Balkan Tarihçiliğinde Sıradışı Bir İsim: Machiel Kiel
Feridun M. Emecen Anlatıyor
Arzu Güldöşüren
Balkan Tarihçiliğinde Sıradışı Bir İsim: Machiel Kiel
Feridun M. Emecen Anlatıyor
Arzu Güldöşüren
Read in English
(The English translation was done with the help of AI)
Machiel Kiel’in arşiv çalışmalarıyla başlayan ve TDV İslâm Ansiklopedisi ile devam eden iş birliğiniz, sizin gözünüzden nasıl bir akademik ilişkiye dönüştü?
Machiel Kiel’le tanışmam arşivde oldu, aşağı yukarı 1980’li yıllara denk düşüyor. O dönemlerde arşivde çalışırken onun da sıklıkla oraya geldiğini hatırlıyorum. Özellikle tahrir defterlerine bakıyordu. Daha sonra avârız defterleri, mukātaa defterlerine yöneldi. Hatta zaman zaman okuyamadığı yerleri bana sorar, bu vesileyle sohbet ederdik. Öyle tanıştık. Ardından TDV İslâm Ansiklopedisi çalışmaları sırasında bilhassa 86’dan sonraki süreç boyunca kendisine Balkan şehirleriyle ilgili madde siparişleri yapılmıştı. Balkan kasabalarıyla alakalı olarak da kendi tespit ettiği yerleri madde teklif etmesi istenmişti. O vesileyle zaman zaman bu maddeleri yazıp göndermeye başladı. Ben de o dönem ansiklopedide Türk Tarihi ve Medeniyeti maddelerinin redaksiyonunda çalıştığım için o maddelerle uğraşıyorduk. O sıralarda sıklıkla ansiklopediye gelmeye başladı.

Özellikle 90’lı yıllardan itibaren başlayan süreci bu şekilde ifade edebilirim. İstanbul’a her gelişinde mutlaka İSAM’a ve ansiklopedideki odamıza uğrardı. Zaman zaman orada sohbetlerimiz olurdu. Takıldığı, okuyamadığı yerleri bize gösterirdi. Biz de elimizden geldiğince yardımcı olurduk. Tabii bu arada da yurt içinde ve yurt dışında çeşitli kongreler, sempozyumlar oluyordu. O vesileyle de bir araya geldiğimizi gayet iyi hatırlıyorum. Kendisini yurt içinde bizim yaptığımız toplantılara da çağırıyorduk. Özellikle yurtdışında büyük çaplı kongrelerde CIEPO gibi programlarda beraber olduk. Bir ara burada Hollanda Araştırma Enstitüsü’nde görev yapmıştı; o dönemde düzenlediği davetlere zaman zaman gidip katıldığımızı hatırlıyorum. Genel olarak irtibatımız çok yakın bir mesai içinde olmaktan ziyade böyle iş ve değişik sempozyumlar vesilesiyleydi.
Kiel’in Arnavutluk üzerine hazırladığı eserin tanıtımı vesilesiyle kaleme aldığınız giriş yazısında, onun Osmanlı mirasına yaklaşımını ve Balkan tarihçiliğine katkılarını oldukça çarpıcı bir biçimde özetliyorsunuz. Bu yazıdan bahseder misiniz?
Evet, ben 1990 yılında Osmanlı Araştırmaları’nda IRCICA tarafından İngilizce basılan, Arnavutluk’taki Osmanlı eserleriyle alakalı kitabın bir tanıtımını yapmıştım. Doğrusu ben de unutmuşum. Bu vesileyle aklıma geldi, baktım. Oraya bir giriş yazmışım. O girişin baş kısmını okursam zannediyorum ki onun ilmi, kariyeri, tavırları ve neyi yapmaya çalıştığı konusunda o ilk andaki kanaatlerim ortaya çıkmış olur. Şöyle demişim, “Balkanlar’da asırlar süren Osmanlı hakimiyetine ait eserlerin son yüz, yüz elli yıldır adeta yok edilircesine tahribata uğratıldığı ve bu muhteşem kültürün izlerinin silinmek istendiği malumdur. Osmanlı dönemini karanlık, işgal ve yıkım dönemi olarak adlandırma, ilgili ülkelerin resmî ideolojilerinin de tesiriyle uzun süre canlı tutularak tekrarlanmış ve ilmî araştırmalarda dahi hâkim görüş olarak taayyün etmiştir. Ancak son otuz kırk yıldır arşiv kaynakları üzerinde yoğunlaşan çalışmalar ve bunların mahalli tetkikatla desteklenmesi, Balkanlar’daki Osmanlı idaresinin yeni baştan değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu meyanda Osmanlı dönemi Balkan tarihini, göze görülür kalıntıların tespiti, tavsifi ve sanat yönlerinin incelenmesinde yola çıkarak bunları arşiv kaynaklarıyla takviye edip tarihî perspektif içinde yorumlamaya yönelik yeni bir anlayış çerçevesinden değerlendirenlerin başında, Balkan ülkelerindeki Türk eserleri üzerinde yaptığı çalışmalarla dikkati çeken Hollandalı sanat tarihçisi Dr. Machiel Kiel gelmektedir. Birçok makalesi yanında özellikle Bulgaristan’daki Osmanlı eserlerini inceleyen kitabı ile büyük bir ilgiye mahzar olan Machiel Kiel, şimdi de kapalı kutu vasfına haiz olan Balkanlar’ın küçük ülkesi ve vaktiyle İslamiyet’in iyice nüfuz ettiği Arnavutluk’taki Osmanlı mimari eserleriyle karşımıza çıkmaktadır.”
Machiel Kiel Balkanlar’daki Osmanlı eserleri üzerine çalışmalar gerçekleştirmiş son derece kıymetli bir araştırmacıydı. Onun için “Osmanlı mirası” sadece bizim kültürümüze ait cami, mescit, zaviye gibi İslamî yapılar değil aynı zamanda o dönemde yapılmış, inşası daha doğrusu tamiratı gerçekleştirilmiş olan mahallî kiliseler de araştırma sahasına dahildi. Bu mabedlerin duvar resimleri ve süslemeleri üzerine bugün dahi pek az kimsenin bilgi sahibi olduğu tespitler yapmıştır. Bulgaristan ve Yunanistan’da, hıristiyan nüfusun yoğun olduğu yerlerde, köylerde veya kasabalardaki kilise süslemelerini incelemiş, bunları da kaleme almıştır. Bu durumu yorumlarken, bu eserleri sadece İslamî eserlerle sınırlı görmeyip hıristiyanlara ait mabedleri de benzer şekilde ortak bir bakış açısıyla değerlendirdiğine dair çeşitli yorumlar da yapmıştır. Böylece Osmanlı hâkimiyeti döneminde, Balkanlar’ın hıristiyan bölgelerinde “Hiçbir bir şey yapılmadı” yönündeki indirgemeci tezi geçersiz kılacak veriler ortaya koymuştur. O bakımdan son derece değerli çalışmalar bunlar.
Machiel Kiel’in Bulgaristan örneğinde olduğu gibi, ideolojik baskıların yoğun olduğu coğrafyalarda çalışırken benimsediği metodolojik ve etik duruşu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bulgaristan’da yaptığı çalışmalar sebebiyle zaman zaman taciz ediliyordu. O dönemlerde Bulgar milliyetçiliği sebebiyle Bulgaristan’da müslümanlar üzerinde derin bir baskı vardı. “Siz Türk değilsiniz, Bulgarsınız” diyorlardı. Ben de bir ara Kuzey Bulgaristan Hezergrad üzerinde çalışmıştım. Bu arada Kiel’in ansiklopedide Hezergrad maddesi var. Orada yeni kurulan şehir ve kasabaların Osmanlılar döneminde kurulmuş olması keyfiyetini cesaretle dile getirdiğini biliyoruz. Yani nötr bir tarihçi sıfatıyla bu konulara yaklaştı. Belli bir vasıf altında değil, onu söyleyebilirim. Osmanlılar’ın yaptıklarını ettiklerini eleştirmedi değil zaman zaman onlara yönelik eleştirel bakış açısı da vardı. Daha orta bir Batılı gözüyle bu eserleri nötr olarak değerlendiren önemli bir ilim adamıydı.

Sağdan sola doğru: Muhammed Eroğlu, Yusuf Şevki Yavuz, Machiel Kiel, Mehmet İpşirli, Feridun M. Emecen
Ansiklopedi maddelerinin redaksiyon ve tercüme süreci nasıl ilerliyordu? Bu süreçte sizin katkınız ne şekilde oluyordu?
İngilizce yazdığı maddeleri biraz da hızlı yazdığı için zaman zaman İngilizcesi problemli olabiliyordu, anlamak zorlaşıyordu. Tabii ben mevzuyu bildiğim için hem tercümesini hem redaktörlüğünü ilk dönemlerde sıklıkla yaptım. Sonra tercüme için başka arkadaşlar devreye girdiler. Bazı bilgileri eklediğimi de hatırlıyorum çoğu maddeye. Görülemeyen yerler vardı. Veya tahrir defterine bakarak yaptıklarını kontrol ettiğimi hatırlıyorum. Redaksiyon sırasında çok iyi bir süzgeçten geçiriyorduk. Bazı yerler çıkartılarak, bazı yerler eklenerek o şekilde redaksiyon yapıyorduk. Ve sonra da bunları kendisine Türkçe olarak gönderiyorduk. O da bakıyordu bazı hatalar varsa veya başka bir şeyler varsa onları işaretleyip yolluyordu bize. Zaten tertip açısından da biz onu ansiklopedinin tertibine uyduruyorduk. Bunlar hakkında hiçbir şey söylemezdi kendisi. Genellikle bakar ufak tefek hatalar varsa veya bir şekilde yanlış bir durum varsa onları kısaca işaretlerdi. Çok önemli bir problemle karşı karşıya kalmadığımızı söyleyebilirim.
Kiel’in TDV İslâm Ansiklopedisi’ne katkısı sadece talep edilen maddelerle mi sınırlıydı, yoksa kendi inisiyatifiyle sunduğu maddelerle de bir zenginlik kattı mı?
Biz kendisine Balkanlar’daki belli başlı şehirleri, kasabaları sipariş ediyorduk. Fakat asıl önemli katkısı kendisinin bize yaptığı tekliflerdi. Çünkü yaptığı çalışmalar sonrasında bizim de bilmediğimiz çok değerli maddeler öneriyordu. Kendisi 70’li yıllardan itibaren Balkanlar’ı karış karış dolaşmış, bütün her şeyi tespit etmiş vaziyetteydi. Dolayısıyla onun bu tespitleri muvacehesinde de bize mesela Demirhisar maddesini önerdi, “Bu mutlaka yazılmalı” dedi. Onu kendisi önceden yazıp gönderirdi. Yani maddeleri sipariş etmeden maddeler gelirdi bize. O şekilde bir çalışma tarzı vardı ve ondan sonra o maddeyi madde olarak kabul ettirirdik. Sonra diğer işlere geçerdik. O bakımdan Kiel vesilesiyle pek çok böyle irili ufaklı kasabanın ve şehrin Balkanlar’da yazıldığını söyleyebilirim. Bunu kendisinden rica ettik. Zannediyorum ki onun 127 maddesi içerisinde büyük bir çoğunluğunun bu irili ufaklı Balkan kasabaları oluşturuyordu ki bu maddelerde ilk elden çok değerli bilgiler bulunuyor. O bakımdan bu yönüyle ansiklopediye çok büyük bir katkı yapmış oldu.
Kiel, Osmanlı arşiv kaynaklarına ve yöntem meselelerine dair de katkılar sundu. Sizce onun bu metodolojik yazıları Balkan tarihçiliği açısından nasıl bir değer taşıyordu?
Sadece şehir tarihleri değil aynı zamanda onun yönteme dair yazıları da vardı. Bunların büyük bir bölümü Türkçeye tercüme edilmedi. Kendi derlemiş olduğu bazı kitaplar var. Oralarda bunları zaman zaman ifade etmeye çalıştığını biliyorum. Osmanlı tahrir defterlerinin arasında cizye defterleri var. 17. yy’da hıristiyan nüfusu esaslı şekilde ele alıyor. Ondan başka da bu döneme ait olan avârız defterleri var. Bu defterler 17. yy’da iki vecheli oluyor. Bir tanesi mufassal avârız defterleri diyoruz ki bunlar 16. yy’daki tahrir sistemine benzer bir şekilde onun devam ettiricisidirler. Ama o defterlere göre mahiyet ve muhteva açısından çok zayıf defterler. Çünkü vergi sistemi bölgesi içerisinde bir dönüşüm olması sebebiyle o tahrirler yapılmıştı. Tabii esas olarak onları kullandı. Bilhassa bu mufassal avârız defterleri üzerine yazdığı yazı çok popüler oldu. Pek çok kimse bunu hatırlıyor. Aslında daha önce de bilinen şeylerdi. Bunlar yazıldı ama kendisinin özellikle yabancı dünyaya hitap etmiş olması hasebiyle belli de bir yaygınlık kazandı. O bakımdan metodolojik incelemelerini bu mânada da ifade edebiliriz.
Machiel Kiel’in saha gezileri, özellikle eşi Hedda Hanım’la birlikte gerçekleştirdiği ziyaretlerden bahseder misiniz?
Hedda hanımla beraber pek çok yeri dolaştı. Hem bu bakımdan da kitabî bilgilerini bir ölçüde bu gezilerle coğrafi bilgilerle beraber bir araya getirme, imtizaç etme durumu da söz konusu olmuş oldu. Asya ülkelerine Kırgısiztan’a ve Özbekistan’a gittiler. Diğer Türk Cumhuriyetleri’ne, İran’a gittiklerini de biliyorum. Türkiye yoluyla gelip uğrarlardı.

Pirlepe, Kuzey Makedonya, 1969 (Sol)
Varna, Bulgaristan (Orta)
Razgrad, Kemanlar Demir Baba Tekkesi, Bulgaristan, 1972 (Sağ)
Balkanlar’daki Osmanlı eserlerine ve aynı zamanda daha önceki medeniyetlere ait eserlere duyduğu ilginin ondaki motivasyonun kaynağı neydi hocam?
Tabii o konuda kendisi pek bir şey söylemedi. Fakat anladığım kadarıyla özellikle 70’li yıllardan sonraki süreçte Balkanlar’a gitmesi, gezmesi -hayat hikâyesinden ben de bakmıştım- böyle bir ilgi kurmuş olmalı. Kendisi akademik eğitimden tam mânasıyla geçmemiş olduğunu söylüyordu. Duvar işçiliğinden gelme, taş ustası. Sonra akademik eğitim alarak bu işlere dalmış. Ama bu çekirdekten, meslekten gelme daha doğrusu alaylı olmasa hasebiyle de zannederim ki çok daha dikkatli teşhisler koyabilme imkânına sahip olmuş. Balkanlar’daki eserlere ilgi duyması biraz böyle. Buradaki eserlerin tanıtılmasıyla alakalı akademik bir çaba gösterdiğini biliyorum ama böyle bir misyon dahilinde bir olaya yaklaşıp yaklaşmadığı konusunda pek emin değilim. Nihayet bu akademik bir dürtü gibi geliyor bana. O mânada kitabın ortasından konuşmak lazım gelirse pek çok yerde zaman zaman böyle ironik konuşurdu. Nihayetinde farklı imajları olan, birikimi olan bir insan kendimiz gibi beklememeliyiz yaklaşımlarını. Ama pür akademik bir çerçeve içerisinde olduğu da malum. Elindeki kaynakları evirmeden, çevirmeden doğrudan doğruya ne diyorsa o şekilde kullanma eğilimi içerisinde olması değerli. O bakımdan Balkan tarihindeki Osmanlı eserleri özelinde, özellikle oradaki şehirleşme konusunda büyük bir katkısı oldu. Mesela orada Türklerin kurduğu şehirleşme, şehir hayatı vs. bunları bu şekilde dile getirmiş olması bizim yazdığımızdan çok daha etkili oldu. Ama bunu yaparken de bir tarafın misyonunu üstlenerek yapmış değil, onu da ifade etmek isterim.
Kiel’in tarih yazımına yaklaşımı nasıldı? O dönemde milliyetçi tarih yazımları var malumunuz.
Bu soruyu sorduğunuz iyi oldu. Bu bağlam içerisinde onu da ifade edebiliriz. Çünkü bu mânada milliyetçi bakış açısının tamamen dışında kaldığını çok iyi biliyorum. Onun bakış açısı sadece Bulgar milliyetçiliğinin ağır ithamlarını reddetmekle sınırlı değildi; aynı zamanda Türk tarihine ve eserlerine duyduğu ilgi, bunu bir tür “misyon” haline getirmeden, akademik kaygılar çerçevesinde ve sanat tarihçisi kimliğiyle ele almıştı. Türkiye’de yaptığı röportajlarda da bu tavrı açıkça görülür. Mesela Arnavutluk’la ilgili kendisine yöneltilen “Arnavutluk’ta Türkler” deyince, “Emin değilim” dedi mesela. “Kalmış olabilir mi?” sorusuna “Öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum” cevabını vermesi, bu tür ırkçı yaklaşımlardan uzak durma kararlığını gösterir. Böyle küçük küçük bilgiler var ki onu Batılı bir gözle daha nötr ve metodolojik bir bakış geliştirme eğilimi içerisinde, akademik bir endişe taşıyan bir sanat tarihçisi ve tarihçi olarak değerlendirmek gerektiğini ortaya koyuyor.
Kiel’in Bulgaristan ve Yunanistan’daki akademik tartışmalara yaptığı katkılar ve Türkiye’de Balkan çalışmaları üzerindeki etkisi nasıl değerlendirilmelidir?
Tabii daha yeni sıcağı sıcağına ama yaptığı çalışmalarla özellikle Bulgaristan’da daha akademik düşünen, o klasik bakış açısından sıyrılmış daha dürüst olarak defterleri okuyanlar için bir yol gösterici olduğunu düşünüyorum. Aynı şeyi Yunanistan için de söyleyeceğim. Çünkü orada da malum çok aşırı bir durum vardı. Şu anda Türkler’e karşı, akademiyada, tarih çephesinde çok farklı görüşler var, onu ifade edebilirim ama o dönem için biraz zordu. Bu mânada bir yol gösterici oldu; Türkiye’de Balkan çalışmalarının önünü bir ölçüde yaptığı çalışmalarla açmış olabilir. Onun eserlerinden istifade ederek ilk anda ona bakarak çalışmalarını başlatanlar var. Bilhassa 90’lı yıllardan sonraki dönemde 2000’li yıllardan itibaren Türk tarihçiliğinin Balkanlar’a çok büyük bir ilgisi oldu. Şehirler, kültürel hayat, tarihî eserler çalışıldı, pek çok kitap veya tezler yapıldı. Bunun her birinde Kiel’in izlerini görmek mümkün. Tabii Kiel’in de daha ilk dönemlerinden itibaren Ekrem Hakkı Ayverdi’nin yanına gittiğini ve ondan etkilendiğini hatırlatmak gerekir.
Machiel Kiel’i tek bir cümleyle tanımlamanız gerekseydi, onu nasıl ifade ederdiniz?
Bir cümleyle anlatmak zor. Kiel’i tek bir cümleyle tanımlamam gerekirse: O, Balkan tarihçiliğine yeni bir soluk getiren, “Balkanlar’ın ezilmişliği” yahut “Türkler’le ilgili felaket teorisi, karanlık çağ” gibi klişe ve tek taraflı anlatıların tamamen doğru olmadığını ortaya koydu, diyebilirim. Bu mânada araştırmacıların hizmetine daha kapsayıcı ve ilmî yeni bir yöntem sunan bir tarihçiydi.

Hedda Reindl-Kiel’in, merhum Machiel Kiel için kurumumuza ilettiği cenaze/anma töreni davetiyesi

Prof. Dr. Feridun Emecen
Doktora derecesini Osmanlı tarihi alanında İstanbul Üniversitesi’nde (1985) tamamladı. 1989 yılında doçent, 1995 yılında profesör oldu. İstanbul Üniversitesi’nde çok çeşitli idari görevler yürüten Prof. Emecen halen İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde Edebiyat Fakültesi Dekanıdır. Osmanlı Tarihi’nin çok çeşitli alanlarında birçok eser ve araştırmaları bulunan Prof. Emecen özellikle Osmanlı klasik dönemi ve öncesinde sayılı uzmanlarından biridir. Prof. Emecen’in Türk Tarih Kurumu şeref üyeliği ve Türkiye Bilimler Akademisi üyeliği de tarih çalışmalarındaki seçkin konumuna işaret ederler. Prof. Emecen, 2014 yılında Elginkan Vakfı tarafından Türk Kültürü Araştırma Ödülü’ne layık görülmüştür. Fetih ve Kıyamet 1453, Yavuz Sultan Selim, Osmanlı’nın İzinde, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Osmanlı Klasik Çağında Hanedan, Devlet ve Toplum, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset yayınlanmış kitaplarından bazılarıdır.
![]() |
Arzu Güldöşüren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu(2000).Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “19. Yüzyılın İlk Yarısında Tarik Defterlerine Göre İlmiye Ricali” adlı teziyle yüksek lisansını (2004), “II.Mahmud Dönemi Osmanlı Uleması” adlı teziyle doktorasını (2013) tamamladı. Bilim ve Sanat Vakfı’nda görev yaptı (2015-2018). 2024 yılında doçent oldu. Halen TDV İslam Araştırmaları Merkezi’nde (İSAM) çalışmaktadır. |