Seyyid Muhammed Nakîb el-Attâs
İslamî Dünya Görüşünün Çağdaş Bir Müdafii
Tayfun Akgün
Seyyid Muhammed Nakîb el-Attâs
İslamî Dünya Görüşünün Çağdaş Bir Müdafii
Tayfun Akgün
Read in English
(The English translation was done with the help of AI)
İslam dünyasının önde gelen çağdaş düşünürlerinden, ilim ve fikir hayatının üretken simalarından Prof. Tan Sri Seyyid Muhammed Nakîb el-Attâs, 18 Ramazan 1447 (08 Mart 2026) Pazar günü, doksan beş yaşında Kuala Lumpur’da vefat etti. Pazartesi sabahı Masjid al-Taqva’da kılınan cenaze namazının ardından Tanah Perkuburan Islam Bukit Kiara’ya defnedildi. Attâs’ın vefatı, yalnızca Malay dünyası için değil, modern İslam düşüncesi açısından da önemli bir kayıp teşkil etmektedir.
Velut bir aydın olan Attâs, İslam metafiziği, tasavvuf, edebiyat, tarih ve eğitim alanlarında çok sayıda eser kaleme almıştır. Bu eserler, özgün, dikkate değer ve etkili çözümlemelerle birlikte kapsamlı teoriler ve derinlikli analizler içermektedir. Alparslan Açıkgenç’in de belirttiği üzere Attâs, bir sistem filozofudur. İslam, bu düşünce sisteminin merkezinde yer alır (Açıkgenç, 2021). Attâs, İslam’ın temel ve anahtar kavramlarını İslamî bir anlayışla yeniden tanımlayarak İslamî bir dünya görüşünün (weltanschauung) hâkim olması için çaba göstermiştir. Bu amaç doğrultusunda, Batı medeniyetiyle eşdeğer tuttuğu sekülarizmi ve sekülerleşmeyi felsefi ve derinlikli bir eleştiriye tâbi tutarak bütünüyle reddetmiştir. Benzer şekilde, akademik kariyeri boyunca oryantalist düşünceleri ve teorileri de ciddi ve sistematik biçimde eleştirmiştir.
Seküler dünya görüşü ve oryantalizm karşısında, İslamîleşme veya bilginin Batılılaşmaktan kurtarılması fikrinin önde gelen temsilcileri arasında yer alır. İslamîleşme, onun düşüncesinde hem seküler dünyanın reddiyesi hem de panzehiridir. Attâs’ın İslamîleşme anlayışında, Müslüman dünyada eğitimin tanımı ve gayesi ile bilginin doğası ve bilimlerin tasnifi merkezî bir önem arz etmektedir.
Hayatı, Akademik Kariyeri ve Faaliyetleri
Attâs, 5 Eylül 1931 tarihinde Endonezya’nın Batı Cava bölgesindeki Bogor şehrinde doğdu. Annesi Raquan el-Ayderûs, Doğu Cava’daki Sukapura bölgesinden Sunda kökenli bir aileye, babası Seyyid Ali ise Yemen’den Endonezya’ya göç eden Hadrami Bâ Alevî ailesinin Attâs koluna mensuptur. Dedesi Habib Abdullah bin Muhsin Alatas (1840/41-1933), bölgede tanınmış bir sufi ve din âlimidir.
Habib Abdullah, 1890 yılında Malezya’nın Johor şehrini ziyaret ettiği sırada Çerkez kökenli Rukiye Hanım ile evlenmiştir. Yaygın rivayete göre Rukiye Hanım, Sultan II. Abdülhamid’in Johor Sultanı Ebû Bekir Han’a hediye ettiği iki cariyeden biridir. Diğer cariye ise Hatice Hanım’dır. Sultan Ebû Bekir, Hatice Hanım ile; kardeşi Ungku Abdul Majid ise Rukiye Hanım ile evlenmiştir (Alatas 2024; Akgün 2025). 1889 yılında Ungku’nun vefatının ardından Rukiye, Habib Abdullah ile ikinci evliliğini yapmış ve bu evlilikten Seyyid Ali dünyaya gelmiştir. Dünyaca tanınmış Malezyalı sosyolog ve entelektüel Seyyid Hüseyin Alatas (1928-2007), Seyyid Ali’nin diğer bir oğlu ve Nakîb el-Attâs’ın ağabeyidir. Her ne kadar sözlü rivayetlere dayansa da Attâs’ın babaannesi Rukiye Hanım üzerinden Osmanlı Devleti ile ailevi bir irtibatı bulunduğu ifade edilmektedir.
İlk eğitimini Sukabumi (Endonezya) ve Johor’da (Malezya) aldı. 1952 ve 1955 yılları arasında İngiltere’de Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’nde öğrenim gördü. Malaya Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra 1962 yılında McGill Üniversitesi’nden yüksek lisans, 1966 yılında Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan (SOAS) doktora derecesini aldı. Yüksek lisans ve doktora çalışmaları Malay dünyasındaki tasavvuf ve İslam düşüncesi üzerine yoğunlaşmıştır. Tasavvufa ve Malay dünyasındaki İslam tarihine olan ilgisi lisans ve lisansüstü eğitim yıllarında şekillenmiştir.
Lisansüstü eğitimi sırasında Fazlur Rahman, Toshihiko Izutsu, Martin Lings, Hamilton Gibb, A. J. Arberry, Mortimer Wheeler ve Richard O. Winstedt gibi önde gelen İslam bilginlerinden ve oryantalistlerden istifade etme imkânı bulmuştur. Attâs, bir yandan oryantalizmin filolojik yöntemlerinden ve akademik metodolojisinden yararlanmış, diğer yandan Batı kültürü ve medeniyetine karşı eleştirel ve anti-oryantalist bir söylem geliştirmiştir. Bu nedenle, Mona Abaza (1999, s. 199), Attâs’ı anti-oryantalist oryantalist olarak nitelendirmiştir.
Doktorasını tamamladıktan sonra Malezya’ya dönen Attâs, Malaya Üniversitesi Malay Çalışmaları Bölümü’nde akademik kariyerine başlamış ve 1968-1970 yılları arasında aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi dekanlığını üstlenmiştir. 1970’li ve 1980’li yıllar, Attâs’ın ilmî üretkenliğinin en yoğun olduğu dönemlerdir. Bu yıllarda, 13 Mayıs 1969 tarihinde Malaylar ile Çinliler arasında yaşanan olayların ardından Malezya’da uygulamaya konulan yeni ekonomi ve kültür politikaları, Müslüman dünyada İslamî reform hareketlerinin yükselişi ve Malezya’da ABIM gibi modernist İslam cemiyetlerinin ortaya çıkışı Attâs’ın düşüncelerinin daha geniş çevrelere ulaşmasına zemin hazırlamıştır.
Bu süreçte özellikle Enver İbrahim ile kurduğu hoca-öğrenci ilişkisi, fikirlerinin toplumsal ve siyasal düzlemde karşılık bulmasında belirleyici olmuştur. Attâs, 1970 yılında Malezya Millî Üniversitesi’nin kurucuları arasında yer almış; 1973 yılında üniversite bünyesinde Malay Dili, Edebiyatı ve Kültürü Enstitüsü’nü kurmuştur. 1987 yılında ise Kuala Lumpur’da Uluslararası İslam Düşüncesi ve Medeniyeti Enstitüsü’nü (ISTAC) tesis etmiş ve 2002 yılına kadar yönetmiştir. ISTAC, Attâs’ın bilginin İslamîleştirilmesi düşüncesi ve eğitim felsefesini kurumsal düzeyde hayata geçirdiği önemli bir ilmî merkez olmuştur.
Sekülarizm ve Sekülerleşme Eleştirisi
Müslüman dünyada sekülerleşmeye dair üç temel yaklaşım ortaya çıkmıştır; fundamentalist, uzlaşmacı ve reddiyeci. İlk yaklaşımda, sekülarizm, Müslüman toplumlarının hayatının neredeyse tüm alanlarını düzenleyen bir kriter olarak görülürken, ikinci yaklaşımda İslam ile seküler düşüncenin bazı noktalarda uzlaşabileceği iddia edilir. Reddiyeci yaklaşım ise İslam ile sekülarizmin uzlaşmasının mümkün olmadığını savunur. Attâs, bu reddiyeci yaklaşımının en önemli temsilcilerinden biridir.
Attâs, sekülarizm ve sekülerleşme meselelerini entelektüel ve felsefi bir düzlemde ele alır. Ona göre sekülarizm, İslamî dünya görüşünün tatbik edilmesini engelleyen ve Müslüman dünyanın kültürel ve düşünsel yapısını derinden etkileyen bir ideoloji olması hasebiyle dikkatle değerlendirilmesi, eleştirilmesi ve aşılması gereken bir olgudur (Aljunied 2019). Zaman (an) ve mekânı (dünya) bir arada çağrıştıran seküler kavramını, dünyanın muayyen bir zaman diliminde çağdaş durum olarak tanımlar (al-Attas 2025, 40). Tarihsel, felsefi ve bilimsel bir süreç olan sekülerleşme “insanın, aklı ve dili üzerinde önce dinî, sonra metafizik denetimden kurtarılması” mânasına gelir. Bu süreçte insanın yönelimi dünya-ötesinden mevcut zamana ve dünyaya kayar, kutsal semboller ve doğaüstü referanslar aşındırılır. Hayatın hemen her alanını etkileyen bu süreç, “toplumun ve kültürün dinsel kontrol ve kapalı metafizik dünya görüşlerinin tasallutundan kurtulacağı geri dönülmez tarihî bir süreç” olarak da tanımlanabilir. Nihayetinde tabiat âleminden manevi anlam ayrıştırılır, siyaset kutsaldan arındırılır ve değerler aşkın referanslarını yitirir. Kısacası sekülerleşme “dinî ve metafizik dayanakların kaldırılması ve de insanın kendi başına bırakılması” anlamına gelmektedir (al-Attas 2025, 41-43; al-Attas 2018, 88).
Nakîb el-Attâs’a göre sekülarizm; Greko-Romen mirası, Yahudi geleneği ve Batı Hristiyanlığı’nın zaman ve mekân tasavvurlarındaki karşıt düşüncelerin uzlaştırılması sonucu ortaya çıkmıştır. Sekülarizmin kökleri, İncil’in kendisinden ziyade Batılı aydın ve teologlar tarafından yapılan yorumlarda ve dinî dünya görüşü ile saf rasyonalist dünya görüşü arasındaki uzun süreli metafizik çatışmalarda aranmalıdır (al-Attas 2025, 41-42). Batı kültür ve medeniyetinin varoluş şartlarını anlamanın yolu sekülerleşme sürecini anlamaktan geçer. Seküler ideoloji, zamanla Hristiyanlığı da dönüştürmüştür (al-Attas 2025, 45-47). Attâs, Batı’nın kendi medeniyet ve bilgi anlayışını insanlığın ilerlemesinin öncüsü olarak sunmasını ve sekülerleşmeyi diğer din ve gelenekleri açıklayan evrensel bir paradigma olarak dayatmasını kesin biçimde reddeder. Sekülarizmin, dinin insan hayatının merkezinde yer almasına karşı geliştirilmiş bir ideoloji olduğunu; “gerçek inancı (iman) öldürücü bir zehir” gibi etkilediğini ve İslam’la kesinlikle bağdaşmadığını söyler (al-Attas 2025, 49-51). Zira, “İslam’ın dünya görüşü hem dünyayı hem de ahireti kapsar; burada dünya yönü ahiret yönüyle derin ve ayrılmaz bir şekilde ilişkilendirilmelidir ve ahiret yönü nihai öneme sahiptir” (al-Attas 2018, 1).
Attâs, sekülarizm ve sekülerleşmenin Müslümanların düşünce dünyasında dört temel etkiye yol açtığını belirtir: (i) madde ve ruh arasındaki düalist dünya görüşünü içselleştirilmesi, (ii) bilgi alanında kaos ve keşmekeşin ortaya çıkışı, (iii) bu durumun sonucu olarak yanlış ve niteliksiz liderliklerin yaygınlaşması ve (iv) İslam’ın ruhuna aykırı yabancı kavramların üretilmesi ve kullanılmaya başlanması (Aljunied 2019, 646). Oysa İslam, kutsal ile profan yahut madde ile ruh arasında böyle bir karşıtlığı kabul etmez. Batı’da üretilen ve evrenselleştirilen modern “bilgi, esas ve hakiki bilgi değildir; aksine Batı kültürü ve uygarlığı içirilmiş, onun ruhu üflenmiş ve onun maksadına göre ayartılmış bir bilgidir” (al-Attas 2025, 57). Bu nedenle İslamî bir eğitim anlayışının tesis edilebilmesi için Batı kökenli ıstılahların, kavramların ve değerlerin yeniden tanımlanması, açıklanması ve düzenlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Attâs, sekülarizm ve sekülerleşmeye karşı bir reddiye ve çözüm olarak bilginin İslamîleştirilmesi fikrini geliştirmiş ve İslamî değerlerinin hâkim olduğu bütüncül bir eğitim felsefesi inşa etmiştir.
Bilginin İslamîleştirilmesi veya Bilginin Batılılaşmaktan Kurtarılması
31 Mart-8 Nisan 1977 tarihleri arasında Mekke’de düzenlenen “Birinci Dünya İslam Eğitimi Konferansı”, bilginin İslamîleştirilmesi hareketinin başlangıç noktası kabul edilmektedir. Konferansta İslam ülkelerinden gelen âlimler, eğitimciler ve akademisyenler, eğitimin mahiyeti ve karşı karşıya bulunduğu meseleleri müzakere etmişlerdir. İsmâil Râcî el-Fârûkî (1921-1986), Seyyid Hüseyin Nasr (1933-) ve Nakîb el-Attâs konferansa katılan önemli isimler arasında yer almaktadır. Attâs, konferansta “Preliminary Thoughts on the Nature of Knowledge and the Definition and Aims of Education” başlıklı bir tebliğ sunmuştur. Bu tebliğinde ileri sürdüğü fikirler, hem 1978 yılında yayımlanan ve en bilinen eserlerinden biri olan Islam and Secularism’in bir bölümünü hem de 1980 yılında neşredilen The Concept of Education in Islam: A Framework for an Islamic Philisophy of Education (İslam’da Eğitim Kavramı: İslam Eğitim Felsefesi için Bir Çerçeve) adlı eserinin çekirdeğini oluşturmuştur.
Attâs, İslamîleşmeyi, “insanın ilk önce büyüden, mitolojik, animistik ve kabilevi kültür geleneğinden, sonra da aklı ve dili üzerindeki seküler tahakkümden kurtarılması” şeklinde tanımlar (al-Attas 2025, 222).
Malay dünyasında İslam’ın yayılmasıyla birlikte Malay toplumunun İslamîleşme sürecinin başladığını belirten Attâs, İslam medeniyeti ile İslamlaşma arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu vurgular. Ona göre İslam medeniyeti, “Dünyadaki Müslümanların kültürel çeşitliliği arasında halkların kendi içlerinden -İslam dininin temel unsurlarının nüfuz etmesi sonucu- ortaya çıkardıkları bir medeniyettir… Bu ortaya çıkış sürecine İslamlaşma denir… İnsanları bir arada tutan ve İslam ile uyumlu kabul edilen İslam öncesi medeniyetin temel ve övgüye değer unsurları İslam medeniyetinin bir parçası hâline gelir… Dolayısıyla İslam medeniyeti, çeşitlilik içinde birliğin yanı sıra birlik içinde çeşitliliğin de bir tezahürüdür” (al-Attas 2011, xv).
Attâs’ın temel eleştirilerinden biri de Müslüman toplumlarda seküler bilginin tahakkümüdür. Bilginin İslamîleştirilmesini, “insanın maddi ve ruhi boyutlarıyla seküler düşünce ve bilgiden bağımsızlaşarak özgürleşmesi süreci” olarak tanımlar. Bu özgürleşmenin bireysel, toplumsal ve tarihsel yönleri vardır. Dilin İslamîleşmesiyle birlikte düşünce ve mantık yapısı da İslamî bir karakter kazanır, böylece sekülarizmin prangasından kurtulan insan “ilk (aslî) tabiata rücu” eder (al-Attas 2025, 68). Dilin İslamîleşmesi Müslüman’ın Allah’a ve O’nun elçisine karşı aslî sorumlulukları unutması sebebiyle nefsine yönelttiği zulmün sona ermesidir. Attâs, Batı bilimleri ile İslam’ı uzlaştırmaya yönelik çabalara karşı eleştirel bir tutum benimser. Ona göre modern bilgiyi “olduğu gibi” kabul edip, ona bazı İslamî ilke ve disiplinleri yüzeysel biçimde ekleyerek bilginin İslamîleştirilmesini beklemek yanıltıcıdır. Bu yaklaşım, seküler unsurlarla dolu ve hastalıklı bir bilgi yapısına iyileştirici bir etki sağlamaz. Bilginin İslam potasında yeniden şekillendirilmesinde önce, seküler bilgi ve kavramlar tamamen tasfiye edilmelidir (al-Attas 2025, 179). Bilginin İslamîleştirilmesi; seküler bilgi ve kavramlardan kurtuluşu ve İslamî değerler ile dünya görüşünün hâkim olduğu bütüncül bir bilgi ve eğitim anlayışını ifade eder. Bu hedefe ancak İslamî temelli bir eğitim sistemi ve felsefeyle ulaşılabileceğini savunur.
Eğitim (Te’dip) Felsefesi
Nakîb el-Attâs, Müslümanların karşı karşıya bulunduğu üç temel ve hayati çıkmazdan söz etmektedir: (i) bilgide keşmekeş ve yanlışlık, (ii) edebin kaybı ve (iii) niteliksiz ve sahte liderlik. Bu üç çıkmaz, birbirini besleyen fâsit bir daire oluşturur. Ona göre Müslüman dünyadaki problemlerin temel sebebi bilgideki keşmekeş ve bunun yol açtığı edep kaybıdır. Niteliksiz liderliklerin ortaya çıkışı da bu iki meselenin bir sonucudur. Zira, edebin kaybolması düzensizlik, zulüm ve adaletsizliğin yanı sıra İslam dini ve hakikati hakkında bir bilgi karmaşasına yol açar. Bu fasit daireden çıkışın yegâne yolu, edep kaybı problemiyle doğrudan yüzleşmektir (al-Attas 2025, 125).
Edep, “davet” mânasına gelir. İbn Mes‘ûd’dan rivayet edilen “Şüphesiz bu Kur’an, Allah’ın yeryüzündeki sofrasıdır, öyleyse bu sofradan yer alın” hadisi, edebin davet boyutunu açık bir biçimde ortaya koyar. Bu davete icabet eden kimse, kendi yerini ve mevkiini bilir. Edep sahibi kişi, bir varlık veya nesnenin doğru yerinin bilgisini bilendir, yani hikmet sahibidir.
Attâs’ın düşünce sisteminde edep, “kişinin, fiziki, akli ve ruhi kapasite ve potansiyeline göre kendisinin tam (uygun) yerini bilmesini ve onu tasdik etmesini sağlayan bir disiplin” olarak tanımlanır (al-Attas 2025, 203). Bilme, kişinin kendi yerini bilmesine tekabül ederken tasdikleme ise bu bilgiye uygun olarak amel edilmesidir. Nitekim “İslam’da ne amelin eşlik etmediği bir bilgi ve ne de bilginin rehberlik etmediği bir amel, bir değeri haizdir” (al-Attas 2025, 205).
Akademik çalışmaları boyunca temel ve anahtar ıstılahların yanlış kullanımının basit bir dil meselesinden ziyade İslamî dünya görüşünün doğru algılanmasını engellediğini ve bu yüzden eğitim gibi kurucu bir kavramın titizlikle tanımlanması gerektiğini savunmuştur (al-Attas 2025, 195). Ona göre Müslüman dünyada eğitim için yaygın biçimde kullanılan terbiye ve talim kavramları, İslamî bir eğitim sistemini tam olarak karşılamaktan uzaktır. Terbiye kavramı sadece insanı değil; bitki, hayvan ve hatta maden gibi varlıkları da kapsar ve daha çok fiziki ve maddi büyümeyi ifade eder. Bu sebeple Attâs, “edebin insana yerleştirilmesi, ona talim ettirilmesi” şeklinde tanımladığı te’dib kavramını eğitimin en isabetli karşılığı olduğunu belirtir (al-Attas 2025, 169). Te’dib, rahmetten ziyade bilgiye (‘ilm) vurgu yapar ve hem ilmî hem de amelî boyutları bünyesinde barındırır. ‘İlm hakikatin tanımlanmasıdır. Böylece te’dib yani eğitim “tedrici olarak insana kazandırılan, yaratılış düzenindeki nesnelerin tam yerlerinin bilinmesi ve tasdikidir ki bu da peşinden, varlık ve oluş düzeninde Tanrı’nın tam yerinin bilinmesini ve bunun tasdikini getirecektir” (al-Attas 2025, 203).
Eğitimi bu kavramsal çerçevede temellendirdikten sonra bilginin tanımını, bilimlerin tasnifini ve nihayet İslamî bir eğitim kurumunun mahiyetini ele alır. Tüm bilginin kaynağı Allah’tır, bilgi ise “‘bir şeyin mânasının ya da sûretinin (form) nefste husûle gelmesi” ve “nefsin bir şeyin mânasına vusulü”dür (al-Attas 2025, 199). Varlıkta olduğu gibi bilgide de hiyerarşi ve düzen vardır. Bu nedenle, bilgide meşru otoriteyi ve hiyerarşiyi zayıflatan tesviye anlayışına karşı çıkar ve bilginin izafi değil, hakikat merkezli olduğunu savunur: “bilgi ya doğrudur ya da yanlış ya haktır ya da bâtıl” (al-Attas 2025, 126).
İnsanın ruhi ve bedeni boyutlardan oluşan çift (dual) yönlü doğasına paralel olarak bilgi de iki kısma ayrılır. Birinci tür bilgi, Allah’ın ihsanı olan ve vahiy yoluyla gelen bilgidir; hidayet ve kurtuluş için bütün Müslümanlara zorunludur (farz-ı ayn). Bütün din bilimlerini kapsayan bilgidir. İkinci tür bilgi ise akli ve felsefi bilimleri kapsayan edinilen (kesbî) bilgidir ve sadece bazı Müslümanlar için gereklidir (farz-ı kifâye) (al-Attas 2025, 217). Farz-ı ayn bilgi ruhun gıdası ve canıyken farz-ı kifâye bilgi insanın dünya hayatını kolaylaştıran ve anlamlandıran bir araçtır. Kesbî bilginin kendi başına belirleyici bir değeri yoktur, vahiy ile gelen bilgiye tâbi olmak durumundadır.
Attâs’a göre bilginin ve eğitimin nihai amacı “iyi bir vatandaş” değil “iyi bir insan” yetiştirmektir, yani İslamî terminolojiyle insan-ı kâmil mertebesine ulaşmış bireyler yetiştirmektir. Bu bireylerin yetişeceği kurum, “insan anlayışını yansıtmayan” ve “ilkesiz” Batı menşeli üniversite değil, te’dibi esas alan İslam üniversitesidir (külliye). Bu üniversite, farz-ı ayn bilginin merkezde olduğu, hakikatin anlaşılmasında multidisipliner yaklaşımı benimseyen bir ilim yuvası olmalıdır. Attâs’ın eğitim felsefesinde dinî ilimler hem bütün Müslümanlar için zorunlu hem de diğer ilimler için kurucu bir kaynak niteliği taşır. Nihai hedef ise seküler dünyanın “iyi bir vatandaşını” değil, kendi iç düzeninin ve sorumluluğunun bilincinde olan “hakiki insanı” yetiştirmektir.
Oryantalizm Eleştirisi
Nakîb el-Attâs, önde gelen oryantalizm eleştirmenidir. Oryantalizm eleştirisi, Malay dünyasında İslam’ın ve İslamlaşmanın tarihi, tasavvuf araştırmaları, Malay edebiyat tarihi ve filolojisi etrafında yoğunlaşır. Oryantalizm üzerine müstakil bir eser kaleme almamasına rağmen neredeyse eserlerinin hepsi Hollandalı ve İngiliz oryantalistlerin iddia ve teorilerine yönelik sistemli, kapsamlı ve akademik cevaplar niteliğindedir.
Malaya Üniversitesi’nde lisans öğrencisiyken kaleme aldığı Some Aspects of Sufism as Known and Practised among the Malays (Malaylar Arasında Bilindiği ve Uygulandığı Şekliyle Tasavvufun Bazı Yönleri, 1963) isimli eserinde, oryantalistlerin Malay dünyasındaki tasavvufa dair iddialarını analiz etmiş, özellikle sufilerle sihirbazlar arasında benzerlik kuran İngiliz sömürge yöneticisi ve araştırmacısı Richard Olaf Winstedt’i (1878-1966) eleştirmiştir.
The Origin of Malay Sha’ir (Malay Şiirinin Kökeni, 1968) adlı eserinde ise Andries Teeuw’un (1921-2012) Malay şiirine ilişkin bazı iddialarına karşı çıkarak meşhur Açeli mutasavvıf Hamzah Fansûrî’yi (ö. 1590?) Malay şiirinin öncüsü olarak kabul eder. Trengganu Yazıtı’nın doğru tarihini belirlemeye yönelik çalışması da oryantalistler arasında uzun süredir tartışılan bir sorunu çözmeye yöneliktir. Comments on the Re-Examination of Al-Rānīrī’s Ḥujjatu’l-Ṣiddīq: A Refutation (Al-Rānīrī’nin Ḥujjatu’l-Ṣiddīq’ın Yeniden İncelenmesi Üzerine Yorumları: Bir Reddiye) adlı eseri Hollandalı akademisyen Prof. G.W.J. Drewes’e (1899-1992) verilmiş eleştirel bir cevaptır. Drewes’in Hindistan kökenli Açeli mutasavvıf Nûreddin er-Rânîrî (ö.1658) hakkındaki değerlendirmelerini “anlamsız” ve “tutarsız” olarak nitelendirmiştir. Bu yönüyle Attâs külliyatının önemli bir bölümü, sistematik ve özverili bir oryantalizm eleştirisi olarak okunabilir.
Attâs’ın oryantalist çalışmalara yaklaşımı nativist ve dışlayıcı değil, aksine rasyonel ve bilimseldir. Öncelikle oryantalistlerin Malay dünyasına ilişkin literatüre yaptıkları bazı entelektüel katkıları teslim eder; ardından teorik, kavramsal ve metodolojik sorunları ortaya koyar. Ona göre Malay dünyasında İslam tarihinin yazımında beş temel oryantalist problem bulunmaktadır: (i) Özcülük, (ii) Malay dünyasındaki İslamlaşmada Arabistan kökenli etkilerin görmezden gelinmesi, (iii) oryantalistlerin yerel kaynaklara yönelik aşırı şüpheciliği, (iv) İslam tarihinin dönüm noktalarının geç tarihlere ötelenmesi ve oryantalist önyargılara dayalı tarihsel dönemlendirme ve (v) Batı kökenli kategorilerin ve kavramların yaygınlığı ve eksik anlaşılması (Aljunied 2015).
Nakîb el-Attâs, bütün bu iddialara cevap vermiştir. Oryantalist anlatılarda Malayların sözde geri kalmasının temel nedeni olarak İslam’ın gösterilmesine ve İslam’ın kültürel dönüşüm sağlamadığı iddiasına karşı çıkar. Aksine, Malay dünyasında İslam’ın yayılmasıyla birlikte yeni bir entelektüel ve tarihî bir dönemin başladığını savunur. Bu nedenle, oryantalizmin özcü eğilimine karşı çıkar. Diğer bir oryantalist eğilim ise Malay dünyasındaki İslam’ın Hindistan kökenli olduğu ve Arabistan’ın etkisini görmezden gelinmesidir. Buna karşın Attâs, İslam’ın bölgede yayılmasında Hadrami kökenli sufilerin rolüne dikkat çeker. İslam’ın Malay dünyasına gelişi ve yerel dil ve edebiyatın gelişiminin sömürgecilik öncesi bir süreç olduğunu vurgulayarak oryantalist dönemlendirmeleri eleştirir. Avrupalı aktörler yerine Malay şahsiyetleri tarih yapıcı özneler olarak merkeze alır. Bu bağlamda, Rânîrî’yi bölge tarihini evrensel tarih bağlamına yerleştiren ilk bilimsel tarihçi olarak görür ve Malay edebiyatının kurucu babası olarak Münşi Abdullah’ı (1796-1854) değil, Hamza Fansûrî’yi kabul eder.
Attâs, yalnızca oryantalizmin sorunlu yönlerini eleştirmekle yetinmez, onun nasıl aşılabileceğine dair yöntemsel öneriler de ortaya koyar: (i) Oryantalist araştırmaların eleştirel bir analizi, (ii) anlamlı katkılarının kabul edilmesi ve bilgi üretim sürecindeki hatalarının reddedilmesi, (iii) oryantalist teoriler ve kavramlar yerine yeni kavramlar üretilmesi (Attâs’ın düşüncesinde sekülarizme panzehir olarak bilginin Batılılaşmaktan kurtarılması), (iv) bunun sonucunda Malay dünyasının tarihinde İslam’ın rolünün kavranması ve bu öncül üzerine yeni teorilerin oluşturulması, (v) mevcut tüm kaynakların kullanılması ve yerel kaynakların yeni yöntemler ve bakış açılarıyla yeniden incelenmesi ve okunması, (vi) uygarlık gibi belirli terim ve kavramların doğru tanımlanması. Malay dünyasındaki İslam tarihine dair birçok çalışması, özellikle de Historical Fact and Fiction (Tarihsel Gerçek ve Kurgu, 2011) adlı eseri, oryantalizmi eleştirme ve aşma çabasının en yetkin örneklerinden biridir.
Sonuç
Seyyid Muhammed Nakîb el-Attâs, Malay dünyasında yetişmiş en önemli çağdaş İslam düşünürlerinden biriydi. Sistemli ve titiz bir âlim olan Attâs, Müslüman dünyanın düşünce hayatını derinden etkileyen sekülarizme yönelik kapsamlı ve felsefi bir eleştiri geliştirmiştir. Akademik kariyeri boyunca kaleme aldığı eserlerin hemen tamamında oryantalist düşüncelere, önyargılara ve teorilere akademik düzlemde cevaplar vermiştir. Attâs Müslüman dünyada sekülerleşme ve oryantalizm gibi hegemonik eğilimleri eleştirirken bunların panzehiri olarak da bilginin İslamîleştirilmesi fikrini ve İslamî dünya görüşü temelinde inşa edilmiş bir eğitim sistemini savunmuştur. Müslümanların karşılaştığı problemlerin kökenini niteliksiz liderlerden ziyade edep kaybı ve bilgi karmaşası ile alakalı olduğunu belirtmiş, bu nedenle Müslüman dünyanın İslamî bir eğitim felsefesine ve bütüncül bir çerçeveye sahip olması gerektiğini birçok eserinde ısrarla vurgulamıştır.
Umulur ki Attâs’ın mirası niteliğindeki sekülarizm ve oryantalizm eleştirileri ile eğitim yoluyla insan-ı kâmil idealine yaptığı vurgu, günümüz Müslüman âlimleri, akademisyenleri ve eğitimcileri tarafından titizlikle ele alınmaya ve tartışılmaya devam eder. Allah Teâlâ’dan niyazımız, ömrünü irfana ve İslam düşüncesine adamış bu mümtaz âlimin mekânını cennet, ilmî mirasını ise baki kılmasıdır.
Kaynakça
Abaza, Mona. “Intellectuals, Power and Islam in Malaysia: S. N. al-Attas or the Beacon on the Crest of a Hill.” Archipel 58, (1999): 189-217.
Açıkgenç, Alparslan. “Bilginin İslamileştirilmesi Yaklaşımı: Syed Muhammad Naquib Al-Attas”. Müslüman Dünyada Çağdaş Düşünce. C. 7: Güneydoğu Asya’da Müslüman Düşüncesi. ed. Lütfü Sunar, 187-223. Ankara: YTB, 2021.
Akgün, Tayfun. “From Istanbul to Johor: The Story of Khadijah Hanim”. Ottomans and the Malay World. ed. S. Ünay – S. F. Alatas, 75-114. Istanbul: IRCICA, 2025.
Alatas, Syed Farid. “An Ottoman Legacy for Malaysia: Rogayah Hanim”. Studies on the Relations between the Ottoman Empire and Southeast Asia. ed. İ. H. Göksoy – İ. H. Kadı, 209-226. Ankara: YTB, 2024.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. “Raniri and the Wujudiyyah of 17th Century Aceh”. Yüksek Lisans Tezi, McGill University, 1962.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. Raniri and the Wujudiyyah of 17th Century Acheh. Singapore: MBRAS, 1966.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. Some Aspects of Sufism as Understood and Practised among the Malays. Singapore: Malayan Sociological Research Institute, 1963.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. “The Mysticism of Hamzah Fansuri.” Doktora Tezi, SOAS, 1966.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. The Origin of the Malay Sha‘ir. Kuala Lumpur: Dewan Bahasa dan Pustaka, 1968.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. Preliminary Statement on a General Theory of the Islamization of the Malay-Indonesian Archipelago. Kuala Lumpur: Dewan Bahasa dan Pustaka, 1969
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. The Correct Date of the Trengganu Inscription. Kuala Lumpur: Museums Department, States of Malaya, 1972.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. Islam and Secularism. Kuala Lumpur: Muslim Youth Movement in Malaysia, 1978 (Türkçesi: M. Nakîb el-Attas. İslâm, Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi. çev. Mahmud Erol Kılıç. İstanbul: İnsan Yayınları, 2025).
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. “Preliminary Thoughts on the Nature of Knowledge and the Definition and Aims of Education”. Aims and Objectives of Islamic Education. ed. S. M. N. Al-Attas, 19-47. London: Hodder and Stoughton; Jeddah: King Abdulaziz University.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. The Concept of Education in Islam: A Framework for an Islamic Philosophy of Education. Kuala Lumpur: ABIM, 1980.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. A Commentary on the Hujjat al-Sadiq of Nur al-Din al-Raniri. Kuala Lumpur: Ministry of Culture Malaysia, 1986.
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. Prolegomena to the Metaphysics of Islam: An Exposition of the Fundamental Elements of the Worldview of Islam. Kuala Lumpur: ISTAC 1995 (Türkçesi: S. Muhammed Nakib el-Attas. İslâm Metafiziğine Prolegomena: İslâm’ın Dünya-görüşünün Aslî Unsurlarına Dair Bir Açıklama. çev. İlker Kömbe. İstanbul: Küre Yayınları, 2018).
al-Attas, Syed Muhammad Naquib. Historical Fact and Fiction. Johor Bahru: UTM Press, 2011.
Aljunied, Syed Khairudin. “Rescuing History from the Orientalists: Syed Muhammad Naquib al-Attas and the History of Islam in the Malay World.” Tafhim: IKIM Journal of Islam and the Contemporary World 6 (2013): 1-20.
Aljunied, Syed Khairudin. “Deformations of the Secular: Naquib al-Attas’s Conception and Critique of Secularism”. Journal of the History of Ideas 80, 4 (2019): 643-663.
Daud, Wan Mohd Nor Wan. The Educational Philosophy and Practice of Syed Muhammad Naquib al-Attas: An Exposition of the Original Concept of Islamization. Kuala Lumpur: ISTAC, 1998.
![]() |
Tayfun Akgün Boğaziçi Üniversitesi Beşerî Bilimler (Humanities) Dersleri Koordinatörlüğü’nde öğretim görevlisidir. Osmanlı-Güneydoğu Asya ilişkileri, Malay dünyasında İslamî reform hareketleri, modern Malezya tarihi ve akademik bilgi üretimi üzerine çalışmalar yapmaktadır. |

Tayfun Akgün
Boğaziçi Üniversitesi Beşerî Bilimler (Humanities) Dersleri Koordinatörlüğü’nde öğretim görevlisidir. Osmanlı-Güneydoğu Asya ilişkileri, Malay dünyasında İslamî reform hareketleri, modern Malezya tarihi ve akademik bilgi üretimi üzerine çalışmalar yapmaktadır.
