elimizden geldiğince çok hizmet verip eğitimi devam ettirmeye çalışıyoruz.</p>
<p>İslam Üniversitesi’nde görev yapan bizler ve diğer üniversitelerdeki meslektaşlarımız imkânı olanlar için online eğitim vermeye başladı. Gazze’de elektrik, internet, bilgisayarların mevcudiyeti ve dersler için uygun bir ortamın bulunması açısından oldukça büyük bir sorun var. Örneğin bazı öğrencilerin oturup derslere katılabileceği bir yerleri bile yok ama yine de eğitimi sürdürmeyi başarabildik.</p>
<p>Şimdi geçen senenin akademik döneminin ilk yarısını bitirmek üzereyiz ve ikinci dönem için de kayıtlar açıldı. Önceki gün yüksek lisans ve doktora programlarına öğrenci kabul edileceğine dair bir duyuru yapıldı ve durumu müsait olan birçok yüksek lisans ve doktora öğrencisi tezini savunabildi. Aynı zamanda durumları müsait olan başka öğrenciler için de tez önerisi sunuldu. Böylece işler normal -sınırlı da olsa- seyrine dönmeye başladı çünkü hem bizim akademik imkânlarımız hem de öğrencilerimizin imkânları sınırlı. Ancak eğitim sürecinin devam edebilmesi için elimizden ne geliyorsa ve yapabiliyorsak onları yapmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Dün Ürdün’deki Maarif platformuyla temas kurduk ve bize sitelerindeki tüm bilimsel kaynakları açma teklifinde bulundular. Bu platformda kayıtlar, kitaplar, süreli yayınlar, makale özetleri, dersler ve video dersleri de dahil olmak üzere Arapça büyük miktarda kaynak var. Gazzeli öğrencilerin ve araştırmacıların bu platformdan yararlanabilmesi adına bu konuda onlarla iletişim kurmak üzere oradaki merkez kütüphanenin bir çalışanını görevlendirmek için üniversiteyle iletişime geçtim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-5.png" width="702" height="506" alt="" class="wp-image-5186 aligncenter size-full" /></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazzeli bir akademisyen bu koşullar altında Gazze’de kalmayı mı yoksa Gazze dışına yerleşmeyi mi tercih eder? Gözlemleriniz hangi doğrultuda?</strong></span></p>
<p>Genel olarak, Gazzeli akademisyenler, mevcut koşullara rağmen Gazze’de kalmayı tercih ediyorlar. Bunu bizzat deneyimledim; Mısır, Amerika, İngiltere ve İspanya’da eğitim gördüm. Filistin üniversitelerinden mezun olan ve yurtdışına gönderilen Filistinlilerin % 90’ından fazlası geri dönüyor, oysa Çinliler için bu oran %15’tir. Genel olarak, akademisyenlerin Gazze’ye geri dönme konusunda güçlü bir arzusu var.</p>
<p>Bu durumun birçok faktörden kaynaklandığı söylenebilir. İlk olarak, akademisyenlerin geri dönüş tercihinde dinî ve vatanseverlik duyguları önemli bir rol oynamaktadır; kutsal topraklara olan bağlılık ve “ribat” anlayışı, bu bağlamda öne çıkan unsurlardandır. Aynı şekilde, ailevî sorumluluklar ve özellikle ebeveyn haklarına riayet etme isteği de bu tercih üzerinde etkili bir unsurdur. Bir başka önemli neden ise, çocuklarını daha uygun bir kültürel ve toplumsal ortamda yetiştirme arzusudur. Ayrıca sosyal statü de geri dönüş kararını etkileyen bir başka faktördür. Bir akademisyen kendi ülkesinde tanınmış ve saygın bir pozisyonda olabilirken, yurtdışında hangi akademik mertebeye ulaşırsa ulaşsın, aynı toplumsal değeri ve itibarı elde etmesi her zaman mümkün olmayabilir. Ekonomik koşullar bakımından ise Gazze dışındaki yaşam standartları genellikle daha iyi olmasına rağmen, ekonomik avantajlar bu kararın temel belirleyicisi olarak görülmemektedir.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’nin desteklenmesi konusunda akademisyenin vazifesi nedir? </strong></span></p>
<p>Daha önce belirttiğim gibi, akademisyen bir eğitimcidir ve duygularını öğrencileriyle paylaşabilir, araştırmalar yapar ve akademik veya diğer türden konferanslara katılabilir. Ayrıca araştırmalarda iş birliği yapabilir. Daha önce bahsettiğim ve dört makale yazan meslektaşımız, bunu Arap ülkelerinden birindeki bir meslektaşından destek alarak gerçekleştirdi. Dolayısıyla, akademisyenin akademik ağ kurma ve ilişkiler geliştirme imkânı vardır.</p>
<p>Kadın meslektaşlarımızdan biri, Gazze’de eğitim verme onurunu kazanmak için çevrimiçi eğitim programında ders verme talebinde çok ısrarcı oldu ve<span>  </span>taahhüdünü de yerine getirdi. Öğrencilerle olan etkileşimi de oldukça iyiydi. İnsaflı olmak gerekirse, Gazze’deki zorlu yaşam koşulları insanların kendilerini tam anlamıyla ifade etmelerine fırsat vermemektedir. Söz konusu durum, bu alanda hocaların kusuru olduğu anlamına gelmez, aksine durumun ne kadar zor olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Örneğin 2012-2013’te Gazze’nin sınırları açıldığında, Gazze’yi ziyarete gelen bilimsel, akademik ve diğer alanlardan bir insan akını vardı. Gazze’ye karşı yoğun bir ilgi söz konusuydu.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Sizce akademisyenler Gazze konusunda kendilerinden beklenen sorumluluğu yerine getirebildiler mi?</strong></span></p>
<p>Daha geniş bir perspektiften bakacak olursak, Arap ve müslüman halklara ve onların konuyla etkileşimine, Batı halklarına ve onların konuyla etkileşimine kıyasla bakarsak, Batı Avrupa tarafının Arap ve İslam halklarına göre daha etkileşim içinde olduğunu görürüz. Bu biraz da Batılı vatandaşın düşünce tarzıyla alakalıdır; çünkü o şu şekilde düşünür: Ben bir vatandaşım, hükümet üzerinde etkili olabilirim ve hükümetin yaptığı işlere müdahale edebilirim. Yasaları değiştirebilirim ve bunun için elimden geleni yapabilirim. Dolayısıyla, bir şeyi istediğinde bu konuda ifade etmeye ve ısrara devam eder ve bu eylemin sonunda bir karşılık bulduğunu görür. Ancak Arap dünyasında bunu göremiyoruz ve bu tablo karşısında umutsuzluk hemen beliriveriyor; çünkü daha önce de farklı deneyimler yaşandı. Yüzlerce gösteri de yapılsa bu hiçbir şeyi değiştirmedi. İstatistikler yurtdışında gerçekleşen binlerce gösterinin büyük ölçüde akademisyenler tarafından organize edildiğini ve akademisyenlerin öğrencilerin arkasında durarak onları desteklediğini gösteriyor. Batı dünyasındaki öğrencilerin yaptıkları, Arap ve İslam dünyasındaki öğrencilerin yaptıklarından çok daha fazladır ve benim tahminime göre bunun nedeni Arap ve İslam toplumlarının çalışmak, sebat etmek ve bir etki yaratmak üzere yetiştirilmemiş olmalarıdır: Ne kadar çok çalışırsanız çalışın, onlara göre bir anlamı yok!</p>
<p>Bu nedenle, Arap ülkelerinde genel bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Ancak bu, örneğin Ürdün ve Fas gibi ülkelerde eylemler ve çalışmalar yapılmadığı anlamına gelmiyor.</p>
<p>Bazı ülkelerde protestolar yasaklanmış veya haram kılınmış ya da geçerli sayılmamaktadır! Genel olarak, akademik ve akademik olmayan etkileşim beklenenden daha az ve bunun nedenleri var. Zaman geçtikçe <span> </span>atâlete düşülüyor, umutsuzluk yayılıyor fakat biz yine de umutsuzluğa kapılmadan çalışmaya ve sebat etmeye devam ediyoruz. Herkes kendi tarafında bu çabaya katkıda bulunmalıdır.</p>
<p>Gazze’deki akademisyenlerin bu olaylar karşısındaki tepkileriyle ilgili olarak, Gazze’den ya da dışarıdan, Arap veya müslüman akademisyenlerden ya da müslüman olmayan akademisyenlerden yardım etmek isteyen çok sayıda mesaj aldık. Birçoğundan özür diledik; çünkü onlardan yararlanmak çok zor. Uzaktalar ve Gazze’de hizmet etmek istedikleri bölge neredeyse tamamen çöküş içinde, kan, göz yaşı ve<span>  </span>ölümler dolu. Dolayısıyla, orada bulunan kişiler hazır değil ve onları bu şartlar altında hazır hale getirmek ya da onlara akademik alanda yardım etmek pek mümkün gözükmüyor.</p>
<p>Herkes yardım etmek istiyor ve bazıları da bunu başarıyor. Ancak tüm bunlar da manevi destek çerçevesinde kalıyor. Buna, Maarif platformunu kuran ve bu platformu Filistinli öğrencilere ücretsiz olarak açmayı kendine görev bilmiş olan Filistinli kurucusunu örnek olarak verebiliriz.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No-47-8.png" width="711" height="512" alt="" class="wp-image-5190 aligncenter size-full" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi akademik kadrosu</span></strong></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Gazze’de yükseköğretimi sürdürmek için şu anda neler yapıyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Yükseköğretime ilişkin fikrimiz kısaca şu üç aşamadan oluşuyor: savaş sırasında, sıcak savaştan hemen sonra ve savaş tamamen bittikten sonra. Savaş esnasındaki şu aşamada elimizden geldiğince hizmet vermeye aynı zamanda eğitimi sürdürmeye çalışıyoruz ve bununla beraber başka faaliyetlerimize de devam ediyoruz. Yeni öğrenciler için kayıt sürecini başlattık ve bu ayın sonunda geçen akademik yılın ilk dönem sınavları yapılacak ve ardından doğrudan ikinci döneme geçeceğiz.</p>
<p>Bu arada Ramallah’taki Eğitim ve Yüksek Öğretim Bakanlığı Gazze’deki eğitim çalışmalarını hem okullar hem de üniversiteler için mümkün olduğunca destekliyor. Şu anda öğrencilerin üniversitede eğitim almasını sağlamak için çalışıyoruz ve onlardan üniversite ücreti talep etmiyoruz.</p>
<p>Gazze’ye destek verme çalışmalarımızın önceliklerinden biri, öğrencileri desteklemek ve onların eğitim ücretlerini ödemektir. Şu anda öğrencilerimizin %50’si eğitim alabiliyor; diğer yarısı ise zor şartlar nedeniyle çevrimiçi eğitim imkânlarına katılamıyor. Bu sadece iki aylık bir uygulama, zira bahsettiğim gibi daha önce bunu yapamıyorduk. Ancak şu anda önceliğimiz budur.</p>
<p>Savaştan hemen sonra, İslam Üniversitesi’nde ve diğer üniversitelerde bir ay içinde yüz çadır kurmak ve mevcut imkânlar dahilinde öğretime başlamak için makul koşullar altında bir plan yaptık. Daha önce olduğu gibi yeniden İslam Üniversitesi’nde çadırlarda ders vermeye başladık ve çadırlara geri döndük. Bundan sonraki üçüncü süreçte yeniden binaları inşa edeceğiz.</p>
<p>Toplum hizmetimizin bir parçası olarak İslam Üniversitesi’nde Gazze’deki öğrenciler için bir okul kurduk ve şu anda 600 öğrenci barınma merkezlerinde eğitim görüyor. Gazze’de başka okullar da var, el-Cezire’nin haberine göre Gazze’de çok sayıda öğrencisi olan bir okul daha var. Bunların hepsi birer örnek teşkil ediyor. Gazze’de 600.000 öğrencimiz var, dolayısıyla bunların 50.000 ya da 100.000’ine hizmet verdiğimizde bu oldukça iyi bir başarı. Umuyoruz ki yararlanan öğrenci sayısını arttırabileceğiz.</p>
<p>Şu anda Gazze’deki üniversite öğrencileri için burslara ve bu tür okullar için malî desteğe acil olmak üzere, ayrıca çadırlarda öğretime geri dönüşün ikinci aşamasına ve yeniden inşanın üçüncü aşamasına geçmeye ihtiyacımız var.</p>
<p>Saldırı sırasında Refah sınır kapısı kapatılmadan önce Mısır’a giden tıp öğrencilerine hizmet etmek için girişimlerde bulunuldu. Çoğunun farklı üniversitelerde eğitimlerini tamamlaması için gerekli şartlar sağlandı. Bazıları Gazze’de ara vermek zorunda kaldıkları eğitimlerini tamamlamak için İstanbul’daki Marmara Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi’ne kabul edildi ve bu Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yardımıyla yapıldı. Bazıları Güney Afrika’ya gitti ve bazılarının ise Pakistan’a gönderilme süreci devam etmektedir.</p>
<p>Örneğin Bilgi Teknolojileri Fakültesi dekanlığı bazı dersler için öğretmen ihtiyacı olduğunu bildirdi ve iki gün içinde bu boş kadrolar Gazze dışından gelen gönüllü hocalar tarafından dolduruldu. Boş kadrolar çok fazla olmamasına rağmen birçok insan yardım etmek istiyor, ancak bütün bunlar arasında maddi ihtiyacın ilk sırada geldiğini belirtmem gerekiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-6.png" width="546" height="793" alt="" class="wp-image-5189 aligncenter size-full" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-6.png 546w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/09/No47-6-480x697.png 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) 546px, 100vw" /><strong><span style="color: #808080;">Gazze İslam Üniversitesi’nin savaştan önceki görüntüsü</span></strong></p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Savaştan önceki akademisyen ile, savaştan sonraki akademisyen aynı mı olacak?</strong></span></p>
<p>Elbette hayır, çünkü olaylar bizi bazen olumsuz bazen de olumlu etkiler. Bu olaylar araştırmacının ruhunda olumsuz etkiler bırakabilir ya da gücünü, iradesini ve kararlılığını güçlendirebilir ki bu daha muhtemeldir. Dolayısıyla savaş hali akademisyenlerimizin çalışma azmini ve iradesini olumlu yönde etkileyecektir inşallah.</p>
<p>Umarım çok uzun olmayacak bir süre içerisinde çalışma komiteleri gerekli ihtiyaçların bir listesini çıkarır, biz de bunları eş zamanlı olarak tasnif etmeye çalışır ve katkı sağlamak isteyenlerin katkıda bulunabilmesi için yayınlarız inşallah.</p>
<p><span style="color: #004d71;"><strong>Çok teşekkür ederim, Dr. Kamalain Shaath. Gazze’deki akademik direnişin, halkımızın ve tüm dünyanın bilincini yükselten gayretlerinizin daim olmasını diliyorum.</strong></span></p>
<p>Ben de size teşekkür ederim, Nur Hanım. Gazze’deki akademisyenlerin ve halkımızın yanında olduğunuzu bilmek bize güç veriyor. Allah’ın izniyle, bir gün bu topraklarda barış ve adalet hüküm sürecek.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><span style="color: #808080;">* Lisans eğitimini Kahire Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği üzerine tamamlamış, doktora derecesini ise İngiltere’de Leeds Üniversitesi’nde İnşaat Yönetimi alanında almıştır. Uluslararası akademik ve mesleki kuruluşlarda aktif faaliyetleri bulunmaktadır. Bu çerçevede ABD’deki İnşaat Mühendisleri Derneği üyesidir. Gazze İslam Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı. İstanbul’da bulunan Umut Eğitim Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanıdır. Akademik kariyeri boyunca önemli akademik ve idari görevlerde bulunmuştur. Gazze İslam Üniversitesi’nin 2005-2015 yılları arasında Rektörlüğünü yapmış, üniversitenin stratejik gelişimine katkıda bulunmuş, ayrıca Nablus’taki An-Najah Ulusal Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. kshaath@iugaza.edu.ps</span></p>
<p style="font-weight: 400;"><span> </span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/gazzede-akademik-hayat-ve-direnis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD Üniversitelerindeki Gazze Protestolarının Düşünsel Arka Planı</title>
		<link>https://bulten.isam.org.tr/abd-universitelerindeki-gazze-protestolarinin-dusunsel-arka-plani/</link>
					<comments>https://bulten.isam.org.tr/abd-universitelerindeki-gazze-protestolarinin-dusunsel-arka-plani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Aydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Aug 2024 06:44:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İSAM Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Seçki 4]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bulten.isam.org.tr/?p=4959</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div class="et_pb_section et_pb_section_3 et_section_regular" >
				
				
				
				
				
				
				<div class="et_pb_row et_pb_row_3">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_3  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_1">
				
				
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img loading="lazy" decoding="async" width="1595" height="784" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-6.png" alt="" title="No44-6" srcset="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-6.png 1595w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-6-1280x629.png 1280w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-6-980x482.png 980w, https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-6-480x236.png 480w" sizes="(min-width: 0px) and (max-width: 480px) 480px, (min-width: 481px) and (max-width: 980px) 980px, (min-width: 981px) and (max-width: 1280px) 1280px, (min-width: 1281px) 1595px, 100vw" class="wp-image-4977" /></span>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_4  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #808080;">North Carolina Üniversitesi Chapel Hill Dini Araştırmalar’dan Profesör Juliana Hammer’ın<br /></span></span><span style="color: #333333;"><span style="color: #808080;">polisin sert müdahalesinden öğrencilerini kurtarırken</span></span></p></div>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_5  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">ABD’deki pek çok üniversitede olduğu gibi, son 11 yıldır hocalık yaptığım North Carolina Üniversite kampüsünde de 26 Nisan Cuma sabahı, Filistin halkına karşı yapılan katliamı protesto eden bir grup öğrenci, ABD hükümetinin ve üniversite yönetiminin bu süreçteki iş birliğini kınamak amacıyla bir çadır yerleşkesi kurdular. Öğrencilerin üniversite yönetiminden talepleri, 1980’lerde bu kampüste Güney Afrika’daki ırk ayrımı sistemine karşı yapılan eylemleri hatırlatıyordu: Üniversitenin milyarlarca dolarlık vakfının yatırımlarının, İsrail’in yürüttüğü katliama karışan silah şirketleri ve kurumlarla olan ilişkilerinin ifşa edilmesini ve bu yatırımların tamamen sonlandırılmasını istiyorlardı. Zira öğrenciler ödedikleri harç paralarının bir katliama katkıda bulunmasına karşı çıkmaktaydı.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn1" name="_ftnref1" style="color: #046991;">(1)</a></span>  Ayrıca üniversite yönetiminden, Filistin halkının haklarını savunmak adına, katliama ortak olan tüm akademik kurumlarla ilişkilerini kesmesini talep ettiler. Çünkü Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığına dayanan beyaz azınlık rejimi de uluslararası baskılar sonucunda Nelson Mandela’yı serbest bırakmış ve özgür seçimlere geçilmesini kabul etmişti.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">30 Nisan’a kadar olan dört gün boyunca, kampüs merkezindeki çadırlarda eğitimine devam eden ve geceyi burada geçiren öğrenciler, düzenledikleri faaliyetler sayesinde, üniversite tarihinin en canlı öğretim ve tefekkür tecrübelerinden birini yaşattılar. Öğrenciler hiçbir dersi ve normal eğitim sürecini ihlal etmedikleri gibi temizlik ve düzen bakımından okul idaresinden bile daha titiz davrandılar. Ancak, 30 Nisan Salı sabahı gün doğarken, üniversite idarecileri, 1980’lerin ortalarındaki Güney Afrika’daki ırkçılığa dikkat çeken protestoları engellemek için çıkarılmış “Kampüs içindeki çimenlerin üzerinde daimi çadır kurulamaz” yasağını bahane ederek, eyaletin çeşitli yerlerinden getirtilen ve askerî silah ve mühimmat taşıyan yüz kişilik bir polis gücünün zorbalığıyla çadırları dağıttılar. Yeni uyanan birçok öğrenciyi tutuklayıp haklarında dava açtılar ve okuldan uzaklaştırma cezası verdiler.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn2" name="_ftnref2" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(2)</span></a></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y3.png" width="901" height="649" alt="" class="wp-image-4987 aligncenter size-full" /><span style="color: #808080;">Chapel Hill&#8217;deki North Carolina Üniversitesi öğrencileri İsrail&#8217;in Gazze&#8217;ye yönelik savaşını protesto etmek amacıyla bir kamp kurdu</span></span><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"> </span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Bu zorba müdahaleden kısa bir süre sonra, üniversite rektörlüğü tüm üniversite camiasına gönderdiği e-mailde, polisin dağıttığı çadırların fotoğraflarını propaganda amacıyla ekleyerek, öğrencilerin okulda kargaşa ve düzensizlik yarattığını ve bu nedenle okul tarihinde ilk defa kampüse dışarıdan silahlı polis getirdiklerini iddia etti.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn3" name="_ftnref3" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(3)</span></a> Yönetimin bu zorbalığı karşısında tepki gösteren kampüs topluluğu, aynı salı günü öğleden sonra, Ekim ayında başlayan katliam süreci sonrasındaki en büyük katılımlı Filistin yanlısı gösteriyi düzenledi. Ancak, öğrencilerin süregelen bir katliamı protesto eden ahlaki duruşlarına karşı, yönetim daha da sertleşip, kampüste Amerikan bayrağı yerine Filistin bayrağı dikilmesini engellemek iddiasıyla bu gösteriyi de zorbalıkla dağıtıp, okulda mezuniyet törenine kadar daha fazla gösteri olmasın diye tüm yeşil alanların etrafını hapishane gibi metal barlarla çevirdi.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Uzun yıllardır hem İslam tarihi hem de modern Ortadoğu tarihi üzerine ders veren bir hoca olarak kampüsteki kampı ziyaret edip, o günkü derslerimi sınıf yerine çadırlar bölgesinde açık havada yaparak, gösterilere katılan öğrencilerin çoğuyla sohbet etme imkânım oldu. Ayrıca bir konferans vesilesiyle gittiğim Harvard Üniversitesi kampüsündeki protesto çadırında  uzun süre öğrencilerle sohbet edebildim. Bu gözlemlerim ışığında, Gazze katliamına karşı çıkan öğrenci protestolarının entelektüel ve siyasî tarih açısından önemli gördüğüm bazı özelliklerini İSAM Bülteni okuyucularıyla paylaşmak istedim.</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #808080;"><span style="color: #046991;"></span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y6.png" width="901" height="649" alt="" class="wp-image-5032 aligncenter size-full" />Protestocular, Polk Place&#8217;teki bayrak direğine monte edilmiş bir Filistin bayrağını korumak için kollarını birbirine kenetliyor</span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #808080;"></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="font-size: large;"><strong><span style="color: #333333;">Bernard Lewis&#8217;in Kâğıttan İktidarında Edward Said&#8217;in Mirasçısı Öğrencilerin Gazze Direnişi</span></strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="font-size: large;"><strong><span style="color: #333333;"></span></strong></span><span style="color: #333333;">Kamp bölgesine gittiğimde dikkatimi ilk çeken husus öğrencilerin din, dil ve etnik geçmiş bakımında çeşitliliği oldu. Gösterilere müslüman, Arap ve siyonist olmayan yahudi öğrencilere ek olarak çok sayıda Asya ve Afrika kökenli Amerikalı öğrenci, Amerikan yerlileri ve tabii ki Avrupa kökenli beyaz Amerikalı öğrenciler de katılmıştı. Liderlik eden ve konuşma yapanlar arasında ise kadın öğrenciler üçte iki çoğunluğu temsil ediyordu. Gazze’deki katliamı protesto eden öğrencilerin din, dil ve etnik kimlik açısından çeşitliliği ve iş birliği, ABD’deki İsrail yanlısı gruplar için bu öğrenci hareketinin en çok rahatsız eden tarafı olmuştur. Zira işgal ve katliam karşıtı gösterileri sadece Arap ve müslüman kökenli öğrencilere mahsus kılmak isteyen ABD’nin İsrail yanlısı elitleri, bir hak arama, eşitlik ve özgürlük meselesini ideolojik bir çarpıtmayla binlerce yıldır süren bir medeniyet ve din çatışması olarak göstermeyi amaçlıyorlardı.  Böylece, Filistin’in haklı davasının meşruiyetini, bunu güya binlerce yıl devam eden müslümanların yahudi ve Batı karşıtlığı olarak sunarak yaftalayıp, ezmek istiyorlardı. Filistin yanlısı gruplarda siyahi ve Amerikan yerlilerinden öğrencilerin olması, ABD’nin narsist bir şekilde kurguladiği “Eskiden ırkçı bir ülke olabiliriz ama zamanla bu tür hastalıklardan arınıp, herkese hakkını veren özgür ve ahlaki bir ülke olduk” hikâyesine gölge düşürdüğü için, bu öğrenciler özellikle cezalandırılıp ötekileştiriliyordu.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">İsrail’in işgali altındaki Filistin halkının haklarını savunan öğrenciler, Edward Said’in oryantalizm ve İslamofobi ilişkisini ortaya koyduğu kitabındaki hümanizm geleneğinin mirasını sahiplenirken, onları baskı altına almaya çalışan ABD yönetimi ve üniversite yöneticileri ise 1978 Camp David Antlaşması sonrası Henry Kissinger ile özdeşleşen siyonist politikaları meşrulaştıran ve Bernard Lewis ile Samuel Huntington’un tezleriyle desteklenen medeniyetler çatışması tezine sarılıyorlar.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn4" name="_ftnref4" style="color: #046991;">(4) </a></span>Bu açıdan ABD’de Biden’ın konuşmalarından, üniversite rektörlerinin açıklamalarına kadar pek çok beyanat, Filistin’in hak taleplerini anti-semitizm, yahudi düşmanlığı ve medeniyet çatışması tezine indirgemekte ve  inkâr etmektedir. Buna karşın öğrenciler, uluslararası ilişkileri medeniyet çatışması tezleri ile değil, ırkçı olmayan ve her insanın evrensel haklara sahip olduğunu savunan bir çerçevede ele alıyorlar. Daha da önemlisi, kamplarda Edward Said ve diğer sömürge ve ırkçılık karşıtı düşünürlerin eserlerini okuyan öğrenciler, Said’in hümanizminin sekülerizm vurgusunu aşan, dinî ibadetleri ve değerleri de kucaklayan bir toleranslı hümanizm sergilemekteydiler. Kamp sakini öğrenciler, temizlik, su ve yiyecek gibi konulardaki başarılı lojistik organizasyona ek olarak, her sabah kamp programını ilan ettikleri tabloya muhakkak tüm namaz vakitlerini ya da hıristiyan ve yahudi ibadet saatlerini eklemeyi ihmal etmiyorlardı. Kamp sırasında sohbet ettiğim hıristiyan erkek bir öğrencim, bu dört gün boyunca kampta yaşarken, hayatında ilk defa Cuma namazı hutbesi dinleyip, aynı gece bir yahudi öğrenci grubunun Şabat yemeğine de katılarak, o güne kadar hiç olmadığı kadar diğer dinî gelenekler hakkında bilgi edindiğini ifade etti. Filistin yanlısı öğrenci kampları, idareciler tarafından sahte bir şekilde anti-semitik olmakla suçlandıkları için, kampa katılan anti-siyonist yahudi öğrenciler özellikle kendi dinî geleneklerini ifade eden sembolleri ve törenleri sergileyip, yahudilik ve siyonizmin aynı anlama gelmediğini vurgulamak istiyorlardı.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn5" name="_ftnref5" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(5)</span></a></span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Filistin yanlısı öğrenci kampındaki adalet ve özgürlük vizyonuna dair konuşma ve sohbetlerin öğrettiği en önemli ders, öğrencilerin sürekli eleştirdikleri Amerikan dış politikasındaki İsrail yanlısı tutum ve yahudi lobisinin ortaya yaydığı tezlerin, Camp David Antlaşması sonrasında Bernard Lewis’in akademik İslam düşmanlığı tezlerinin bugüne kadar gelen zehirli mirası olduğudur. 1980’lerin sonunda soğuk savaş sona erdiğinde, Amerikan askerî gücünün Sovyetler karşısındaki zaferi, Türkiye’de bir zamanlar bir gazetenin ana başlığının altında yer alan “Hak geldi bâtıl zail oldu” tezine benzer bir şekilde yorumlanıyordu. Güya ABD sadece askerî ve ekonomik gücüyle değil, ahlaki doğrularıyla, özgürlük ve adaletle temsil ettiği değerler sayesinde soğuk savaşı kazanmıştı ve bu tezi hem akademik ve hem siyasî dile hâkim olmuştu. Francis Fukuyama’nın “Tarih’in Sonu” tezi de tam da bu fikri işlemekteydi: Batı’nın temsil ettiği güya özgürlük ve liberal demokrasi ilkelerinin Doğu blokuna karşı nihai zaferini kutlar gibiydi.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y5-1024x738.png" width="898" height="648" alt="" class="wp-image-4989 aligncenter size-large" /><span style="color: #808080;">Harvard Üniversitesi’ndeki Gazze protestolarından görüntüler</span><br /></span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Bu kendine âşık, narsist Batı tarih tezinin örtmeye çalıştığı en önemli gerçek, 1970’li yıllarda Filistin davası üzerinde yapılan uluslararası diplomasi ve savaşlar vesilesiyle, ABD’nin askerî ve siyasî gücünün, ahlaki olarak haklı taraf olan Filistin’in hakkını çiğnemek için İsrail’in yanında kullanılması ve bu uğurda Camp David Antlaşması’nın önemiydi. 1980 yılına kadar, sadece Arap ve müslüman ülkeler değil, tüm Afrika ve Asya ülkeleri ve hatta Latin Amerika ve sosyalist ülkeler de Filistin’in haklı davasını desteklemiş ve 1975 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, İsrail’i Güney Afrika’daki ırkçı rejime benzeten, “Siyonizm ırkçılığın bir türüdür” yasasına evet oyu vermiştir. Filistin yanlısı Afrika ve Asya ülkelerinin ya da üçüncü dünya ülkelerinin perspektifinden bakıldığında, Filistin davası haklıydı, İsrail’in sömürgeci işgali ise bâtıldı. Kissinger diplomasisi, Amerika’nın askerî ve siyasî gücünü İsrail’in işgalinin sigortası ve garantisi yaparak, Filistin’in kurtuluşu için önemli olabilecek tek önemli askerî güce sahip Mısır’ı pasifleştirip, İsrail’in işgaline tehdit oluşturacak bir konumdan çıkarmıştı. ABD liderliğinde İsrail ile Mısır arasında barış antlaşması imzalanırken, Filistin’lerin haklı adalet talepleri inkâr edilip, İsrail’e bundan sonra işgaline yönelik hiç bir askerî tehdit olmayacak garantisi verilmiş oluyordu. Zaten ondan sonra ABD’nin İsrail’e Filistinlilerin bağımsızlık talebini çiğnemesi için verdiği sonsuz destek, İsrail yönetimini herhangi bir taviz vermeden işgali devam ettirip yaygınlaştırmaya teşvik ettiği gibi, üçüncü dünya ülkelerinin gözünde bâtılın hak karşısındaki zaferi olarak görülmüştü.</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">1970’lerde sistemik hale gelen ABD destekli İsrail’in Filistin işgali ve zulmü bağlamında, Edward Said <em>Oryantalizm</em> kitabını yayımlayarak, İslam ve Arap düşmanlığının, Filistin halkının hak taleplerini çiğneme açısından meşrulaştırıcı önemini vurgulamıştı.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn6" name="_ftnref6" style="color: #046991;">(6)</a></span> Amerikan üniversitelerinde 1980’lerden itibaren ders veren Ortadoğu uzmanlarının büyük çoğunluğu Edward Said ile hemfikir iken, Bernard Lewis’in başını çektiği küçük bir siyonist gazeteci ve akademisyen grubu, İsrail’in işgalini savunmak için oryantalist medeniyetler çatışması tezini iyice şiddetlendirip, yeni bir müslüman karşıtı ırkçılığa dönüştürdü.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn7" name="_ftnref7" style="color: #046991;">(7)</a></span> Geçen kırk yıl boyunca, Bernard Lewis akademik çevrelerde bir ilim adamı değil, siyonist işgali meşrulaştırmaya çalışan bir propagandist olarak görülürken (ki bu tarihten sonra Bernard Lewis hiçbir ciddi akademik toplantıya katılmayacaktır), Lewis’in Filistin halkının bağımsızlık taleplerini müslümanların Batı ve yahudi düşmanlığıyla açıklayan ve tarihi saptıran ideolojik tezleri, Yahudi lobisinin ana argümanları haline gelip, ABD’deki siyasî parti ve liderlerin kararlarını ve söylemlerini şekillendirdi.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn8" name="_ftnref8" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(8)</span></a> Sadece Donald Trump gibi Cumhuriyetçi parti liderleri değil, Demokrat Parti’nin tüm liderleri de konu Filistin halkının özgürlüğüne gelince, bir anda Bernard Lewis’in oryantalist diliyle konuşmaya başlayacaktır. Mesela, ABD Başkanı Biden, süregiden Gazze katliamını, müslümanların binlerce yıllık yahudi düşmanlığına verilen bir cevap olarak açıklayan bir konuşma yapabilmekte, hangi şartlarda olursa olsun İsrail işgalini ve zulmünü meşrulaştırabilmektedir.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn9" name="_ftnref9" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(9)</span></a></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">İşte tam da bunun farkında olan öğrenci hareketi, bir yandan Gazze’deki katliamı durdurmaya çalışırken, bir yandan da Amerikan dış politikasına İsrail lobisi tesiriyle hâkim olan Bernard Lewis’in İslamofobik medeniyet çatışması tezinin sahteliğini ve yalanlarını ifşa edip, Kissinger’ın siyonist Ortadoğu diplomasisinin zehirli mirasını açığa çıkarıyorlar. Yine öğrencilerin hepimize öğrettiği en önemli gerçek ise, İslamofobi ve ırkçılığın, müslümanları veya Filistin halkını tam olarak tanımamak ve cehaletten kaynaklanmadığı; bilakis, bu ırkçı tezlerin, Filistin mücadelesinin evrensel ilkelerine ve hak taleplerinin meşruiyetine karşı koymak için özellikle kasıtlı üretilen yalan hikâyeler olduğunu göstermeleridir.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y1-1024x738.png" width="902" height="651" alt="" class="wp-image-4990 aligncenter size-large" /><span style="color: #808080;">Harvard Üniversitesi’nde Gazze direnişine destek vermek için kamp kuran öğrenciler</span><br /></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Benim kampüsteki Gazze protesto çadırlarını ziyaret ederken tüm bu konuları düşünmeme vesile olan sohbet, sadece 18 ve 19 yaşında olan ve o sırada benim “Sömürgecilik ve Dekolonizasyon Tarihi” dersimi alan iki öğrenciyle yaptığım kısa sohbet oldu. Protesto esnasındaki meşguliyete rağmen benim dersimin final ödevini de düşünmek zorunda olan öğrencilerden birisi, benim bildiğim ama pek kullanmadığım “gaslighting” tabirine referansla, “Hocam, final ödevimi sömürgeciliğin ve ırkçı oryantalizmin nasıl dev bir gaslighting olduğunu anlatan bir konu üzerinde yazabilir miyim?” diye sordu. Yüzümdeki şaşkınlık ifadesini fark edince, öğrenci devam etti: “Şimdi Filistinlilere yapılan da bu değil mi zaten?” diye devam etti. “Sömürge altında yaşarken özgürlük ve adalet isteyen mazlum insanları ezenler, bir de onlara dönüp ‘Ezilmiş olmanın suçu sana ait, sen hem özgürlüğü hak etmiyorsun hem de bizim medeniyetimize düşmanlık eden barbar bir dine ve ırka aitsin’ deyip duruyorlar. Aslında bu oryantalist ve ırkçı tezlere, gaslighting yapma demekten başka cevap vermek bile doğru değil” diye sürdürdü.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn10" name="_ftnref10" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(10)</span></a></span><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><br /></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;">Namık Kemal’in <em>Renan Müdafaanamesi</em>’nde dediği “Avrupa Şark’ı bilmez” ibaresinden sonra geçen yüz elli yıldır müslüman, Türk, Arap veya üçüncü dünya düşünce tarihi hep oryantalizm eleştirisi ile geçti. Bu genç Filistin yanlısı öğrencinin yorumunu dinleyince, keşke biz de bu suçlamaları binlerce sayfalık akademik reddiyeler yerine, “Gaslighting yapma, bize hakkımızı ve özgürlüğümüzü ver” diye kısa ve net cevap verebilseydik, dedim içimden.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-8.png" width="899" height="648" alt="" class="wp-image-4992 aligncenter size-full" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><span style="color: #808080;">North Carolina Üniversitesi’ndeki öğrenci protestolarından görüntüler</span></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><span style="color: #333333;"> </span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;">* Prof. Dr. Cemil Aydın, University of North Carolina-Chapel Hill, Küresel Tarih Kürsüsü.</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;">** Gaslighting, bir kişiyi kendi gerçeklik algısını sorgulamaya yönlendirerek manipüle etme ve kontrol altına alma yöntemidir. Bu tür manipülasyon, kişinin kendi hafızasını, algısını ve akıl sağlığını sorgulamasına neden olacak şekilde sistematik olarak uygulanır. Gaslighting, genellikle psikolojik istismar biçiminde ortaya çıkar ve mağdur üzerinde güç ve kontrol elde etmek amacıyla kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref1" name="_ftn1" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">1</span></a> Uluslararası Suç Mahkemesinde Filistin’e yapılan katliam davası için: “State of Palestine,” International Criminal Court, ICC-01/18, <a href="https://www.icc-cpi.int/palestine" style="color: #333333;">https://www.icc-cpi.int/palestine</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref2" name="_ftn2" style="color: #046991;">2</a></span><span style="color: #333333;"> <span style="caret-color: #333333;">North</span> Carolina Üniversitesi kampüsündeki olaylar hakkında daha fazla detay bilgi için: Bkz: Katelyn Kai, “‘Our Campuses Have Been Turned Into War Zones’: The Aftermath of Police Action at UNC’s Pro-Palestinian Encampment,” </span><em style="color: #333333;">Indy Week</em><span style="color: #333333;">, 5 May 2024, </span><a href="https://indyweek.com/news/orange/our-campuses-have-been-turned-into-war-zones-the-aftermath-of-police-action-at-uncs-pro-palestinian-encampment/" style="color: #333333;">https://indyweek.com/news/orange/our-campuses-have-been-turned-into-war-zones-the-aftermath-of-police-action-at-uncs-pro-palestinian-encampment/</a></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref3" name="_ftn3" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">3 </span></a>Lee H. Roberts and J. Christopher Clemens, “A Message from University Leaders on Campus Protests,” 30 April 2024, https://chancellor.unc.edu/2024/04/30/a-message-from-university-leaders-on-campus-protests/</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref4" name="_ftn4" style="color: #046991;">4</a></span> Henry Kissinger’in diplomatik girişimlerinin nasıl Mısır’ı denklem dışı bırakıp, İsrail’in işgalini daimi kılmayı amaçladığını tartışan bir eser için bkz, Salim Yaqub,  <em>Imperfect Strangers: Americans, Arabs, and US–Middle East Relations in the 1970s</em> (Ithaca: Cornell University Press, 2016). Ayrıca Samuel P. Huntington, <em>The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order</em> (New York: Free Press, 2002).</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref5" name="_ftn5" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">5</span></a> Sahar F. Aziz, “Presumptively Antisemitic: Islamophobic Tropes in the Palestine Israel Discourse,” Rutgers Center for Security, Race and Rights, 20 December 2023, https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4662519</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref6" name="_ftn6" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">6</span></a> Edward Said, <em>Orientalism</em> (New York: Vintage Books, 2003 [1978]).</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref7" name="_ftn7" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">7</span></a> Bernard Lewis, “The Roots of Muslim Rage,” <em>The Atlantic Monthly</em>, September 1990, 47-60; Lewis, <em>The Jews of Islam</em> (Princeton: Princeton University Press, 1984); and Lewis, <em>Islam and the West </em>(New York: Oxford University Press, 1993).</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref8" name="_ftn8" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">8</span></a> Peter Oborne, “Do Not Weep For Bernard Lewis, High Priest of War in the Middle East,” <em>Middle East Eye</em>, 22 May 2018, <a href="https://www.middleeasteye.net/opinion/do-not-weep-bernard-lewis-high-priest-war-middle-east" style="color: #333333;">https://www.middleeasteye.net/opinion/do-not-weep-bernard-lewis-high-priest-war-middle-east</a>. See also Cemil Aydin, “The Politics of Conceptualizing Islam and the West,” <em>Ethics and International Affairs</em> 19:1 (Winter 2005): 93-100.</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref9" name="_ftn9" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">9</span></a> Erica Green and Michael Sheer, “In Speech, Biden Describes Surge of Antisemitism in US,” <em>New York Times</em>, 8 May 2024, https://www.nytimes.com/live/2024/05/07/us/biden-holocaust.</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 40px;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref10" name="_ftn10" style="color: #046991;">10</a></span> Filistin’e yapılan katliamın medeniyet-barbarlık ikiliği üzerinden meşrulaştırılmasının eleştirisi için bkz:  Azeezah Kanji, “The ‘Civilized World’ and its Genocides: Gaza’s Colonial Precedents,” Yellowhead Institute, 23 November 2023, https://yellowheadinstitute.org/2023/11/23/the-civilized-world-and-its-genocides-gazas-colonial-precedents/</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333333;"> </span></p></div>
			</div><div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_6  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">ABD’deki pek çok üniversitede olduğu gibi, son 11 yıldır hocalık yaptığım North Carolina Üniversite kampüsünde de 26 Nisan Cuma sabahı, Filistin halkına karşı yapılan katliamı protesto eden bir grup öğrenci, ABD hükümetinin ve üniversite yönetiminin bu süreçteki iş birliğini kınamak amacıyla bir çadır yerleşkesi kurdular. Öğrencilerin üniversite yönetiminden talepleri, 1980’lerde bu kampüste Güney Afrika’daki ırk ayrımı sistemine karşı yapılan eylemleri hatırlatıyordu: Üniversitenin milyarlarca dolarlık vakfının yatırımlarının, İsrail’in yürüttüğü katliama karışan silah şirketleri ve kurumlarla olan ilişkilerinin ifşa edilmesini ve bu yatırımların tamamen sonlandırılmasını istiyorlardı. Zira öğrenciler ödedikleri harç paralarının bir katliama katkıda bulunmasına karşı çıkmaktaydı.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn1" name="_ftnref1" style="color: #046991;">(1)</a></span>  Ayrıca üniversite yönetiminden, Filistin halkının haklarını savunmak adına, katliama ortak olan tüm akademik kurumlarla ilişkilerini kesmesini talep ettiler. Çünkü Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığına dayanan beyaz azınlık rejimi de uluslararası baskılar sonucunda Nelson Mandela’yı serbest bırakmış ve özgür seçimlere geçilmesini kabul etmişti.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">30 Nisan’a kadar olan dört gün boyunca, kampüs merkezindeki çadırlarda eğitimine devam eden ve geceyi burada geçiren öğrenciler, düzenledikleri faaliyetler sayesinde, üniversite tarihinin en canlı öğretim ve tefekkür tecrübelerinden birini yaşattılar. Öğrenciler hiçbir dersi ve normal eğitim sürecini ihlal etmedikleri gibi temizlik ve düzen bakımından okul idaresinden bile daha titiz davrandılar. Ancak, 30 Nisan Salı sabahı gün doğarken, üniversite idarecileri, 1980’lerin ortalarındaki Güney Afrika’daki ırkçılığa dikkat çeken protestoları engellemek için çıkarılmış “Kampüs içindeki çimenlerin üzerinde daimi çadır kurulamaz” yasağını bahane ederek, eyaletin çeşitli yerlerinden getirtilen ve askerî silah ve mühimmat taşıyan yüz kişilik bir polis gücünün zorbalığıyla çadırları dağıttılar. Yeni uyanan birçok öğrenciyi tutuklayıp haklarında dava açtılar ve okuldan uzaklaştırma cezası verdiler.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn2" name="_ftnref2" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(2)</span></a></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y3.png" width="901" height="649" alt="" class="wp-image-4987 aligncenter size-full" /><span style="color: #808080;">Chapel Hill&#8217;deki North Carolina Üniversitesi öğrencileri İsrail&#8217;in Gazze&#8217;ye yönelik savaşını protesto etmek amacıyla bir kamp kurdu</span></span><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"> </span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Bu zorba müdahaleden kısa bir süre sonra, üniversite rektörlüğü tüm üniversite camiasına gönderdiği e-mailde, polisin dağıttığı çadırların fotoğraflarını propaganda amacıyla ekleyerek, öğrencilerin okulda kargaşa ve düzensizlik yarattığını ve bu nedenle okul tarihinde ilk defa kampüse dışarıdan silahlı polis getirdiklerini iddia etti.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn3" name="_ftnref3" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(3)</span></a> Yönetimin bu zorbalığı karşısında tepki gösteren kampüs topluluğu, aynı salı günü öğleden sonra, Ekim ayında başlayan katliam süreci sonrasındaki en büyük katılımlı Filistin yanlısı gösteriyi düzenledi. Ancak, öğrencilerin süregelen bir katliamı protesto eden ahlaki duruşlarına karşı, yönetim daha da sertleşip, kampüste Amerikan bayrağı yerine Filistin bayrağı dikilmesini engellemek iddiasıyla bu gösteriyi de zorbalıkla dağıtıp, okulda mezuniyet törenine kadar daha fazla gösteri olmasın diye tüm yeşil alanların etrafını hapishane gibi metal barlarla çevirdi.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Uzun yıllardır hem İslam tarihi hem de modern Ortadoğu tarihi üzerine ders veren bir hoca olarak kampüsteki kampı ziyaret edip, o günkü derslerimi sınıf yerine çadırlar bölgesinde açık havada yaparak, gösterilere katılan öğrencilerin çoğuyla sohbet etme imkânım oldu. Ayrıca bir konferans vesilesiyle gittiğim Harvard Üniversitesi kampüsündeki protesto çadırında  uzun süre öğrencilerle sohbet edebildim. Bu gözlemlerim ışığında, Gazze katliamına karşı çıkan öğrenci protestolarının entelektüel ve siyasî tarih açısından önemli gördüğüm bazı özelliklerini İSAM Bülteni okuyucularıyla paylaşmak istedim.</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #808080;"><span style="color: #046991;"></span><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y6.png" width="901" height="649" alt="" class="wp-image-5032 aligncenter size-full" />Protestocular, Polk Place&#8217;teki bayrak direğine monte edilmiş bir Filistin bayrağını korumak için kollarını birbirine kenetliyor</span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #808080;"></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="font-size: large;"><strong><span style="color: #333333;">Bernard Lewis&#8217;in Kâğıttan İktidarında Edward Said&#8217;in Mirasçısı Öğrencilerin Gazze Direnişi</span></strong></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Kamp bölgesine gittiğimde dikkatimi ilk çeken husus öğrencilerin din, dil ve etnik geçmiş bakımında çeşitliliği oldu. Gösterilere müslüman, Arap ve siyonist olmayan yahudi öğrencilere ek olarak çok sayıda Asya ve Afrika kökenli Amerikalı öğrenci, Amerikan yerlileri ve tabii ki Avrupa kökenli beyaz Amerikalı öğrenciler de katılmıştı. Liderlik eden ve konuşma yapanlar arasında ise kadın öğrenciler üçte iki çoğunluğu temsil ediyordu. Gazze’deki katliamı protesto eden öğrencilerin din, dil ve etnik kimlik açısından çeşitliliği ve iş birliği, ABD’deki İsrail yanlısı gruplar için bu öğrenci hareketinin en çok rahatsız eden tarafı olmuştur. Zira işgal ve katliam karşıtı gösterileri sadece Arap ve müslüman kökenli öğrencilere mahsus kılmak isteyen ABD’nin İsrail yanlısı elitleri, bir hak arama, eşitlik ve özgürlük meselesini ideolojik bir çarpıtmayla binlerce yıldır süren bir medeniyet ve din çatışması olarak göstermeyi amaçlıyorlardı.  Böylece, Filistin’in haklı davasının meşruiyetini, bunu güya binlerce yıl devam eden müslümanların yahudi ve Batı karşıtlığı olarak sunarak yaftalayıp, ezmek istiyorlardı. Filistin yanlısı gruplarda siyahi ve Amerikan yerlilerinden öğrencilerin olması, ABD’nin narsist bir şekilde kurguladiği “Eskiden ırkçı bir ülke olabiliriz ama zamanla bu tür hastalıklardan arınıp, herkese hakkını veren özgür ve ahlaki bir ülke olduk” hikâyesine gölge düşürdüğü için, bu öğrenciler özellikle cezalandırılıp ötekileştiriliyordu.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">İsrail’in işgali altındaki Filistin halkının haklarını savunan öğrenciler, Edward Said’in oryantalizm ve İslamofobi ilişkisini ortaya koyduğu kitabındaki hümanizm geleneğinin mirasını sahiplenirken, onları baskı altına almaya çalışan ABD yönetimi ve üniversite yöneticileri ise 1978 Camp David Antlaşması sonrası Henry Kissinger ile özdeşleşen siyonist politikaları meşrulaştıran ve Bernard Lewis ile Samuel Huntington’un tezleriyle desteklenen medeniyetler çatışması tezine sarılıyorlar.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn4" name="_ftnref4" style="color: #046991;">(4) </a></span>Bu açıdan ABD’de Biden’ın konuşmalarından, üniversite rektörlerinin açıklamalarına kadar pek çok beyanat, Filistin’in hak taleplerini anti-semitizm, yahudi düşmanlığı ve medeniyet çatışması tezine indirgemekte ve  inkâr etmektedir. Buna karşın öğrenciler, uluslararası ilişkileri medeniyet çatışması tezleri ile değil, ırkçı olmayan ve her insanın evrensel haklara sahip olduğunu savunan bir çerçevede ele alıyorlar. Daha da önemlisi, kamplarda Edward Said ve diğer sömürge ve ırkçılık karşıtı düşünürlerin eserlerini okuyan öğrenciler, Said’in hümanizminin sekülerizm vurgusunu aşan, dinî ibadetleri ve değerleri de kucaklayan bir toleranslı hümanizm sergilemekteydiler. Kamp sakini öğrenciler, temizlik, su ve yiyecek gibi konulardaki başarılı lojistik organizasyona ek olarak, her sabah kamp programını ilan ettikleri tabloya muhakkak tüm namaz vakitlerini ya da hıristiyan ve yahudi ibadet saatlerini eklemeyi ihmal etmiyorlardı. Kamp sırasında sohbet ettiğim hıristiyan erkek bir öğrencim, bu dört gün boyunca kampta yaşarken, hayatında ilk defa Cuma namazı hutbesi dinleyip, aynı gece bir yahudi öğrenci grubunun Şabat yemeğine de katılarak, o güne kadar hiç olmadığı kadar diğer dinî gelenekler hakkında bilgi edindiğini ifade etti. Filistin yanlısı öğrenci kampları, idareciler tarafından sahte bir şekilde anti-semitik olmakla suçlandıkları için, kampa katılan anti-siyonist yahudi öğrenciler özellikle kendi dinî geleneklerini ifade eden sembolleri ve törenleri sergileyip, yahudilik ve siyonizmin aynı anlama gelmediğini vurgulamak istiyorlardı.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn5" name="_ftnref5" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(5)</span></a></span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Filistin yanlısı öğrenci kampındaki adalet ve özgürlük vizyonuna dair konuşma ve sohbetlerin öğrettiği en önemli ders, öğrencilerin sürekli eleştirdikleri Amerikan dış politikasındaki İsrail yanlısı tutum ve yahudi lobisinin ortaya yaydığı tezlerin, Camp David Antlaşması sonrasında Bernard Lewis’in akademik İslam düşmanlığı tezlerinin bugüne kadar gelen zehirli mirası olduğudur. 1980’lerin sonunda soğuk savaş sona erdiğinde, Amerikan askerî gücünün Sovyetler karşısındaki zaferi, Türkiye’de bir zamanlar bir gazetenin ana başlığının altında yer alan “Hak geldi bâtıl zail oldu” tezine benzer bir şekilde yorumlanıyordu. Güya ABD sadece askerî ve ekonomik gücüyle değil, ahlaki doğrularıyla, özgürlük ve adaletle temsil ettiği değerler sayesinde soğuk savaşı kazanmıştı ve bu tezi hem akademik ve hem siyasî dile hâkim olmuştu. Francis Fukuyama’nın “Tarih’in Sonu” tezi de tam da bu fikri işlemekteydi: Batı’nın temsil ettiği güya özgürlük ve liberal demokrasi ilkelerinin Doğu blokuna karşı nihai zaferini kutlar gibiydi.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y5-1024x738.png" width="898" height="648" alt="" class="wp-image-4989 aligncenter size-large" /><span style="color: #808080;">Harvard Üniversitesi’ndeki Gazze protestolarından görüntüler</span><br /></span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Bu kendine âşık, narsist Batı tarih tezinin örtmeye çalıştığı en önemli gerçek, 1970’li yıllarda Filistin davası üzerinde yapılan uluslararası diplomasi ve savaşlar vesilesiyle, ABD’nin askerî ve siyasî gücünün, ahlaki olarak haklı taraf olan Filistin’in hakkını çiğnemek için İsrail’in yanında kullanılması ve bu uğurda Camp David Antlaşması’nın önemiydi. 1980 yılına kadar, sadece Arap ve müslüman ülkeler değil, tüm Afrika ve Asya ülkeleri ve hatta Latin Amerika ve sosyalist ülkeler de Filistin’in haklı davasını desteklemiş ve 1975 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, İsrail’i Güney Afrika’daki ırkçı rejime benzeten, “Siyonizm ırkçılığın bir türüdür” yasasına evet oyu vermiştir. Filistin yanlısı Afrika ve Asya ülkelerinin ya da üçüncü dünya ülkelerinin perspektifinden bakıldığında, Filistin davası haklıydı, İsrail’in sömürgeci işgali ise bâtıldı. Kissinger diplomasisi, Amerika’nın askerî ve siyasî gücünü İsrail’in işgalinin sigortası ve garantisi yaparak, Filistin’in kurtuluşu için önemli olabilecek tek önemli askerî güce sahip Mısır’ı pasifleştirip, İsrail’in işgaline tehdit oluşturacak bir konumdan çıkarmıştı. ABD liderliğinde İsrail ile Mısır arasında barış antlaşması imzalanırken, Filistin’lerin haklı adalet talepleri inkâr edilip, İsrail’e bundan sonra işgaline yönelik hiç bir askerî tehdit olmayacak garantisi verilmiş oluyordu. Zaten ondan sonra ABD’nin İsrail’e Filistinlilerin bağımsızlık talebini çiğnemesi için verdiği sonsuz destek, İsrail yönetimini herhangi bir taviz vermeden işgali devam ettirip yaygınlaştırmaya teşvik ettiği gibi, üçüncü dünya ülkelerinin gözünde bâtılın hak karşısındaki zaferi olarak görülmüştü.</span><span style="color: #333333;"></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">1970’lerde sistemik hale gelen ABD destekli İsrail’in Filistin işgali ve zulmü bağlamında, Edward Said <em>Oryantalizm</em> kitabını yayımlayarak, İslam ve Arap düşmanlığının, Filistin halkının hak taleplerini çiğneme açısından meşrulaştırıcı önemini vurgulamıştı.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn6" name="_ftnref6" style="color: #046991;">(6)</a></span> Amerikan üniversitelerinde 1980’lerden itibaren ders veren Ortadoğu uzmanlarının büyük çoğunluğu Edward Said ile hemfikir iken, Bernard Lewis’in başını çektiği küçük bir siyonist gazeteci ve akademisyen grubu, İsrail’in işgalini savunmak için oryantalist medeniyetler çatışması tezini iyice şiddetlendirip, yeni bir müslüman karşıtı ırkçılığa dönüştürdü.<span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn7" name="_ftnref7" style="color: #046991;">(7)</a></span> Geçen kırk yıl boyunca, Bernard Lewis akademik çevrelerde bir ilim adamı değil, siyonist işgali meşrulaştırmaya çalışan bir propagandist olarak görülürken (ki bu tarihten sonra Bernard Lewis hiçbir ciddi akademik toplantıya katılmayacaktır), Lewis’in Filistin halkının bağımsızlık taleplerini müslümanların Batı ve yahudi düşmanlığıyla açıklayan ve tarihi saptıran ideolojik tezleri, Yahudi lobisinin ana argümanları haline gelip, ABD’deki siyasî parti ve liderlerin kararlarını ve söylemlerini şekillendirdi.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn8" name="_ftnref8" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(8)</span></a> Sadece Donald Trump gibi Cumhuriyetçi parti liderleri değil, Demokrat Parti’nin tüm liderleri de konu Filistin halkının özgürlüğüne gelince, bir anda Bernard Lewis’in oryantalist diliyle konuşmaya başlayacaktır. Mesela, ABD Başkanı Biden, süregiden Gazze katliamını, müslümanların binlerce yıllık yahudi düşmanlığına verilen bir cevap olarak açıklayan bir konuşma yapabilmekte, hangi şartlarda olursa olsun İsrail işgalini ve zulmünü meşrulaştırabilmektedir.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn9" name="_ftnref9" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(9)</span></a></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">İşte tam da bunun farkında olan öğrenci hareketi, bir yandan Gazze’deki katliamı durdurmaya çalışırken, bir yandan da Amerikan dış politikasına İsrail lobisi tesiriyle hâkim olan Bernard Lewis’in İslamofobik medeniyet çatışması tezinin sahteliğini ve yalanlarını ifşa edip, Kissinger’ın siyonist Ortadoğu diplomasisinin zehirli mirasını açığa çıkarıyorlar. Yine öğrencilerin hepimize öğrettiği en önemli gerçek ise, İslamofobi ve ırkçılığın, müslümanları veya Filistin halkını tam olarak tanımamak ve cehaletten kaynaklanmadığı; bilakis, bu ırkçı tezlerin, Filistin mücadelesinin evrensel ilkelerine ve hak taleplerinin meşruiyetine karşı koymak için özellikle kasıtlı üretilen yalan hikâyeler olduğunu göstermeleridir.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No-44-y1-1024x738.png" width="902" height="651" alt="" class="wp-image-4990 aligncenter size-large" /><span style="color: #808080;">Harvard Üniversitesi’nde Gazze direnişine destek vermek için kamp kuran öğrenciler</span><br /></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Benim kampüsteki Gazze protesto çadırlarını ziyaret ederken tüm bu konuları düşünmeme vesile olan sohbet, sadece 18 ve 19 yaşında olan ve o sırada benim “Sömürgecilik ve Dekolonizasyon Tarihi” dersimi alan iki öğrenciyle yaptığım kısa sohbet oldu. Protesto esnasındaki meşguliyete rağmen benim dersimin final ödevini de düşünmek zorunda olan öğrencilerden birisi, benim bildiğim ama pek kullanmadığım “gaslighting” tabirine referansla, “Hocam, final ödevimi sömürgeciliğin ve ırkçı oryantalizmin nasıl dev bir gaslighting olduğunu anlatan bir konu üzerinde yazabilir miyim?” diye sordu. Yüzümdeki şaşkınlık ifadesini fark edince, öğrenci devam etti: “Şimdi Filistinlilere yapılan da bu değil mi zaten?” diye devam etti. “Sömürge altında yaşarken özgürlük ve adalet isteyen mazlum insanları ezenler, bir de onlara dönüp ‘Ezilmiş olmanın suçu sana ait, sen hem özgürlüğü hak etmiyorsun hem de bizim medeniyetimize düşmanlık eden barbar bir dine ve ırka aitsin’ deyip duruyorlar. Aslında bu oryantalist ve ırkçı tezlere, gaslighting yapma demekten başka cevap vermek bile doğru değil” diye sürdürdü.<a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftn10" name="_ftnref10" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">(10)</span></a></span><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><br /></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;">Namık Kemal’in <em>Renan Müdafaanamesi</em>’nde dediği “Avrupa Şark’ı bilmez” ibaresinden sonra geçen yüz elli yıldır müslüman, Türk, Arap veya üçüncü dünya düşünce tarihi hep oryantalizm eleştirisi ile geçti. Bu genç Filistin yanlısı öğrencinin yorumunu dinleyince, keşke biz de bu suçlamaları binlerce sayfalık akademik reddiyeler yerine, “Gaslighting yapma, bize hakkımızı ve özgürlüğümüzü ver” diye kısa ve net cevap verebilseydik, dedim içimden.</span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bulten.isam.org.tr/wp-content/uploads/2024/08/No44-8.png" width="899" height="648" alt="" class="wp-image-4992 aligncenter size-full" /></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><span style="color: #808080;">North Carolina Üniversitesi’ndeki öğrenci protestolarından görüntüler</span></span></span></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><span style="color: #333333;"> </span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;">* Prof. Dr. Cemil Aydın, University of North Carolina-Chapel Hill, Küresel Tarih Kürsüsü.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;">** Gaslighting, bir kişiyi kendi gerçeklik algısını sorgulamaya yönlendirerek manipüle etme ve kontrol altına alma yöntemidir. Bu tür manipülasyon, kişinin kendi hafızasını, algısını ve akıl sağlığını sorgulamasına neden olacak şekilde sistematik olarak uygulanır. Gaslighting, genellikle psikolojik istismar biçiminde ortaya çıkar ve mağdur üzerinde güç ve kontrol elde etmek amacıyla kullanılır.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref1" name="_ftn1" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">1</span></a> Uluslararası Suç Mahkemesinde Filistin’e yapılan katliam davası için: “State of Palestine,” International Criminal Court, ICC-01/18, <a href="https://www.icc-cpi.int/palestine" style="color: #333333;">https://www.icc-cpi.int/palestine</a>.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref2" name="_ftn2" style="color: #046991;">2</a></span><span style="color: #333333;"> <span style="caret-color: #333333;">North</span> Carolina Üniversitesi kampüsündeki olaylar hakkında daha fazla detay bilgi için: Bkz: Katelyn Kai, “‘Our Campuses Have Been Turned Into War Zones’: The Aftermath of Police Action at UNC’s Pro-Palestinian Encampment,” </span><em style="color: #333333;">Indy Week</em><span style="color: #333333;">, 5 May 2024, </span><a href="https://indyweek.com/news/orange/our-campuses-have-been-turned-into-war-zones-the-aftermath-of-police-action-at-uncs-pro-palestinian-encampment/" style="color: #333333;">https://indyweek.com/news/orange/our-campuses-have-been-turned-into-war-zones-the-aftermath-of-police-action-at-uncs-pro-palestinian-encampment/</a></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref3" name="_ftn3" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">3 </span></a>Lee H. Roberts and J. Christopher Clemens, “A Message from University Leaders on Campus Protests,” 30 April 2024, https://chancellor.unc.edu/2024/04/30/a-message-from-university-leaders-on-campus-protests/</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref4" name="_ftn4" style="color: #046991;">4</a></span> Henry Kissinger’in diplomatik girişimlerinin nasıl Mısır’ı denklem dışı bırakıp, İsrail’in işgalini daimi kılmayı amaçladığını tartışan bir eser için bkz, Salim Yaqub,  <em>Imperfect Strangers: Americans, Arabs, and US–Middle East Relations in the 1970s</em> (Ithaca: Cornell University Press, 2016). Ayrıca Samuel P. Huntington, <em>The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order</em> (New York: Free Press, 2002).</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref5" name="_ftn5" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">5</span></a> Sahar F. Aziz, “Presumptively Antisemitic: Islamophobic Tropes in the Palestine Israel Discourse,” Rutgers Center for Security, Race and Rights, 20 December 2023, https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4662519</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref6" name="_ftn6" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">6</span></a> Edward Said, <em>Orientalism</em> (New York: Vintage Books, 2003 [1978]).</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref7" name="_ftn7" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">7</span></a> Bernard Lewis, “The Roots of Muslim Rage,” <em>The Atlantic Monthly</em>, September 1990, 47-60; Lewis, <em>The Jews of Islam</em> (Princeton: Princeton University Press, 1984); and Lewis, <em>Islam and the West </em>(New York: Oxford University Press, 1993).</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref8" name="_ftn8" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">8</span></a> Peter Oborne, “Do Not Weep For Bernard Lewis, High Priest of War in the Middle East,” <em>Middle East Eye</em>, 22 May 2018, <a href="https://www.middleeasteye.net/opinion/do-not-weep-bernard-lewis-high-priest-war-middle-east" style="color: #333333;">https://www.middleeasteye.net/opinion/do-not-weep-bernard-lewis-high-priest-war-middle-east</a>. See also Cemil Aydin, “The Politics of Conceptualizing Islam and the West,” <em>Ethics and International Affairs</em> 19:1 (Winter 2005): 93-100.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref9" name="_ftn9" style="color: #333333;"><span style="color: #046991;">9</span></a> Erica Green and Michael Sheer, “In Speech, Biden Describes Surge of Antisemitism in US,” <em>New York Times</em>, 8 May 2024, https://www.nytimes.com/live/2024/05/07/us/biden-holocaust.</span></p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: left;"><span style="color: #333333;"><span style="color: #046991;"><a href="applewebdata://F8394DF3-EBD8-4C95-83AC-0C9D74B8CDCB#_ftnref10" name="_ftn10" style="color: #046991;">10</a></span> Filistin’e yapılan katliamın medeniyet-barbarlık ikiliği üzerinden meşrulaştırılmasının eleştirisi için bkz:  Azeezah Kanji, “The ‘Civilized World’ and its Genocides: Gaza’s Colonial Precedents,” Yellowhead Institute, 23 November 2023, https://yellowheadinstitute.org/2023/11/23/the-civilized-world-and-its-genocides-gazas-colonial-precedents/</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #333333;"> </span></p></div>
			</div>
			</div>
				
				
				
				
			</div>
				
				
			</div></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bulten.isam.org.tr/abd-universitelerindeki-gazze-protestolarinin-dusunsel-arka-plani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/

Page Caching using Disk: Enhanced 
Database Caching 157/216 queries in 0.096 seconds using Disk

Served from: bulten.isam.org.tr @ 2026-09-21 18:04:02 by W3 Total Cache
-->