Mehmet İpşirli ile
“Avrupalı Bir Dost” Hakkında Söyleşi

Arzu Güldöşüren

 Mehmet İpşirli ile
“Avrupalı Bir Dost” Hakkında Söyleşi

Arzu Güldöşüren

Read in English
(The English translation was done with the help of AI)

Machiel Kiel köyün imamıyla birlikte Pljevlje (Taşlıca), Karadağ, 1967

Balkan tarihi alanında yaptığı önemli ve özgün çalışmalarla tanınan Machiel Kiel’in vefat haberini nasıl öğrendiniz hocam?

Dün sabahleyin haberi öğrendiğimde gerçekten çok üzüldüm. Son zamanları biraz sıkıntılıydı. Hastalığı nedeniyle huzur evinde kaldığını, eşi -o da değerli bir meslektaşımız- Hedda Kiel’den öğrendim. Kendisine beraber çekildiğimiz bir resmi göndermiştim. “Profesör İpşirli etrafındakileri tanımıyor. Ama belki bu resmi görünce birdenbire tanıyabilir” diye cevap yazmıştı. Üzüldük, çok üzüldük tabii vefatına. Allah inşallah hidayet nasip etmiştir. Bizim geleneğimizde gayrimüslimlerden bahsedilirken -dua niteliğinde belgelerden sizin de bildiğiniz- “Hutimet avâkibuhu bi’l-hayr” yazar. Yani Allah onun akıbetini hayırla sonlandırsın, hayra tebdil etsin anlamına gelen. Ben Machiel Kiel meslektaşımız için özellikle bunu söylemek istiyorum.

Machiel Kiel ile ilk temasınız ne zaman ve hangi vesileyle gerçekleşti?

Kendisiyle tanışmamız 70’li yıllarda Başbakanlık Arşivi’nde oldu. Okuyamadığı belgelerle ilgili meslektaşlarına sorular sorardı. Dolayısıyla görüşmelerimiz olurdu. Tabii kendisiyle asıl yakın olmamız, tanışmamız İSAM vasıtasıyla, Türkiye Diyanet Vakfi İslâm Ansiklopedisi vasıtasıyla oldu. “Balkan şehirlerini kime yazdıracağız?” diye düşündük. Semavi Eyice Hocaya daha çok Türkiye’deki mimari eserleri yazdırıyorduk. Machiel Kiel’i de tanıyoruz. “Deneme mahiyetinde bir iki makale verelim, bakalım” dedik. Nasıl yazacak bunu tam bilmiyoruz. Gelen maddeler bizi çok mutlu etti. Yanlış hatırlamıyorsam A harfinden “Atina” maddesiyle başladık. Sonra bunun arkası geldi. Şu çok önemliydi bizim için malum Osmanlı Devleti bir Balkan Devleti olarak bilinir, bir Avrupa Devleti. Bunu Avrupalılar bizden daha sıklıkla dile getiriyorlar. Bizim oradaki varlığımızın iyi tanıtılması -reklam, propaganda yapmadan- gerekiyordu. Dolayısıyla da oradaki Osmanlı eserleri nasıl anlatılacak? Bunun tabii bir yabancı tarafından yapılması ayrı bir değer kazandırıyordu. Yani bir müslüman, bir Türk elbette ki onu çok daha abartılı yazabilir vesaire böyle durumlar vardır. Sonra yüzün üzerinde maddeyi ona yazdırdık. Her gelen maddede daha açılıyor, önemli noktalara işaret ediyordu. Kiel, çok güzel Türkçe konuşurdu. Ama akademik dili İngilizce idi. Kendisi aslen Hollandalı. Amatör olarak bu işlere başlamış. Çeşitli eserlerin restorasyonunda çalışmış. Daha sonra geç bir tarihte galiba 80’li yıllarda doktorasını yaptı.

Balkanlar’daki Osmanlı mimarisine yönelik ilginin Türkiye’deki akademik ve entelektüel çevrelerdeki tarihsel gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çerçevede Kiel’in çalışmalarını nasıl konumlandırırsınız?

Balkanlar’daki Osmanlı mimarisi en büyük zenginliğimiz. Şu anda oralarda bağımsız devletler kurulmuş, hepsinin bağımsızlığını tanıyoruz. Ama orası gönül coğrafyamız, kültür coğrafyamızdır. Hiçbir zaman unutmayız. Bunun iki unsuru var; biri mimari, diğeri oradaki insan varlığımız. Bir kısmı Türk, bir kısmı müslüman. Arnavut müslümanı, Makedonya müslümanı, Romen veyahut işte Bulgar, Yunan, Pomaklar vs. Bu iki kaynak bizim için çok önemli. Geçmiş için önemli olduğu kadar asıl gelecek için önemli. O yüzden Machiel Kiel’in böyle bir konuya gönül vermiş olması bizi çok sevindiriyordu. Burada bir noktayı belirtmek gerekir. Tabii bu Machiel Kiel’le başlamadı. Ondan önce rahmetli Ekrem Hakkı Ayverdi -o âbide bir şahsiyetti gerçekten- 1970’li yıllarda Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle ve geniş bir ekiple Balkanlar’a gitti. Balkanlar’da saha araştırmaları yaptı. Bulunan eserlerin hepsinin fotoğraflarını çekti. Orada bazı kimselerle konuştu. Döndükten sonra bununla kalmadılar, arşive girdiler. Aynı eserlerin arşiv vesikalarını araştırdılar. Ayrıca Evliya Çelebi, Kâtib Çelebi veya bazı Batılı seyyahların eserlerinden de istifade ederek beş büyük cilt halinde Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri’ni yazdı. Eserinde müteveffa Machiel Kiel’den de bahsediyor. Galiba 60’lı yıllarda, tam hatırlamıyorum. Kitabın giriş kısmında “Hollandalı bir genç geldi. Kendisi çok meraklı, hevesli birisi, uzun uzun bize sorular sordu, bilgiler almaya çalıştı. Ama daha sonra ne oldu takip edemedim” diyor. Yani böyle bir başlangıcı var Avrupa’daki mimari eserlerle ilgili. Machiel Kiel bu makaleleri yazarken oraları adım adım biliyordu. Devamlı oralarda gezerdi. Hatta Yunanistan’da ve Bulgaristan’da istenmeyen adam durumuna düşmüştü. Sebebi de “Sen kimin adamısın? Türkler lehine çalışıyorsun. Hep bu şeyleri ön plana çıkartmak istiyorsun” gibi bir sebeple zaman zaman taciz edildiğini vesaire kendisi anlatıyordu.

Kiel’in Osmanlı mimarisi üzerine çalışmalarında başvurduğu kaynak türleri ve bu kaynakları kullanma biçimi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Zengin kaynaklara sahipti; hem bizim kaynaklarımızı hem de yabancı kaynakları kullanıyordu. Tabii ağırlıklı olarak bizim kaynaklarımızı. Neler bunlar? Başta tahrir defterleri. Çünkü tahrir defterlerinde bu bilgiler veriliyordu. 17. yüzyıl için avârız defterlerini ondan sonra mühimme defterlerini çok etkili bir şekilde kullanıyordu. Mühimme defteri derken burada bir hatıradan bahsetmek isterim. Bir gün yine ansiklopediye geldi böyle öğleye yakın bir vakitti. “İpşirli, beni Nurbanu Sultan Camii’ne götürür müsün?” dedi. Cami ansiklopediye yakın, Atik Valide’de. “Ne var hayırdır?” “Oraya gidince yolda anlatayım.” Yani neyse arabaya bindik, oraya gittik. Çok yakın bir yer. Tam da ezan vakti, ezan okunmaya başladı. “Sen namazını kıl, ben arkada oturur sizi huzur içinde seyrederim” dedi. Arkadaki son cemaat mahalline oturdu. Namazı kıldım, cemaat dağıldıktan sonra “Niye geldiğimi söyleyeyim. Son cemaat mahallinde bir sekiz, on tane mermer sütun var. Sütunlardan iki tanesi sonradan buraya eklenmiş. Yani Nurbanu Sultan zamanına ait değil.” “Nereden?” diye sorunca “Mühimme defterinde bununla ilgili hüküm var. Falan yerdeki iki, iki buçuk metre uzunluğunda mermer sütun dışarıdan geldi. Benim bunun kalite ve yapı olarak ne olduğunu görmem gerekiyor” diye cevap verdi. Daha sonra o konuda “ne yazdı?” bilmiyorum. Sonra tekrar ansiklopediye döndük.

Ansiklopedide ona çok değer verilirdi. Bir yabancı bizim kültürümüzü benimsemiş. Ayrıca da güzel yazıyor. Yine bir gün ansiklopediye geldi. “İpşirli, beni burada bir yetkiliyle görüştürür müsün? Çok önemli bir konu var. Bulgaristan’daki bir eserle ilgili” dedi. Tayyar Bey, bu müessesenin kurucusu, en yetkili, büyüğümüz. Götürdüm Tayyar Bey’e, ona anlattı. “Hocam -Türkçe konuşuyor, sadece yazılarında İngilizce yazardı- Bulgaristan’da Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı…” (Cebinden hemen resmini çıkararak gösterdi) “…ilk cami yıkılmak üzere. Bulgarlar bu şeyleri tahrip ediyorlar. Yok olsun, diye. Buna bir şey bulunabilir mi acaba? Ben orada istenmeyen adam durumundayım ama her şeye rağmen dayak yeme pahasına da olsa oraya giderim. Başında bulunurum, gerekeni yaparım” dedi. Tayyar Bey de heyecanlandı. Sonra bir yemekte Tayyar Bey beni gördüğünde “İpşirli ya bizim durumumuza bak şu yedi kat yabancı adamın gösterdiği alakaya bak” diyerek onun bu şekildeki davranışından çok duygulandığını ifade etti.

Kullandığı kaynaklardan bahsediyorduk. Tekrar parantezi kapatıp oraya döneyim. Evliya Çelebi’yi çok etkili bir şekilde kullanmıştır. Vekāyi‘nâmeleri sınırlı kullandı. Neden bilmiyorum. Gerçi orada çok fazla  bilgi yoktu. Yani hiç kullanmadı değil. Ama onları sınırlı kullandığını biliyoruz. Bunun dışında Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ’sını. Son dönemlerdeki durumları göstermek üzere salnameleri kullandı. Bir diğeri Şemseddin Sâmi’nin Kāmûsü’l-a‘lâm’ı. Onun temel kaynakları vardı. Bunlardan etkili bir şekilde istifade ediyordu. Bir de Avrupa kaynaklarını kullanıyordu.

İyi bir nokta da ikinci eşi Hedda Hanım da tarihçiydi. Kendisi II. Bayezid dönemindeki prosopografiyi özellikle Gedik Ahmet Paşa ve etrafındaki ekibi çalıştı. Bizde ilk örnektir. Hanımının da tarihçi olması dolayısıyla beraber gelirlerdi. Dergâh, Kemal Beydilli’nin odasıydı. Feridun Hocayla Kemal Beydilli beraber otururlar, herkes oraya gelir. Machiel Kiel de tabii. Burada onunla ilgili bir hatıramı daha nakledeyim. Bir gün “Üniversitede Balkanlar’daki Osmanlı mirası üzerine bir konferans verir misin?” dedim. “Seve seve veririm” deyince üniversiteye çağırdık “Türkçe konuşurum hiç problem değil ama İngilizce daha rahat anlatırım. Çünkü bütün yazıp çizdiklerim İngilizce” dedi. Başladı anlatmaya, sözün bir yerinde “Balkanlar’da çok sayıda Osmanlı mirası var. Bu mirasa karşı Balkan halkları iki grupta incelenebilir.” Bunları İngilizce söylüyor. “Birinci grup, first grup they were very respectful very elegant very sensitive” beş, altı tane sıfat saydı İngilizce olarak. “Second grup öküz” dedi. Evet evet. Sınıftaki öğrenciler ve hocalar çok kalabalık bir gruptu. Büyük bir kahkaha koptu.

Machiel Kiel’in madde yazım sürecinde DİA Sipariş Takip Birimi ile yaptığı yazışmalar

Machiel Kiel’in Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ne Türk tarihi ve medeniyetiyle ilgili yazdığı maddeler diğer ansiklopedi maddelerinden hangi yönleriyle ayrışmaktadır?

Evliya Çelebi gibi Machiel Kiel’in de bir şablonu vardı. Yani nasıl başlayacağı, ne şekilde ilerleyeceği ile ilgili. Öyle çok fazla değerlendirme olduğunu sanmıyorum. Daha çok tasvirî yani “descriptive” dediğimiz türdendi. Maddeleri kısa, özlü ve söylenmesi gereken şeylerdi. Hiç böyle detaya giren şeyler olmuyordu. Bizim en çok hoşumuza giden nokta, objektif yazmış olması. Kendisi bir Protestan, diye biliyorum. Ama objektif olarak bunları yazması bizi çok rahatlatıyordu. Tam da ansiklopedinin misyonuna uygun bir şekildeydi. Derinlik olarak da -tabii ben sanat tarihçisi olmadığım için, bunu bir sanat tarihçisine sorsanız belki farklı şeyler söyleyebilir ama- bize doğru bilgi veriyordu. Ve bunlar kayda giriyordu. O eserlerin bir kısmı bugün mevcut olmayabilir. Her gün yıkılıyor.

 

Machiel Kiel’in TDV İslâm Ansiklopedisi’nde yazdığı maddeler, tarih eğitimi ve saha araştırmalarında bir referans kaynağı olarak nasıl bir işlev görmüştür?

Ben bu maddeleri çok önemli bir katkı olarak görüyorum. Baştan A harfinden Z harfine kadar hiç tereddüt etmeden kendisine yazdırdık. Basit bir İngilizce ile yazıyordu. Ansiklopedide tercüme ediliyordu. Sanıyorum onların hemen hemen hepsi Feridun Emecen Hocanın elinden geçti. Bütün tarih maddeleri onun elinden geçtiği gibi. Kullandığı resimlere dikkat edecek olursanız cami, medrese resimleri tüm bunları Balkanlar’da çekmiş. Önceleri siyah-beyazdı, sonra renkli resimler haline geldi.

Ben öğrencilerime de Kiel’in makalelerini tavsiye ediyorum. Yabancı biri yazdığı için insan daha da memnun oluyor. Zaman zaman öğrencilerimizle Balkanlar’a saha araştırması için geziler düzenledik. Yola çıkarken ansiklopediden maddelerin fotokopisini alıyorduk. Selanik’e giderken bir öğrenciye görev veriyordum. “Oku Selanik’i” diyorum, ansiklopedideki maddeyi okuyor. Veyahut Atina’ya gireceğimiz zaman Atina maddesi okunuyor. Öğrenciler gidince de bu konuları araştırıyordu. Eminim bu maddeler binlerce kişi tarafından okunmuştur, istifade edilmiştir. Tabii Kiel’in maddelerinin değerini mimarlara da sormak lazım.

Varna, Bulgaristan

Balkanlar’da Osmanlı mirasını araştırırken karşılaştığı zorluklar ve yaşadığı olumsuz tecrübeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kendisi tartaklandığını vesaireyi söyledi. Ama bu sadece onun başına gelen bir şey değil. Halil İnalcık Hocanın da başına gelmiş. Diyor ki “Osmanlı’nın kuruluş dönemini çalışıyorum. Gelibolu taraflarına gittim. Orada bir asker geldi. “Ne yapıyorsun sen burada? Seni komutanıma götüreceğim” dedi. Komutanına gittik. O da aynı şekilde. “Hacı hocayı çok gördük. Senin maksadın nedir? Söyle bakayım.” Hocanın talebelerinden birisi -Harp Okullarında derse gidiyordu galiba- nasıl azarlamış o komutanı, “Sen ne yapıyorsun?” diye. Ondan sonra tavırları değişmiş. Machiel Kiel’in de böyle olduğunu tahmin ediyorum.

Balkanlar’daki Osmanlı mimarisi üzerine odaklanarak sürdürdüğü derinlemesine saha araştırmaları, akademik dünyada nasıl bir yenilik ve öncülük niteliği taşımaktadır?

Misafir hoca olarak çeşitli yerlerde bulundu. Avrupa’da, hoca olanlar yani üniversitede ders verenler bir de enstitü mensupları vardır. Bir enstitü mensubuna, araştırmacıya, şu dersi ver desen tir tir titrer, hiç ömründe ders vermemiştir. Ama birinci sınıf araştırmacıdır. İşte Machiel Kiel böyle bir insandı. Mutlaka konferansları falan oluyordu. Ama araştırmacı olarak yoğunlaşmıştı. Yani onu da inceleyeyim, bunu da inceleyeyim, değil. Merkezi Balkanlar’daki Osmanlı eserleriydi. Yatıyor, kalkıyor, onunla hemhal oluyordu ve insan kendisini dağıtmayınca tabii daha başarılı oluyor.

Kiel’in Balkanlar’daki saha çalışmalarını sürdürebilmesi için gerekli maddi kaynakları nasıl temin ettiği ve bu süreci nasıl yönettiği hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Ansiklopedinin bir telif ücreti vardı tabii. Ona çok önem verirdi. Machiel Kiel bir eli yağda, bir eli balda olan birisi değildi. “O para benim için çok önemli. Onu alıp falan yere gideceğim” derdi. İşte böyle hep hesap kitap. Emin olun bunu çekinmeden söylüyordu. Büyük bir para değil, hayret ederdik. Bazan onun ödemesini erken yaptırırdık. Çünkü gelir, “Şunun parasını alabilir miyim?” Daha tahakkuk etmemiş. Sabahattin Bey’e muamelelerini yaptırırdık. Bizim sahalarda çalışanların hiçbirisinin bir el yağda, bir el balda değildi. Ama büyük bir şevkle çalışırlar. Machiel Kiel de bunlardan bir tanesiydi. Yıllarca aynı elbiseyi giydi. “Ama falan yere gittim. Yarın bilmem şu müzeye gideceğim.” Böyle inanılmaz bir şevki vardı.

Kiel’in uzun soluklu saha ve arşiv çalışmaları, uluslararası akademik çevrelerde nasıl bir etki yarattı?

Ekmelettin Bey onun kıymetini bilenlerdendi. IRCICA’da iki tane eseri yayımlandı. Birisi Bulgaristan üzerine, Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. Diğeri Arnavutluk’taki eserler üzerine Ottoman Architecture in Albania: 1385-1912. Bu eserleri onun kadar güzel anlatacak birisi olduğunu zannetmiyorum. Bu üç aylık beş aylık bir şey de değil. İlk defa galiba 60’lı yıllarda 20’li yaşlarındayken gitmiş Bulgaristan’a. Ondan sonra artık orayla bir gönül bağı kurmuş ve gitmiş gelmiş. Düşünün 1960’ta başlayan bir serüven, 2010’lar 15’lere, belki 20’lere kadar hep devam etmiş.

Kiel’in ansiklopediye yazdığı maddelerin İSAM tarafından kitaplaştırılması projesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu tür bir yayın, Osmanlı mirasına dair akademik ve kültürel hafızaya ne tür katkılar sunar?

İSAM’ın onun yazdığı maddeleri yayınlama projesi çok güzel bir proje. Bir kitap halinde hem İngilizce hem Türkçe olarak çıkacak. İSAM tarafından yayınlanması kültür tarihimiz açısından da büyük bir kazanç olacaktır.

Kiel’in şahsiyetine dair izlenimlerinizi paylaşır mısınız? Nasıl bir karaktere sahipti?

İnsan olarak soğuk bir Avrupalı gibiydi. Yani bir şey söylediğin zaman güler müler ama öyle nükte anlatayım, hikâye anlatayım, şen şakrak biri değildi. Kafası her zaman meşguldü. Ama iyi bir dinleyiciydi.

Machiel Kiel’i tek bir cümleyle tanımlamanız gerekseydi, onu nasıl ifade ederdiniz?

Gerçek mânada Avrupalı bir dost, meslektaş ve objektif, tarafsız olarak kültürümüze, sanatımıza hizmet etmiş değerli bir bilim adamıydı. Ben onunla ilgili son cümle olarak da “İnşallah Allah hidayet nasip etmiştir” derim. Osmanlı belgelerinde her zaman Batılılar için kullanılan “Hutimet avâkibuhu bi’l-hayr” -Allah onun akıbetini hayırla itmam etsin- cümlesiyle tamamlamak isterim.

Vidin Kalesi, Bulgaristan, 1969 (Sol)
Travnik, Bosna-Hersek (Sağ)

Prof. Dr. Mehmet İpşirli

1945 yılında Kayseri’de doğdu. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden (1967), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden (1970) mezun oldu. Edinburgh Üniversitesi’nde yüksek lisansını (1971) ve doktorasını (1976) tamamladı. Mezun olduğu kürsüde asistan olarak göreve başladı. 1982 yılında “Osmanlı İmparatorluğunda Kadıaskerlik Müessesesi” adlı teziyle doçent, 1988’de “Diplomatik Açıdan Mahzar” adlı çalışmasıyla profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Arşivcilik Bölümü’nün kurucu bölüm başkanı olarak görev yaptı (1987-1999). TDV İslâm Ansiklopedisi projesinde müellif-redaktör olarak çalıştı (1983-2016). 2018 yılında Tarih ve Sosyal Bilimler alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülüne layık görüldü. Halen İstanbul Medipol Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesidir.

Kitapları. Tarih-i Selânikî (İstanbul 1989, I-II); Tarih-i Naima (Ankara 2014, I-VI); Osmanlı İlmiyesi (İstanbul 2021).

Arzu Güldöşüren

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu(2000).Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “19. Yüzyılın İlk Yarısında Tarik Defterlerine Göre İlmiye Ricali” adlı teziyle yüksek lisansını (2004), “II.Mahmud Dönemi Osmanlı Uleması” adlı teziyle doktorasını (2013) tamamladı. Bilim ve Sanat Vakfı’nda görev yaptı (2015-2018). 2024 yılında doçent oldu. Halen TDV İslam Araştırmaları Merkezi’nde (İSAM) çalışmaktadır.